Ana Sayfa Blog

Tıpla İlgili İzlenmesi Gereken 25 Film

4

Tıp, doktor, hastane, sağlık konulu filmler sinemada sık sık vizyona girmekte hatta bazıları büyük gişe rekorları dahi kırabilmektedir. DSN olarak izlemeniz gereken Tıp konulu 25 filmi sizin için derledik.

(Bu listede olmayan ama olması gerektiğini düşündüğünüz diğer filmler için yoruma ekleyin listemizi güncelleyelim.)

1Wit (2001) IMDb 8,0/10

Kanser teşhisi konduktan sonra hayatını sorgulamaya başlayan ve önceliklerini değerlendiren Edebiyat Profesörü Vivian Bearing’in yaşam öyküsü. Bearing, çocukluğundan kanser teşhisi konduğu döneme kadar yaşanan süreci değerlendirirken sıkça da kameraya dönerek izleyiciyle birebir ilişki kuruyor. Vivian Bearing’in hikayesi, safhalar halinde ele alınıyor. Her safha yaşamını kalemine adamış bir kadın için başka bir iç muhasebenin başlangıcı Margaret Edson’ın oyunundan sinemaya uyarlanmış, etkileyici bir drama. (doktorlarsitesi.net tarafından hazırlanmıştır)

(doktorlarsitesi.net tarafından hazırlanmıştır)

Türkiye Araştırması: Virüste Bileşik Mutasyonlar Tespit Ettik!

0

Kocaeli Üniversitesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Savlı ve Doç. Dr. Naci Çine tarafından İngiliz mutasyonlu koronavirüs tanısı koyulan 56 hastadan alınan örneklerin genetik haritaları çıkarıldı. Araştırmanın çarpıcı sonuçlarını açıklayan ve bazı hastalarda farklı mutasyon türlerine rastlanıldığını belirten Savlı, “56 hastamızda 243 ayrı mutasyon izledik ve bunların farklı kombinasyonlar halinde hastalara dağıldığını gördük. Artık İngiliz ve Güney Afrika mutasyonu gibi kavramların yerine bileşik mutasyonlar halinde de hastalarımıza aktarıldığını ve virüsün bileşik yapıda evrimleştiğini gördük” dedi. Ayrıca bu çalışmada koronavirüsün henüz Türk varyantı denilebilecek mutasyona da uğramadığı belirlendi.

‘VİRÜS, YOLCULUĞUNDA ÜZERİNDE YENİ MUTASYON BİRİKTİREREK HAREKET ETTİ’

Virüsün Çin’de ortaya çıkmasının ardından sürekli yeni mutasyonlar kazanmaya devam ettiğini belirten Doç. Dr. Naci Çine, “Virüs, Çin’den çıkıp Avrupa’ya yayılırken böyle değildi. Bu yolculuğu esnasında üzerinde yeni mutasyon biriktirerek hareket etti ve Avrupa’ya yayıldı. Virüs üzerinde bu mutasyonlar birikirken de her bir mutasyon virüse farklı özellikler kattı. Genetikteki en büyük şey, öngörülemezlik prensibi. Bizim bundan sonraki süreçlerde virüsün nereye gideceğini öngörmemiz çok doğru olmaz. Şunu görüyoruz ki bundan 2 ay önce ortaya çıkan B.1.1.7 soyu, toplum içinde İngiliz mutasyonu olarak eksik ifade edilen soy, bir mutasyonlar bütünü taşıyan koronavirüs alt tipidir. 2 ay önce ortaya çıkan bu soy, hiç kimsenin öngöremediği şekilde Avrupa’daki baskın soy haline geldi. Bundan 3 ay önce Avrupa’da birden çok Covid virüsü soyu varken, şu anda yüzde 70, yüzde 80 oranında İngiliz olarak tabir edilen soy var” dedi.

56 hastada 243 farklı mutasyon izlendi Çarpıcı sonuç: Bileşik mutasyonlara rastladık

TÜRK MUTASYONU GÖRMEDİK”

Çalışmalarında henüz ‘Türk varyantı’ denilebilecek mutasyona rastlanılmadığını belirten Prof. Dr. Savlı, “Dizi analizi yaparak neyle karşı karşıya olduğumuzu periyodik olarak ya da atipik vakalarda mutlaka görmemiz lazım. Şu an sevindirici taraf, bir Türk varyantı, Türk mutasyonu dediğimiz yeni bir oluşumu bu son 3 ayda, Kocaeli’de gördüğümüz hastalarda görmemiş olmamız. Fakat her an böyle bir gelişme de yaşanabilir. Bunun için tekrar dizi analizi dediğimiz yöntem ile virüsleri haritalayarak bir Türk varyantı çıkıp çıkmadığını sürekli kontrol altında tutmamız lazım. Sonucu pozitif çıkan her hastaya dizi analizi uygulanamaz. Çünkü hem pahalıdır hem profesyonel ekipler ister. Popülasyon taramasında kullanılacak teknik değildir. PCR yine altın standart, en iyi testtir. Belki dizi analizlerinde ortaya çıkacak yeni bölgelere göre, yeni PCR testleri üretmek ve dinamik şekilde salgını izlemek lazım. Yani salgına dinamik yaklaşımda dizi analizleriyle virüsü haritalamanın daha yoğun şekilde uygulanması lazım” dedi.

