Akdağ, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’na konuk olarak gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Antibiyotik kullanımında yeni bir döneme geçildiği, artık tanı testi yapılmadan antibiyotik yazılamayacağı belirtilerek, “Fakat Türkiye, antibiyotik kullanımında belki de dünyada en ileri ülkelerden beri. Türkiye’deki bu gerçeklik penceresinden yaklaştığımızda antibiyotik kullanmamayı becerebilecek miyiz? Bir de antibiyotiğe karşı dirençli yeni bir virüsten bahsediliyor. Bu iddialar doğru mu? Antibiyotik kullanmama alışkanlığını nasıl yerleştireceksiniz?” soruları üzerine Akdağ, Türkiye’de antibiyotik kullanımının gelenek haline geldiğini söyledi.

Bakan Akdağ, antibiyotik kullananların, bu ilaçlarla grip ve nezlenin daha hızlı iyileşeceğine inandığını ancak böyle bir şey olmadığını vurguladı.

İnsanlarda hastalık yapan mikroorganizmaların virüsler ve bakteriler olduğunu hatırlatan Akdağ, “Yaşadığımız nezle ve grip durumlarında etkenler virüs, bakteri değil ve antibiyotikler virüslere hiçbir şekilde etkili değil. Hani ‘Biraz daha hastalığın süresini kısaltır’, öyle de değil, etkisi yok. Nezle ya da grip olduğunuzda bir tansiyon ilacı kullanır mısınız ya da şeker ilacı kullanır mısınız? ‘Niye kullanalım, ne alakası var’ deriz. Aynen böyle olduğu gibi nezle ve gripte antibiyotik kullanmak o kadar alakasız bir şey.” diye konuştu.

Nezle ve gribin farklı hastalıklar olduğunu, nezle biraz daha hafif geçerken, gribin biraz daha ağır etkileri bulunduğunu anlatan Akdağ, gripte görülen yüksek ateş nedeniyle antibiyotik kullanılması gerekir gibi düşünüldüğünü ancak antibiyotiğin ateş düşürücü ya da ağrı kesici gibi kullanılmasının yanlış olduğunu kaydetti.

Akdağ, üst solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotiğin bir tek durumda, beta mikrobu varsa kullanılması gerektiğini bildirdi.

Antibiyotik kullanımına ilişkin yeni bir program başlattıklarını açıklayan Akdağ, kamu spotları, gazete ilanları, afişler, internet aracılığıyla vatandaşı bu konuda bilinçlendirmeyi amaçladıklarını anlattı. Bakan Akdağ, “Lütfen doktorunuz size antibiyotik vermediği sürece antibiyotik kullanmayın. Lütfen doktorunuzu antibiyotik yazmaya zorlamayın.” dedi.

Doktorun işini kolaylaştırmak, vatandaşı ikna etmek için doktorlara hızlı beta tanı testleri temin ettiklerini belirten Akdağ, bunların, beta mikrobunu hemen hastanın başında, boğazından sürüntü alıp 3-5 dakikada tespit eden testler olduğunu kaydetti.

Doktorun, test sonucuna göre hareket edeceğini aktaran Akdağ, “Bir yasaklama yapmıyoruz. Doktorlarımızı bilgilendirdik, bir kılavuz verdik, bu hızlı testleri verdik. Vatandaşımızın farkındalığını artırıyoruz. Ama doktor ‘İlla antibiyotik yazacağım’ diyorsa, işin başlangıcında, şu anda ‘Yazamazsın’ demiyoruz. Fakat bunu takip edeceğiz. Yani gereksiz yere aşırı yazılmaya devam ediliyorsa bütün bu imkana rağmen farklı uygulamalarımız mutlaka olacak.” ifadelerini kullandı.

Son bir yılda başlattıkları uygulamayla vatandaşın doğrudan eczaneden antibiyotik alamadığını, mutlaka bir doktorun yazması gerektiğini dile getiren Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İki sebepten bu konunun üzerinde bu kadar duruyoruz. Birincisi gereksiz antibiyotik kullandıysanız siz zarara uğruyorsunuz vatandaş olarak, bunu istemiyoruz, sizi korumamız lazım. İkincisi gereksiz antibiyotik böylesine yaygın kullanılırsa antibiyotiklere direnç oluşuyor. Evet, dünyada antibiyotiklere dirençli, hem de çok çok dirençli mikroplar gelişti. Bugün bilim dünyası bir antibiyotiksizlik çağı yaşamaktan korkuyor, korkuyoruz. Yani bilimin yeni antibiyotik üretme kabiliyeti, mikroorganizmaların, mikropların kendilerini değiştirerek direnç gösterme kabiliyetinin gerisinde kaldı. Bunun en önemli sebeplerinden biri de gereksiz antibiyotik kullanılması. Türkiye’de de zaman zaman böyle çok dirençli mikroplarla karşılaşıyoruz. Özellikle hastanelerde, hastanelerin yoğun bakımlarında. O zaman iki antibiyotik, üç antibiyotik bazen birlikte kullanılıyor, mecburiyetten dolayı oluyor bu. Dolayısıyla hem ferdi hem toplumu korumak için bu antibiyotik kullanımına hepimiz itina etmeliyiz. Biz bu işin parasında da değiliz. Bunun için biraz masraf oluyormuş, olsun, önemli değil, yeter ki vatandaşımız zarar görmesin.”

