1996 yılında, daha ilkokuldayken, doktor olmayı aklıma koymuştum. Ailemden uzakta, yatılı olarak okuduğum Fen Lisesi’nden sonra, üniversite sınavında Türkiye 40’ıncısı olarak, hayalimi gerçekleştirebilmek amacıyla Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kabul edildim. Zorlu eğitim süresince haftalarca hazırlandığım komite sınavlarımı başarıyla geçtim.

Stajyer olarak kliniğe başladığımda hayallerime ulaştığımı düşünüyor, kendimi artık doktor olarak görüyordum. Uykusuzluğa, yorgunluğa,  zorluklara katlanıyor, yılgınlık duymuyordum. İlk kez staj dönemimde hekime ve sağlık çalışanlarına şiddetle karşılaştım, hem de Türkiye’nin en gözde tıp fakültesinde hasta yakınlarından kendilerini koruyabilmek için odaya kilitleyen meslektaşlarım olduğuna şahit oldum.

Hasta yakınlarının kendilerine özveriyle hizmet eden, kendilerine yardım eli uzatan sağlık çalışanlarına nasıl böyle davranabildiklerini anlamakta zorlandım. Ardından bu olay unutuldu ve son sınıftaki yoğun çalışma temposu sırasında sık sık duyduğum ve bazılarına şahit olduğum şiddet olayları, darp edilen sağlık çalışanları, ölümle tehdit edilen hekimler ve öldürülen meslektaşlarıma ait haberler hiç bitmedi.

Mecburi hizmet dönemimde taşrada her gün yüzlerce hastaya bakmama rağmen, ilçedeki hastaların kıymet bilirliği ve verilen hizmeti minnetle karşılamaları beni yeniden umutlandırdı ve heyecanlandırdı. Her gün yüzlerce hastaya bakıp insanların iyileşip, onların abisi kardeşi kimisinin de oğlu olduğum zaman anlamıştım bu mesleği her şeye rağmen yapmaya devam edeceğimi…

Uzmanlık sınavında hayalim olan Plastik Cerrahi bölümünü kazandığımda, sorumluluğumun ve iş yükümün artmasına rağmen yakınmaksızın çalışmaya devam ettim. Her gün sabah güneş doğmadan hastaneye gidip, hiçbir ayrım yapmadan tedavilerinin her aşamasında yer aldığım hastalarım benim için çok önemliydi.

Olay günü acilde, emeğini elleriyle kazanan, parmaklarını makineye kaptırmış inşaat işçisi hastama 3 dakika içinde ulaştığımda, yakınlarının büyük öfkesiyle karşılaştım. Soruna o anda acil müdahale ve çözüm istiyorlardı. Hastaya ilk müdahalesini yaptıktan sonra kopan parmakların en hızlı ve sağlıklı biçimde yerine dikilmesi için sevk işlemlerini başlattım. Hasta ve yakınlarına, Sağlık Bakanlığının bu tür müdahaleler için sadece Denizli ve Muğla’daki iki kurumu yetkili kıldığını, başka kuruma yasal olarak sevk edemeyeceğimizi anlattım.

Hasta yakınları İzmir’e gitmek istediklerini söyleyince özel bir ambulansla transportlarının sağlanması için girişimlerde bulundum.. Hastaya müdahale için 6-12 saat zamanları olduğunu, özel ambulansın çağrıldığını anlatmaya çalıştım.

Birden kendimi, altı kişi tarafından kıyasıya darp edilirken buldum. Kameralar çalışmıyor, tecrübesiz ve yetersiz güvenlik görevlileri yardım edemiyor, beyaz kod işlemiyordu.
Sonuçta tutanaklar, adli raporlar, kamu amirlerinin kınaması, basın açıklamaları. Ben de gittikçe daha sık tekrarlanan hekime şiddet olaylarının bir parçası olmuş, öğrenimime başlarken hiç aklıma gelmeyen biçimde, acılarını içimde hissettiğim hastaların yakınları tarafından maddi ve manevi olarak incitilmiştim.

Ağır ve özverili bir eğitimle, yine özverili biçimde çoğu zaman zor koşullarda hizmet veren hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önüne geçilmesi çalışmalarının artırılması gerektiğine, bu konuda yasal ve sosyal güvence kısıtlaması gibi somut caydırıcı önlemler alınması gerektiğine, her şeyden önce toplumun daha iyi bir eğitim düzeyine ulaştırılması çabalarına ağırlık verilmesi gerektiğine inanıyorum.

Araştırma Görevlisi Dr. Kadir Çiçek
Adnan Menderes Üniversitesi
Plastik, Rekonstruktif ve Estetik Cerrahi ABD

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here