Haber

Mide ve Karaciğer Hastalığı Olanlara Oruç Uyarısı

0

Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Birol Özer, Ramazan ayında mide bağırsak
hastalığı olanlar başta olmak üzere bireylerde oruç tutma konusunda soru işaretleri
oluştuğunu belirterek, “Bu konuda iki farklı sorun ile karşı karşıyayız. Bunlardan birincisi ciddi
hastalığı olduğu için oruç tutması tıbben sakıncalı olan bireylerin oruç tutmak istemesi,
ikincisi de mevcut hastalığı oruç tutmasına engel teşkil etmeyenlerin bu konudaki bilgi
eksikliği nedeniyle oruç tutma konusundaki çekinceleridir. Oruç tutanlarda tutmayanlara
göre kabızlık, gaz, dolgunluk hissi, retrosternal yanma, halsizlik, baş ağrısı ve ağırlık hissi daha
fazla olur. Yine oruç tutanlarda tedavi uyumunda bozulma, mide bağırsak yakınmalarında
artma ve kanama, oruç tutmayanlara göre daha fazla görülür.” dedi.
Mide bağırsak yakınmalarının artmasında tüketilen gıdaların içeriğinin de önemli olduğunu
belirten Özer, şöyle devam etti:
“Yüksek yağ içeren besinler sahur için uygun değildir. Sahurdaki öğünde %70’den daha fazla
karbonhidrat tüketimi gündüz açlığına neden olabilir. Tatlı gıdaların açlık etkileri daha
fazladır. Sahurda yüksek yağlı, kızartılmış gıdaların tüketilmesi; 1500 mg üzerinde tuz, 1000
Kcal’den daha fazla gıda almak ve gün içinde fazla fiziksel aktivite susuzluğu artırır. Susuzluk
ve açlık hissini önlemek için sahurda 2 porsiyon meyve, sebze, çeyrek fincan bakliyat, tam
tahıllı ekmek ve yeterli sıvı tüketilmelidir. Kızartılmış yağlı yiyecekler, tatlıların aşırı tüketimi,
öğündeki yemek hacminin 1000 ml’den, yağın 40 gr’dan fazla olması ağırlık hissi ve şişkinliğe
neden olur. Oruç tutanlarda kabızlığın daha fazla görülmesinin nedenleri arasında kalori
kısıtlaması, fiziksel aktivitede azalma, günlük lif alımının 15 gr’dan, sıvının 750 ml’den az
olması sayılabilir. Kabızlık oluşumunu önlemek için lifli gıdalar, kepekli tahıl ürünleri, fazla
sıvı, meyve ve salata tüketilmelidir.”


MİDE YAKINMALARI OLANLAR TEDAVİ OLMALI
İftarda yüksek hacimli gıda alımının gastroözofagial reflü ve mide yakınmalarını artırdığını
ifade eden Özer, “Mide boşalma zamanını geciktirici etkisi olan yağlı gıdalar, öğün başına
1500 Kcal ve 45 gr’dan fazla yağ tüketimi yakınmaların artmasına neden olur. Ramazan
ayında oruç tutanlarda peptik ülser sıklığı artmaktadır. Eğer hastanın öncesinde mide
yakınmaları var ise tetkik ve tedavi edilmelidir. Mide yakınması olanlar hastalığın şiddetine
göre doktorunun önerdiği asit giderici ilaçları kullanabilirler. Helikobakter pylori pozitif peptik
ülseri olan bireylerin ramazan ayı öncesinde tedavi edilmesi önerilir. Ülseratif kolit ya da
Crohn hastalığı gibi inflamatuar bağırsak hastalığı olan bireylerin hastalığın aktif olduğu
dönemde oruç tutmaları önerilmez. Ancak hastalığın yatıştığı dönemlerde ilaçlarını düzenli
kullanmak koşuluyla oruç tutabilirler.” dedi.


