..Tıp Bayramı.. 16 yaşında başlar doktorluk..

..Tıp Bayramı..

16 yaşında başlar doktorluk.. Üniversite sınavında Tıp Fakültesini kazanmak için daha yıllar öncesinden başlarsın geceli gündüzlü çalışmaya.. Herkes sokaktayken sen masandasındır, herkes uyurken sen masanda.. Üniversite sınavında yüzde birlik dilime girmek zorundasındır, doktor olacaksın ya.. Aylarca çalışıp, kazandığında bitti sanırsın, herşey yeni başlıyor olsa da..

Altı yıl boyunca, üniversiteyi kazanmak için verdiğin emeğin on katını verirsin.. Binlerce bilgi, milyonlarca tanım, fizyolojiden anatomiye, genetikten embriyolojiye kadar insanın her santimini öğrenirsin.. Becerir de bitirebilirsen bir diploma verirler eline.. Annen baban akrabaların tebrik ederler.. Gurur duyarlar.. Sen yine bitti sanırsın, herşey yeni başlıyor olsa da..

Bir kanun gelir önüne: mecburi hizmet.. Diplomanı dönüşte alırsın der sana devlet.. Toplar valizini gidersin, dağ dere tepe demeden, bazen en yoğun hastanenin aciline bazen kervan geçmez bir sağlık ocağında sobanın önüne..

Ne zaman gururla “Doktorum!” desen o soruyu bulursun karşında “Tamam doktorsun da, ne doktorusun aslında?”.. Yine eksik kalmıştır anlayacağın.. Yeni bir sınav koyarlar önüne Tıpta Uzmanlık Sınavı.. Dünyadaki tüm sınavlar içerisindeki en zor beş sınavdan biri olarak kabul edilir kendisi.. Altı yılda öğrendiğin gerekli gereksiz ne varsa satır aralarından bulunup gelir önüne.. Yine dersane.. Yine kitap.. Yine sınav.. İnsanlar evlenmeye başlar sen masandasındır.. Dışarda eğlenirler, sen masandasındır.. Arkadaşların çoktan para kazanmaya başlar, sen masandasındır..

Uzmanlık sınavını da kazanırsın.. Asistanlık başlar.. Asistanlık dediğin şey, yer yüzündeki hiç bir şeye benzemez.. Hocan gelir kızar, hemşiren gelir kızar, kıdemlin gelir kızar, hastan gelir kızar.. Gün aşırı nöbet tutarsın.. Her sabah en geç yedide serviste hazır olursun.. Akşam kaçta çıkacağın bilinmez.. Genelde ya bir sandalyede ya da başını dayadığın bir masada adına uyku denirse, uyursun işte.. Arkadaşlarının çocukları olur sen masandasındır.. Yurt dışı gezilere çıkarlar sen masandasındır.. Şirket kurup, patron olurlar sen masandasındır.. Olur ya bir an şöyle bir derdini anlatacak olsan: “Ama senin mesleğin çok kutsal” derler, bütün derdin boğazından geri döner..

Gün gelir asistanlık da biter.. Meraklanma öyle hemen başlayamazsın hayata.. Devlet baba seni yine mecburi hizmete gönderecektir.. Seni bekler ülkenin ucu bucağı.. Gidersin.. Ameliyat derler yaparsın, çocuk derler bakarsın.. Yara derler sararsın, yaşlı derler susarsın.. Tam rahat ettim diyeceğin anda.. Doçent misiniz? diye sormaya başlarlar.. Hala bitmediğini anlarsın..

Ne eşini görebilirsin, ne çocuğunun büyüdüğünü.. Şikayet etmek haddin de olmaz hakkın da.. Çünkü senin mesleğin çok kutsaldır.. “Ama hocam senin elinin altındaki insandır”..

Tüm bu emeklerin karşılığında emin olun para değil istediğimiz.. Futbolculara layık gördüğünüz milyon dolarlık hayatları bizlere layık görmeyeceğinizi biliyoruz.. Madem ki bizim mesleğimiz kutsal.. Madem ki emeğimiz, hakkımız çok.. Madem ki bizim elimizin altındaki insan.. Lütfen şunu unutmayın, sizin üstünüzdeki o elin sahibi de insan.. Bir güler yüzü fazla görmeyin.. Polikliniğin kapısını vurup gitmeyin.. Odadan girdiğinizde, karşınızdaki hekimin 16 yaşından beri her şeyini sizin sağlığınız için ertelediğini unutmayın.. Bizler bu uğurda gençliğimizi, yaşantımızı, ailelerimizi, hayatlarımızı sizler için ikinci planda bıraktık.. Beyaz önlük giyip, yemin ettik.. Hiç mi saygıyı hak etmedik?

Bu şerefli mesleğin, onurlu tüm neferleri.. Tüm sevgili önlükdaşlarım, arkadaşlarım, kardeşlerim, hocalarım.. 14 Mart Tıp Bayramımız kutlu olsun.. Her türlü zorluğa rağmen; emeğini, gençliğini, hayatını, memleketimizin insanından esirgemeyen dostlarım; Allah hepinizden razı olsun.. Bayramınız kutlu olsun..

Dr. Kinyas Kartal

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here