Biraz uzun ve belki de sizler için sıkıcı bir yazı olacak belki, ancak vakit ayırıp okuyabilirseniz sevinirim.


Hayatımda beni etkileyen görece az stajım olmuştur. Beşinci sınıfta bize sunulan seçmelilerden gönül rahatlığıyla seçtiğim, ileriki meslek hayatımda fayda göreceğime inandığım en önemli staj İş Sağlığı ve Meslek Hastalıkları oldu. Bu kanımda yanılmadığımı bugün anladım. Belki de ilk kez gerçekler bu kadar açık ve seçik biçimde ben ve staj ekibimin gözleri önüne kondu.
Denklemin çok fazla yüzü var: Ekmek parasından olmak istemeyen ve tek amacı ailesinin yoksulluk sınırının biraz üstünde de olsa kalabilmesine uğraşan bir işçi düşünün. Bu işçinin sırf işveren cebinden ayda belki de 1000 lira daha fazla çıkarmadı diye astım olduğunu düşünün. Nefesinin daraldığını, belki de defalarca ölüm korkusu yaşadığını hayal edin. Bu işçinin gerekli önlemler alınmadığı için pnömokonyoza bağlı KOAH olduğunu düşünün. Bütün bir ömrünüz boyunca oksijen kaynağına bağımlı yaşadığınızı düşünebiliyor musunuz? Evinize ulaşan merdivenleri çıkamadığınızı, kendi işinizi kendiniz göremeyip birine bağımlı yaşamayı? Ve en nihayetinde yatalak olmayı? Bütün bunlar yaşanırken, işvereninizin yeni bir ev aldığını, arabasını değiştirdiğini, çocuklarını okumaya yurt dışına yolladığını düşünün. Ne hissederdiniz? Benim boğazıma kadar bir alev çıkıyor. Bu hayata bazılarımız gibi ayrıcalıklı gelmedi diye, o işçinin hayatı ve ölümü bu şekilde mi olmalıydı?
Para harcamak istemeyen işveren, işimden olurum korkusuyla ve yaptırım gücü olmadığından yeterince serbest hareket edemeyen doktor, iş yerini ziyaret dahi etmeden “İş yerinde risk unsuru yoktur. Çalışmak güvenlidir.” onayı veren iş yeri güvenliği uzmanı, ve en önemlisi çalışan milyonlarca insan yerine, bir avuç kesimin milyonlarını koruyan devlet. Hepimiz bu denklemin bir parçasıyız.
Bunu en acı olarak daha yakın zamanda SOMA’da yaşadık. Sırf bazı kodamanlar lüks yaşayabilsinler diye, yüzlerce işçi ve dolaylı yoldan aileleri toprağın altına verildi.
Belki çoğumuz bu denklemin içinde olayın neresinden tutacağımızı bilemiyoruz. Ancak kanaatimce, ülke nüfusunun üçte biri çalışan bir toplumda, en azından anamnezimizde her hastanın işini ve risklerini detaylı incelemenin, ve her zaman olduğu gibi hastaların şikayetlerini ciddiye almanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hastayı “Sorunun psikiyatrik” ya da “Sen de o kadar sigara içmeseymişsin canım” diyerek, veya deri lezyonunun sebebine inmeden krem yazıp yollayarak bu sistemin bir parçası haline geliyoruz. Elini vicdanına koyabilecek her tıp öğrencisinin, belki de her hastaya fazladan 2 dakika ayırarak, hastanın sıkıntılarını dikkatlice dinleyerek, “test” hekimi olmayarak, bir farkındalık yaratabileceğine inanıyorum.
Bana ve okulum 5. sınıf stajyerlerine en azından bu farkındalığı sağlayan başta Mustafa N. İlhan Hocam’a ve Halk Sağlığı ABD’na, ve bu stajın Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi programına konmasını sağlayan herkese teşekkür ederim. Hekimler bilinçlendikçe, umarım ki toplum da bilinçlenecek.
Sabrınız için teşekkür ederim,
Stj. Dr Aslıhan Güleç
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

Bir Cevap Yazın