Sağlık sektörü profesyonellerinin, hastaları sağlıkla ilgili konularda doğru olarak bilgilendirmesini sağlamak ve yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek amacıyla sosyal medyada paylaşılacak eğitim içeriği oluşturma gibi bir yükümlülükleri bulunuyor. Çünkü, doğru ve birincil kaynaktan gerekli bilgiyi alamayan hastalar, bilinçsiz bir biçimde kendi kendilerine tedavi yöntemlerine ilişkin yöntemler geliştirebilmektedir. Hastalar, güvenilir olmayan web sayfası haberlerine, internet reklamlarına, televizyonda izledikleri bitkisel içerikli ürün reklamlarına (çoğu bitkinin, kullanılan başka ilaçlarla etkileşime girip, zararlı olacağı düşünülemeden) veya sosyal medyadan paylaşılan zayıflama, dermokozmetik vb. ürünlerin etkilerine inanarak bilinçsizce bu ürünleri satın almaktadır.

Sağlık iletişimi; uzmanlık gerektiren hassas bir konu ve tüm bu bilinçlenme çalışmalarını kapsayan sağlık okuryazarlığı faaliyetlerini kapsamaktadır. Sosyal medya ise bu faaliyetlerin en dinamik ve güncel kanalını oluşturuyor.

Search Engine Watch tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 18-24 yaş arası katılımcıların %90’ı sosyal medya ağlarındaki diğer insanlar tarafından paylaşılan bilgiye güvenebileceklerini söylüyorlar. Y kuşağının sosyal medyada oluşturdukları ağ çevrimiçinde çokça güvenilen insanlardan oluşan bir grup. Bu da aslında onlarla sağlık profesyonelleri arasında yeni ve otantik bir yol aracılığı ile bağlanma fırsatı da sunuyor. Eğer çevrimiçi grup ya da topluluğun oluşturduğu içerik yüksek kalitede ve küratörlüğü yapılan bir içerikse, çoğu insan kendi gibi düşünen diğer bireylerin oluşturduğu kalabalık kaynaklı bilginin güvenilir olduğunu düşünüyor. Bu insanların, interneti, ilgili bilgi paylaşımında ne kadar yararlı algıladıklarını gösteriyor, sağlıkları konusunda olsa bile…

Sosyal medyanın birçok faydasının ve uygulamalarının da üstünde bir odağı ortaya çıkartılması söz konusudur. Bunlardan biri Facebook, Twitter ve LinkedIn’in profesyonel gelişim için sağlık çalışanlarınca kullanımıdır. Demi & Cooper Advertising and DC Interactive’in araştırmasına göre, insanların %41’i sosyal medyanın doktor, hastane veya tıbbi tesis seçiminde seçimlerini etkileyebileceğini gösteriyor. Buna göre, sosyal medya negatif ve pozitif ağızdan-ağıza-söylentiyi (Word of mouth) iki yönde de ölçmeye yardım edecek bir araç olabilir ki bu da sosyal medyayı sağlık sektöründeki bir birey ya da örgüt için hastaları kendilerine çekmek ve sadık kılmak amacıyla vazgeçilemeyecek bir kanal haline getiriyor.

Hekimlerin Sosyal Medyada Paylaşımları ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Bazı hekimlerin ve birtakım kişilerin tıbbi faydaları klinik çalışmalarla kanıtlanmamış metotlarla hastalıkları tedavi ettiği veya tedaviye yardımcı olduğu, her türlü görsel, işitsel ve internet medyasında bu yönde birçok tanıtım ve reklam yapıldığı müşahede edilmektedir. Bu tür faaliyetlerin 1219 sayılı Kanuna aykırılık oluşturması hasebiyle, bu nevi faaliyetlerin tespit edilmesi durumunda Kanunda öngörülen idari müeyyidelerin derhal uygulanması, adli müeyyideler açısından adli makamlara bildirimde bulunulması gerekmektedir.

Hukuki düzenlemelerle belirlenen yasaklardan kaçınma amacıyla sağlık sektörü çalışanları, örtülü reklamları tercih ediyor. Sağlık sektöründe reklam yasağı, rekabet ve daha çok kazanma isteği ile yanlış yönlendirmeleri önlemek için konulmuştur. Bazı hukukçular, hekim ve özel sağlık kuruluşları, tüketicilerin bilgilenme hakkı sebebiyle sağlık sektöründe reklamın serbest olması gerektiğini savunuyor. Türk Tabipler Birliği, reklam yasağından şikayet edilmesinin nedeni olarak, yasağın özünün ve amacının yeteri kadar hissedilmemesi veya menfaatin etkili olduğunu belirtiyor.

Serap Öcal – Sağlık İletişimi Danışmanı
[email protected]

Bir Cevap Yazın