Geçenlerde bir yerde  dikkatimi çekti: Doktor yazarlarımızdan birinin bir eseri hakkında övücü sözler sarf eden bir okur “doktor olduğu halde ne kadar güzel yazmış” gibi bir şey söylüyordu. Bahsedilen “doktor yazar” kimdi, şimdi hatırlamıyorum. Belki Kemal Sayar, belki Erol Göka…
Oysa doktorlarımızın sanatın birçok dalında ve bu arada yazı alanında sergiledikleri başarılar hekimlik kabiliyetlerini bile çoğu zaman gölgede bırakacak kadar parlaktır.  Galiba Cenap Şahabeddin’ in sözüydü: Tıbbiyeden her şey çıkar, arada bir doktor da çıkar.  “Elhan-ı Şita” şairinin  kendisi de doktordu bu arada.

“Yazar doktorlar” veya “doktor yazarlar” arasında bana en ilginç gelen isim Anton Çehov.   T anımasam doktor olduğuna inanmam . Neden bilmiyorum. Modern öykü türünün babasını kulağında stetoskopla düşünemiyorum bir türlü. Belki de hikâyelerindeki “birbirinden sıradan” karakterleri düşündüğüm için.
Çehov da bizim Cenap gibi bir koltukta taşıdığı iki karpuzu espri konusu yapmaktan geri durmamış.  “Tıp nikâhlı karım, edebiyat metresim. Birine kızarsam, geceyi öbürüyle geçiririm” sözü  meşhur.
Terzi kendi söküğünü dikemezmiş. Doktor Çehov henüz 44 yaşındayken veremden öldü.  Gerçi doktor değildi ama “Bizim Çehov’umuz”  Ömer Seyfettin de 36 yaşında şekerden öldü. O devirde bu hastalık kolay teşhis   edilemiyor ve tedavisi bilinmiyordu . Zamanın  anlı şanlı doktorları nevralji teşhisi koymuşlar, ölümünden sonra yapılan otopsiyle hastalığının şeker olduğu anlaşılmıştı.
(Şeker hastalarını kurtaran insülin aşısı dünyada ilk defa 1922 ’ de uygulanmaya başladı. Yani Ömer Seyfettin ’ in ölümünden iki yıl sonra! )
Nerede kalmıştık? Doktor yazarlar  diyorduk …   İnanmak zor ama Sherlock Holmes ’ un yazarı Sir Arthur Conan Doyle da doktor. Bir ilginç doktor da  François Rabelais.
On parmağın da Allah vergisi on marifet olan  Friedrich von Schiller şair, filozof, tarihçi ve  tiyatro yazarı olmanın yanında bir de doktordur. Alman şairin felsefi metinleri veya tarih çalışmaları pek bilinmez. Ama “Neşeye Övgü” şiirini bilmeyen yoktur nerdeyse. Çünkü “Gelin insanlar kardeş olalım” diye başlayan bu şiiri Beethoven ünlü 9. Senfoni’sinin bitiş bölümü için bestelemiş, yıllar sonra Avrupa Birliği bu parçayı resmi marşı olarak kabul etmiştir. (Schiller’in Haydutlar adlı oyununu da Verdi  operaya dönüştürmüştür ama bu eser Aida operası veya Nabucco kadar adı herkesçe bilinen eserlerinden değil.) Ne yazık ki “doktor Schiller” de henüz 44’ünde, yani doktor Çehov’un yaşında yine yıllar içinde ilerleyen akciğer hastalığı yüzünden hayatını kaybetti.
Hem tarihte hem de günümüzde hekimlerimizin diğer sanat dallarından ziyade edebiyat ve şiirle ilgili olduğu görülüyor.   Milli  ş airimiz  veteriner hekim Mehmet Akif  baş t a  olmak üzere, Halil İbrahim Bahar ve Ceyhun Atuf Kansu’dan Hüsrev Hatemi’ye, Süleyman Portakal’dan Ahmet Uğur Keltek’e ve Alper Gencer’e kadar…
Bir de klasik Türk musikisi alanında daha etkinler  hekimlerimiz . Selahattin İçli,  Şükrü Şenozan, Alaaddin Yavaşça, Nevzat Atlığ gibi isimleri düşünün… Günümüzde de bu geleneği Ahmet Rasim Küçükusta, Adnan Çoban gibi isimler sürdürüyor. Doktorların resim sanatındaki temsilcileri diğer dallara göre az. Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver ressam, minyatürcü, tez hipçi  ve hattattı.  Onun dışında doktor ressam hatırlamıyorum.
Uzun sözün kısası, başta edebiyat olmak üzere , sanatın her türünde eser veren doktorlarımız var. Ressamlar, müzisyenler,  hatta ses ve  sahne sanatçıları. (“Güzel sanatlardan biri olarak siyaset” ve siyasetteki doktorlar ayrı bir yazı konusu…)
Peki, doktorlarımızın sanata ve edebiyata yönelik ilgisinin gerisinde ne var? Boş vakitlerinin çok olması mı, ortalamanın üstünde zekâya ve ekstra duyarlığa sahip olmaları mı, yoksa yaptıkları işin soğukluğundan kaçıp sığınılacak liman olarak sanatı bulmaları mı?
Belki de hepsi.
İbrahim Kiras 

Bir Cevap Yazın