Ülkemizde doktorlara ve sağlık çalışanlarına karşı şiddet olayları inanılmaz derecede arttı. Felaket tellallığı yapmak değil amacım fakat amacı hayat kurtarmak olan, yıllarca doktor olabilmek için okullarda dirsek çürüten, herkes yatağında uyurken gecesini gündüzüne katan doktorlarımızın maalesef vermiş olduğu emek bir çırpıda ”yok” sayılıyor.

Her yiğidin harcı değildir, doktor olmak. Emek gerekir, para gerekir, en önemlisi fedakârlık gerektirir. Yaşıtları dışarda oyun oynarken, sinemalarda eğlenirken, evlerinde ders çalışan, doktor olmayı hedeflemiş çocuklar gördüm ben.

Ailesinin okutmaya durumu yoktu Fatma’nın. Üniversite sınavına girmiş fakat benim için kutsal mesleklerden olan öğretmenliği kazanmıştı. Amacı doktor olmaktı. Bütün yılını küçücük odada test çözerek, ev ve okul arasında geçirdi. Üniversite sınavını kazandı. Okudu, doktor oldu. Doktor olmanın onun için anlamı farklıydı. Amacı yüksek maaş kazanmak değil, hayat kurtarmaktı.

Dar gelirli bir ailenin oğlu olan Ali yıllarca uzman doktor olmak için çalışmış, doktor olmuştu. İlk hastasını kaybedişi onun hayatta ilk yıkılışı oldu. 60 yaşlarında mide kanseri olan yaşlı kadını ameliyata aldığında kanserin tüm vücudunu sardığını görmüş müdahale etmeden bırakmıştı. Ameliyata girmeden ”Sana güveniyorum.” diyen sesler kulaklarından gitmiyordu. Nereden bilebilirdi ki kendisinin de yıllar sonra bağırsak kanserine yakalanacağını.

Ameliyata alınacak olan anne narkozdan önce ” Geride 5 çocuğum var, beni uyutmayın.” diye yalvarırken ”Sana söz veriyorum, uyanacaksın.” diyordu doktor. Ameliyat sonrasında ise uyanamayacağından korkarak ”Uyan! Uyan! Sana söz verdim, haydi uyan !” diyerek, hastasının yanaklarına hafif hafif dokunuyordu.

Anjio sırasında 3 damarı tıkalı hastasını sağlığına kavuşturmak için uğraşan doktor maalesef damarlardan birini açamamıştı. Ailesine durumu bildirmek için dışarı çıktığında, her yeri terden sırılsıklamdı. Endişeli gözlerle durumu ailesine anlattı. Gözlerinin içinde acıyı gördüm. Stent taktığı hastasını muayeneye geldiğinde ise o gözler ışıl ışıldı. Yine bir hayat kurtarmıştı.

Karnında bebeği ölen kadını kurtaramayacağından endişelenen doktor, başarılı bir operasyondan sonra evine giderken tıpkı, parka giden çocuklar gibiydi.

Yolda kaza yapan araçta yaralı olabileceğini düşünen doktor arabasını sağa park ederek,  yaralıların yanına koştuğunda nereden bilebilirdi ki içkili araç kullanan, acımasız biri tarafından ezileceğini?

Hayatımızı emanet ettiğimiz doktorlarımız sizce, saygıyı hak etmiyorlar mı? Onlarında kendilerine ait hayatları olduğunu düşünerek, biraz empâti yaparak, lütfen hak ettikleri saygıyı gösterelim. Bir gün ihtiyacımız olduğunda canımızı emanet edeceğimizi unutmayalım.

Yazar : Dilek ERDEMLİ

Bir Cevap Yazın