Yeni bir yıl..

Acılar, üzüntüler..
Mutluluklar, sevinçler..
Umutlar, beklentiler..
Doğumlar, ölümler..

Kağıt toplayan Mehmet bey’in beklentisi doğum gününde arabasını kartonlarla doldurmak kadar..

Böbrek yetmezliği hastası Yusuf Arda’nın mutluluğu hayalini kurduğu Transformers Robota kavuşmak kadar..

Ayşe hanım’ın üzüntüsü Akciğer kanseri annesinin son haline dayanamamak kadar..

Ahmet dede’nin sevinci yirminci torunu kucağına almak kadar..

Üzüntüsü, beklentisi, acısı..
Fark eder mi?
2015 ve ya 2016’sı..

Bir çocuk doktoru meslektaşım kaleme almış bugün başından geçen bir anıyı..
Lösemi (Kan kanseri) tanısı ile tedavisini verdiği bir çocuğun amcası ile geçen diyalogları paylaşmış ve sonuna şu soruyu eklemiş..

“Ne yapmışlar bize böyle?.”

“Dün, dört yaşında bir kız çocuğuna trombosit verdim..
Amcası ilgilendi benle..
Şivesinden belliydi doğulu olduğu; “al beni sırtına, eve götür…” desem, gık demeden yapardı..
Ayranlar, sular falan taşıdı sürekli..

Uzun sürüyor trombosit vermek..

”Şırnak’lıyız biz, kürtüz. helâl et hakkını… ” dedi..
Sormadım ki..
Valla sormadım..
Bana ne?.
Neden söyledin sanki?.
Söylerken mahçup mahçup neden baktınki?.

Ne hale gelmişiz biz ya?.

Sımsıkı sarıldım..
Hastaneden ayrıldım, elimde aldığı suyun pet şişesi, ona baka baka ağladım..

Hiç utanmam ben ağlamaktan..

Dört yaşında yeğeni kan kanseri adamın aklına gelene bakın..

Ne yapmışlar bize böyle?.”

Şimdi bu gece yatağınıza yatarken, kafanızı yastığınıza koyduğunuzda bir düşünün;

‘İNSANLIK’ tan çıkmışken 2016’ya girsek ne olur; girmesek ne olur!..

Dr.M Murat YAZICI
www.twitter.com/mmurat_yazici

Bir Cevap Yazın