– “Türkiye’de çok akılcı, verimli bir sağlık sistemi kuruldu”

ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk icraatlarından birinin önceki Başkan Barack Obama’nın büyük önem verdiği “Obamacare” olarak anılan sağlık reformunu, çok maliyetli olduğu gerekçesiyle geri çekmek olduğu belirtilerek, “Siz, sağlıkta büyük bir dönüşümlere imza atmış, deneyimli bir bakanımızsınız, yeni başkanın bu tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? İki ülkeyi sağlık hizmetleri açısından karşılaştıracak olursak önümüzde nasıl bir tablo var?” sorusu üzerine Akdağ, ABD’de her yıl kişi başına 9 bin 500 dolar ile 10 bin dolar arasında sağlık harcaması yapıldığını, bu rakamın Türkiye’de 500 dolar olduğunu, Avrupa’da ise 2 bin ile 5 bin dolar arasında değiştiğini, bazı ülkelerde 6 bin dolara kadar çıktığını bildirdi.

AK Parti döneminde Türkiye’de çok akılcı, verimli bir sağlık sistemi kurulduğunu dile getiren Akdağ, ABD’de Obamacare’den dolayı bütçe problemi yaşandığını, kongrenin kararı nedeniyle Obama’nın bu konuda geri adım attığını, Trump’ın ise tamamen kaldırdığını anlattı.

ABD’de sigortaların özel olduğunu, yaşlılar ve yoksullar için de kamunun katkı verdiğini belirten Akdağ, sigorta şirketlerinin kalıcı, kronik hastalığı bulunanlara hizmet vermediğini söyledi. Obamacare’in farklı sigortalar ve poliçeler olabileceğini ancak sigortaların hastayı reddedemeyeceğini öngördüğünü aktaran Akdağ, Amerikan Kongresinin buna müsaade etmediğini dile getirdi.

Bakan Akdağ, “Obama, bizim eski yeşil karta benzer bir biçimde yoksulların sağlık hizmeti almasını kolaylaştıracak, birtakım tedbirler almıştı. Şimdi onu da ortadan kaldırdılar. Allah, Amerika’da kimseyi hasta etmesin, gerçekten inanılmaz bir felakettir.” dedi.

Harward’da asistanlığını yapan bir gencin Türkiye’ye değişim öğrencisi olarak geldiğinde geçirdiği kazanın ardından yaşadıklarını anlatan Akdağ, bu gencin, kaza sonrasında ambulansta sağlık hizmetinin ne kadara mal olduğunu öğrenmeye çalıştığını, çünkü Türkiye’ye gelmeden önce baygınlık geçiren sigortalı annesinin 5 bin dolar katkı payı ödemek zorunda kaldığını söyledi.

Gencin, “Babamın ve annemin bütün hayatları boyunca birikimleri, ağır hasta olsalar birkaç ay içinde biter, gider. Ben Türkiye’de yaşayacağım, annemi, babamı da razı edersem Türkiye’ye getireceğim.” dediğini aktaran Akdağ, şunları kaydetti:

“Trump, bunu neden yaptı? Cumhuriyetçiler başından beri böyle düşünüyorlar. Amerika’da yoksulsanız hiçbir hakkınız yok. AK Parti’yi, Türkiye’yi, Türk milletini farklı yapan bu. Amerika’da bu tartışma uzun zamandan beri sürüyor. Şöyle söyleyebiliyor insanların büyük çoğunluğu: ‘Sağlık da gıda gibi alınan, satılan bir metadır. Eğer devlet bütün yoksulların sağlık ihtiyaçlarını görecekse o zaman marketleri de açsın yoksullara. Marketten parayla alışveriş yapılmıyor mu? Sağlık da parayla alınan husus olmalıdır.’ Kaldı ki doğru, insan yiyecek bulamıyorsa marketten de ona yiyecek vermek lazım. İnsanlık, sosyal devlet olmak bunu gerektirir. Bu bir Amerikalı felsefesi. Tabii Amerikalıların hepsi bu felsefeye sahip değil. Ama Amerika’da rahatça insanların büyük bir kısmı, ‘Bana ne insanların sağlığından. Benim verdiğim vergilerde falancaların niye sağlık harcamaları ödenecekmiş.’ diyebiliyorlar. Türkiye’de bunu kimse söylemez. Türkiye’de herkes, bir insan yoksulsa o yoksul insana yardım edilmesi gerektiğine inanır. Hatta biz devlet olarak bu yardımı yapamıyorsak da bize kızar. Trump’ın yaptığı bana göre yanlış. Başka doğruları inşallah olacaktır ama bu konuda bence Cumhuriyetçiler yanlış yapıyorlar.”

Akdağ, sistemlerden farklı olarak vatandaşlarının zihniyeti açısından da Amerika ve Türkiye arasında çok büyük fark olduğunu belirtti.

Türkiye’de daha önce hastanelerde rehin kalma durumları yaşandığı, hizmetin bedeli ödenmediğinde hastanın kendisi veya yakınının rehin tutulduğu ve AK Parti’nin ilk ortadan kaldırdığı uygulamalardan birinin bu olduğu belirtilerek, “Biraz Amerikalılar bunu umursamıyor gibi görünüyorlar.” denilmesi üzerine de Akdağ, “Amerikalılardan bunu umursayanlar var, umursamayanlar da çok. Nitekim umursamadıkları için şimdi Trump, verdiği sözleri tutuyor aslında bu anlamda. ‘Obamacare’i kaldırdım diyor.’ Peki yoksullar ne olacak? Sigorta şirketlerinin reddettiği, poliçe vermediği kronik hastalar ne olacak? ‘Ben bilmem, ona ben karışmam.’ diyor. Bu bir çeşit Amerika felsefesi. Bu bize uymaz, bizi bozar.” değerlendirmesinde bulundu.

1 YORUM

Bir Cevap Yazın