Genç meslektaşım,
En az altı yıl sürmüş olan ve dünyanın en zor ve ağır eğitimlerinden biri olan tıp eğitimini tamamladın nihayetinde. Öncelikle tebrik ederim, iyi ki geldin aramıza.
“Hükümetin Değil Halkın Doktoruyuz”, “Proleterleşen hekimler işçi sınıfı saflarına”, “Dr. Che’nin İzindeyiz”, “Sağlıkta şiddet istemiyoruz” gibi pankartlardan birini tutuyordun belki mezuniyetinde; emeğinize, yüreğinize sağlık, pırıl pırıl görünüyordunuz.
Bunun yanında bu pırıl pırıl fotoğraflarınıza bakarken içim burkulmuyor da değil; çünkü biliyorum, tıp fakültelerinden özel hastanelere gönderilen çoğu hocanın eksikliği nedeniyle derslerine asistanların girdiği oldu ve YÖK’ün kontenjan çılgınlığı nedeniyle mahşer yeri haline gelmiş amfinde boş yer bulabilmek en büyük sevinçlerindendi. O güzelim mezuniyet karelerine tek bir kadavra görmeden, fleksör kasların tendonlarına, A. Carotis İnterna’ya, mitral kapakçığa,… dokunmadan girenleriniz oldu, biliyorum… Bunun yanında “daha şanslı” olup da don giydirilmiş kadavradan (!) anatomi öğrenenleriniz de oldu, biliyorum…
Stajlarınızda ve intörnlük döneminizde hastanenin her türlü angarya işi üzerinize yıkıldı, sağlığınız, güvenliğiniz ve emeğiniz yok sayıldı, şanslı olanlarınız biraz harçlık aldı ve hastanenin yemeğinden faydalanabildi; biliyorum…
Tıpta Uzmanlık Sınavı kitaplarından neye yaradığını bilmediğin, klinik bilgi ve becerilerini geliştirmekten çok uzak onca “bilgi”yi ezberlerken sen gece gündüz, kimi cemaat/tarikat mensubu sınıf arkadaşlarının kıllarını kıpırdatmadan sınav sorularını elde edip senin hedeflediğin bölümlerde uzmanlaşacağını bilmenin azim kırıcılığını biliyorum…
Mecburi hizmette dımdızlak kaldığında, eğitim hayatında edindiğin klinik bilgi ve becerilerinin mevcut sağlık ortamı için ne denli yetersiz kaldığını anladığında düşen omuzlarını, 24 saatte 498 hasta bakmış bir meslektaşın olarak çok iyi biliyorum… Kızgınım hocalarımıza, sana olduğu gibi bana da kimse anlatmamıştı detaylı fizik muayenenin inceliklerini işlediğimiz derslerde gerçek hayatta bir hastaya 2 dakikadan fazla zaman ayıramayacağımızı… Biliyorum nasıl lanet edeceğini…
Yetersiz süre ve koşullarda yüzlerce derde deva olmak için aç ve uykusuz kaldığın gecenin 4’ü vaktinde, bir haftadır süren burun akıntısı şikayetiyle acil servise başvuran hastana senden “bekletilen” güler yüzü gösteremediğin için kafana yediğin yumrukların nereni acıttığını bilememe halini çok iyi bilirim. Öyledir, vurulan yer acımaz, edilen küfür duyulmaz; hepsi onuruna, emeğine, şevkine iner bir bir…
Her şeye rağmen, sağlık güvencesi olmadığı, Genel Sağlık Sigortası prim borcu olduğu ve katkı payını ödeyemediği için muayene etsen de tedavi edemeyeceğin hastanın ve annesinin yüzüne nasıl bakamadığını, “şu an yer yarılsa da hep beraber içine girsek” dileyeceğini çok iyi biliyorum.
Nöbetlerini ayarlayamadığın için ya da geçici görevle bilmem nereye gönderildiğin için ameliyat olan annenin yanında olamama halini, annene bakan meslektaşlarınla telefonda konuşurken yaşayacağın eziklik duygusunu çok iyi bilirim.
İktidar partisinin bilmem ne kolundan yükseltilmiş başhekimin, müdürün, CEO’nun tepene binmesine, yazdığın her adli rapora maydanoz olmaya yeltenen kolluk kuvvetlerine karşı vereceğin mesleki bağımsızlık mücadelesiyle dalga geçen gözlere içinden ne küfürler edeceğini, ama bir yandan da 10 yıl sonra onlardan biri gibi kayboluverme korkusunu derinden hissedeceğini çok iyi bilirim.
Bu yazı daha çok uzar. İyisi mi bu bildiklerimi burada kesip, bildiğim başka şeylerden de bahsedeyim. Seninle aynı sorunları farklı şiddetlerde ve şekillerde yaşayan binlerce hekim ve sağlıkçı var bu memlekette. Herkes mesleki bağımsızlık, iş güvencesi, işçi sağlığı ve güvenliği, özlük hakları, gelir sorunları, eğitim yetersizliği, idari baskılar ve ne yazık ki en çok da şiddet ile boğuşup duruyor. Ancak sanma ki herkes “ah, vah” deyip bir kenara çekiliyor, sanma ki herkes çakmak çakmak bakan genç gözlerinle alay edenler gibi çürüyor…
Bak bu memlekette bir Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve buna bağlı Tabip Odaları var hemen hemen her ilde/bölgede. Şimdi senin diplomanı senden esirgeyip eline tutuşturdukları geçici mezuniyet belgenin yanına sen bir de Tabip Odası Üyelik Kartını ekle; hemen, hiç vakit kaybetmeden. Derdin hepimizin derdi olsun, kolektif mücadelemizde senin de emeğin, tuzun olsun.
Bak başka kimsemiz yok, cenazelerimize bile silahlı korumalarla terör estirerek geliyorlar; bizse tabutumuza el veriyoruz, bu cinayetlerin, bu şiddetin hesabını soruyoruz. TTB şöyleydi, böyleydi diye sövenlere kulaklarını tıka; az önce saydığımız “gerçek” sorunların hepsini dert eden ve hepsiyle mücadele eden Türk Tabipleri Birliği’nden başkası, ötesi yok bu ülkede. Hep geveleyenler olur “TTB siyaset yapıyor” diye; “gerçek” sorunlarla boğuşmak, mesleki bağımsızlığımız, daha iyi bir sağlık ortamı, halkın sağlığı, ülkemizde, bölgemizde ve tüm dünyada koşulsuz barış, amasız/acabasız insan hakları için mücadele etmek siyaset yapmaksa, evet, memlekette bizden duru siyasetçi olmadığını gururla söyleyebilirim kardeşim…
Gel sen de, hemen, bu gönüllü ve onurlu beyaz orduya el ver; kendin, mesleğin ve halkın sağlık hakkı için… Haydi, bekliyoruz seni, senden taşan enerjinle gel genç kardeşim; lazımsın…

kaynak: Ileri Haber

Bir Cevap Yazın