ACİL SERVİSTE BİR DRAM

Bugün Acil Serviste bir drama şahit oldum.
10 lu yaşlarında bir çocuk, suda boğulma vakası ile acile getirildi. 112 ambulansı getirdi, o eskilerin “canavar düdüğü” dediği sireni çala çala.
Derhal resütitasyon odasına alındı.
Oda bir anda sağlık ekibi doldu.
Hani o kimilerinin bağırıp çağırdığı, silah çektiği, bıçakla saldırdığı sağlıkçılar var ya?
İşte onlar bir anda doluştular odaya.
Kimisi damar yolunu açtı, kimisi solunum yolunu.
Kimisi kablolar bağladı çocuğun göğsüne, kimisi başladı kalp masajına.
Yatakta yatanın kim olduğunu, hangi dili konuştuğunu, hangi ırktan olduğunu, hangi ailenin çocuğu olduğunu bilmeden, belki de kendi çocuklarını düşünüp 10 kişi birden hayata döndürmeye çalıştılar zaten ex gelen çocuğu.
“Bir çocuk daha vardı” dedi 112 görevlileri.
“Hani nerde?” ler, meraklı meraklı bakışlar savruldu çevreye.
“Toros’a yönlendirdi ana komuta” dedi 112 ci. Dedi ama dediği gibi bir “canavar düdüğü” daha duyuldu acilin girişinde.
“Çeklin, yol verin” nidaları arasında ikinci çocuk da bizim resütitasyon odasına alındı.
Alınsa ne yazar? O da ex geldi.
Olur mu?
Olmaz!
İlla müdahale edilecek!
İlla o kalp masajı yapılacak!
Öldürmeyen Allah öldürmez!
“Hadi, hadi, hadi”
“Sen yoruldun geç şöyle ben devam edeceğim”
“Diğeri ne alemde?”
“Tepki yok”
“Devam, durmayın”
Ta ki geçti aradan sen de 30 ben diyeyim 45 dakika.
Hani o kimilerinin “öldürülmeye müstahaksınız” dediği sağlıkçılar, zaten ex olarak gelen iki çocuğu Yaradan’a sığınıp geri getirmeye çalıştılar.
Mersin’in sıcak, kavurucu, nemli, pis havasında hiçbir işe yaramayan klimanın altında terlemedik yerleri kalmadı.
Olmadı.
Geri döndüremediler zaten ebedi yolculuğuna çıkmış iki çocuğu.
Nasıl bir cansiperane çalışma?
Ex geldiği yüzde yüz belli olan çocuklara “Canı veren de sensin alan da sen! Ya Rabbi yardım et bize” diyerek dört bir koldan girişilen müdahale.
“İsimleri nedir”
“Tanıyan bilen yok isimsiz aldık geldik”
“Arkadaşları falan yok muymuş”
“Denizden çıkaranlar oradaki esnaf. Tanıyan bilen yok”
Derken bir ses duyuldu. “Çocuklardan birisinin kolunda adı soyadı yazıyor”
“Nasıl yani”
“Bakın bakın, hem de dövme ile yazılmış”
“Süs olmasın”
“Yok süs değil, alelade yazılmış”
“Ne yazıyor”
“Falanca filan”
“Sistemden bakın hemen var mı öyle bir kayıt”
“Evet var, 2005 doğumlu falanca filan”
“Adres, telefon bilgisi”
“Var var adresi de var telefonu da var”
“Memur bey siz görüşün, şimdi biz anlatamayız durumu”
Konuşmalar sürerken 2 boy amerikan bezi kesildi.
Anestezi teknisyenleri çocukların kuma bulanmış yüzlerini temizlediler.
Göz kenarlarında kalan kum tanelerini, teker teker aldılar.
Nazikçe yüzlerini yıkadılar.
Birazdan aileleri geldiklerinde en azından pis görmesinler yavrularının son hallerini diye.
Haber geldi.
Kolunda adı soyadı dövme ile yazılmış olan ve diğer çocuk akraba imiş.
Neden adı soyadı koluna yazılmış, hem de dövme ile?
Memur dedi ki; “Annesi çıktı telefona. Oğlum sağır dilsizdir. Adını biz yazdırdık koluna. Ne oldu?”
Diyemedim ki böyle böyle oldu. “Bacı oğlun şu an hastanede. Anlaşamadığımız için birinizin gelmesi lazım”
Geldi anne.
Gelmez olaydı.
Görmez olaydı.
Yaşamaz olaydı.
Nasıl bir feryat ki tüm hastaneyi ayağa kaldırdı.
Nasıl bir can acısı ki bu yürek acısı, Allah’ım kimseye yaşatmasın.
Diğer çocuk….
Kuzenlermiş.
Onun ailesine de gelen bu aile haber verdi.
Nasıl bir dram?
Ha içeride bunların yaşandığını bildiği halde kafasını uzatıp “biz ne zaman muayene olacağız” diyen başka bir hasta da apayrı bir “tez” konusu.
“Senin burada ne işin var, sen psikiyatriye git öncelikle, sürüngen, nefes alması haram yaratık” diyesim geldi de diyemedim.
Allah Rahmet eylesin her iki çocuğu da….

Tolga Baydar

1 YORUM

  1. Harika yazı yüreğine emeğine sağlık kardeşim. Yazının sonundaki içinden sövmek gelen ama kendini tuttuğun adama ne desen haklısın ama şizofren deme kardeşim. Şizofreni hastalarına haksızlık şizofreni bir hastalık ve onların suçu ve hatası değil. Selametle..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here