SİROZU OLANLAR İÇİN ORUÇ RİSKLİ
Prof. Dr. Birol Özer, kronik karaciğer hastalığı özellikle sirozu olan hastalarda beslenme
yetersizliği olduğu için bu grup hastaların oruç tutmasının önerilmediğini belirterek, şunları
söyledi:
“Sağlıklı bireylerde vücuttaki glikojen depoları açlık durumunda 72 saate kadar yeterli kaloriyi
sağlayabilir. Ancak ileri evre karaciğer sirozu olan hastalarda vücuttaki glikojen depoları 6
saat yeterli olabilir. Altı saatten daha uzun süreli açlık durumunda sirozlu hastalarda kas
dokusu enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlar. Bu durum da enfeksiyon ve karaciğer
komasına yatkınlığın artmasına neden olur. Bu nedenle ileri evre sirozlu hastalara gece
yatmadan önce protein içerikli hafif atıştırmalık alması önerilir. Sirozlu hastaların oruç
tutması tedaviye uyumun da bozulmasına neden olur ve hastalık ilerleyebilir. Özellikle yaşlı, şeker hastalığı, mide kanaması öyküsü olan ileri evre karaciğer sirozlu hastaların oruç
tutmaları risklidir. Ancak kronik hepatit evresinde olan karaciğer hastalarının oruç tutması,
ilaçlarını düzenli kullanmak kaydıyla hastalık seyrini etkilemez. Sonuç olarak mide bağırsak
hastalığı olan bireyler oruç tutmak istiyorlar ise Ramazan ayı başlamadan önce hastalığı ile
ilgili durumu doktoru ile tartışmalıdır. Tetkik ve tedavi düzenlemelerinin yapılması son
derece önemlidir.”

Cerrahpaşa Tıp TUS Şampiyonu

0

4 Ekim 2020 tarihinde yapılan Tıpta Uzmanlık Sınavı 2. dönem sonuçları ÖSYM tarafından 4 Kasım 2020’de ilan edildi. Sonuçlara göre, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi kendisine ait olan ilk 10’da 5 öğrenci yer alma rekorunu daha da yukarıya çıkarttı ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ nden 6 öğrenci ilk 10’da yer aldı. Bu büyük başarı öğretim üyeleri ve öğrenciler arasında sevinçle karşılandı.

Tıpta Uzmanlık Sınavı sonuçlarına göre ilk 10 içerisinde yer alan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencileri ve aldıkları puanların detaylı dökümü şu şekilde oldu:

Temel Tıp BilimleriKlinik Tıp Bilimleri
SıralamaPuanSıralamaPuan
Tümay AK180,075180,112
Mehmet DEMİR379,032278,993
M. Melikşah TANER279,094478,478
Esra Nur KİRAZ1377,363777,839
Kays Burak ÇAKIR1277,453977,679
Gürbüz YILDIRIM878,2741577,033

2. Dönem Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda (TUS) ilk 10’da 6 öğrencisi bulunan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, açıklanan yerleştirme sonuçlarına göre şampiyonların tercihi olma geleneğini devam ettirdi. İlk 10’da yer alan 6 ismin tercihi yine Cerrahpaşa oldu.

ÖSYM tarafından 4 Kasım 2020’de ilan edilen Tıpta Uzmanlık Sınavı 2. dönem sonuçlarına göre, kendisine ait olan ilk 10’da 5 öğrenci ile yer alma rekorunu daha da ileriye taşıyarak ilk 10’da 6 öğrenciye taşıyan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 4 Aralık tarihinde açıklanan yerleştirme sonuçlarında da en iyilerin tercihi olma geleneğini devam ettirdi.

Sonuçlara göre, ilk 10 sırada yer alan 6 ismin uzmanlık eğitimi için tercihi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi oldu.

Sınavda Temel Tıp Bilimleri ve Klinik Tıp Bilimleri alanlarının her ikisinde de Türkiye birincisi olan mezunumuz Dr. Tümay Ak’ın tercihi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı olurken, Temel Tıp Bilimleri ikincisi mezunumuz Dr. Melikşah Taner ise yine Fakültemiz Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalını tercih etti. Temel Tıp Bilimleri üçüncüsü Dr. Mehmet Demir ise Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı uzmanlık eğitimi almak üzere Cerrahpaşa’yı tercih eden isimler arasında yer aldı.

Uzmanlık eğitimleri için Fakültemizi tercih eden tüm doktorlarımıza ailemize hoş geldiniz diyor, bundan sonraki hayatlarında başarılarının devamını diliyoruz.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof Dr. Sait Gönen “Son yıllarda her TUS’ta zirveye oturan Cerrahpaşa son sınavda ilk 10’da 6, ilk 50 ise 16 Öğrencisi ile büyük bir başarıya daha imza attı.Bize bu güzellikleri ve mutluluğu yaşatan öğrencilerimizi,kıymetli hocalarımızı ve büyük Cerrahpaşa ailesini kutluyorum.” diyerek sevincini paylaştı.

Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda puan ortalaması sıralamasında da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi birinci sırada yer aldı.

RAHİM AĞZI (SERVİKS) KANSERİ RİSKLER? Belirtiler? Erken Teşhis?

0

Serviks kanseri, dünya genelinde kadınları en çok etkileyen, etkili tarama yöntemleriyle erken tanınıp tedavi edilebilen ve böylelikle hastalığa bağlı ölüm oranlarının büyük oranda azaltılabildiği kanser türlerinden biridir. Ocak ayıRahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı olarak belirlemiş olup dünyanın birçok ülkesinde hastalığa dikkat çekmek üzere çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

Rahim Ağzı Kanseri Neden Önemli?

  • Rahim ağzı kanseri önlenebilen bir hastalıktır.
  • Rahim ağzı kanseri erken teşhis edildiğinde %100 tedavi edilebilir bir kanser türüdür.
  • Rahim ağzı kanserinden ölüm tamamen engellenebilir durumdadır.
  • Düzenli rahim ağzı kanseri taramasından geçen bir kadının, rahim ağzı kanserinden ölmeyeceği söylenebilir.

Risk faktörleri:Aşağıdaki özelliklere sahip bir kadınsanız, rahim ağzı kanseri için yüksek risk altında olabilirsiniz:

  • 30 yaşın üzerinde olup tedavi edilmemiş Human Papilloma Virüs (HPV) ve/veya cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonlarınız var ise. (HPV, rahim ağzı kanseri de dahil olmak üzere en az altı kanser türüne neden olabilen, cinsel yolla bulaşan yaygın bir virüstür.)
  • Erken yaşta (16 yaş öncesi) aktif cinsel yaşama başladıysanız.
  • Birden fazla seks partneriniz var ise.
  • Düzenli şekilde rahim ağzı kanser taramaları yaptırmıyor iseniz.
  • Sigara içiyorsanız.
  • Meyve ve sebzeyi az tüketmek şeklinde bir beslenme alışkanlığınız var ise.
  • Düşük sosyoekonomik düzeye mensup iseniz.
  • Uzun süre (5 yıldan fazla) doğum kontrol hapı kullanma öykünüz var ise.
  • Zayıflamış bağışıklık sistemi (İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü/HIV gibi)söz konusu ise.
  • Aşırı kilolu veya obez iseniz.
  • Rahim ağzı kanseri olan bir kız kardeş veya anne gibi yakın bir akrabanız varsa.
  • Doğumdan önce dietilstilbestrol’e (DES) maruz kalmış iseniz.

Belirtileri:Rahim ağzında kanser öncesinde gelişen değişiklikler genellikle belirti vermeyip ancakpelvik muayene,Pap testi ve HPV testleri ile erken dönemde tespit edilebilmektedir.

Aşağıdaki belirtilerden herhangi biriyle karşılaşırsanız hemen bir sağlık uzmanına başvurunuz:

  • Vajinadan artan miktarda veya alışılmadık türde akıntı geliyorsa
  • Sırt, bacak veya kadın cinsel organlarının olduğu bölgede ağrı gözleniyorsa
  • Yorgunluk, kilo kaybı, iştahsızlık gelişmişse
  • Tek ya da iki bacakta şişkinlik varsa
  • İdrar yaparken ağrı gözleniyorsa
  • Normal adet dönemi dışındaki zamanlarda lekelenme tarzında hafif kanama oluyorsa
  • Normalden daha uzun süren veya daha ağır olan âdet kanaması söz konusu ise
  • Cinsel ilişki sırasında veya sonrasında kanama veya ağrı gözleniyorsa
  • Menopoz sonrası kanama izleniyorsa.

Erken Teşhis

Tarama ve erken teşhis ile tedavisi yüzde yüz mümkün olan rahim ağzı kanseri, günümüzde kanserden ölüm nedenleri arasında çok geride yer almaktadır. Rahim ağzı kanseri HPV ile ilişkili olan en yaygın hastalıktır. Neredeyse tüm rahim ağzı kanserleri HPV enfeksiyonu nedeniyle gelişmektedir. HPV ayrıca kadın ve erkeklerde cinsel organ ve ağız boşluğu kanserlerine de neden olmaktadır. HPV’nin tespiti, erken dönemde rahim ağzındaki kanser öncülü değişikliklere işaret ederek kanser teşhisini kolaylaştırmaktadır.  Günümüzde rahim ağzı kanserini önlemeye veya erken bulmaya yardımcı olmak üzere geliştirilmiş iki tarama testi yaygın şekilde kullanılmaktadır.

  • Pap testi (veya Papsmear), uygun şekilde tedavi edilmezse rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olan prekanseröz durumları (rahim ağzındaki hücre değişiklikleri) arama esasına dayanır.
  • HPV testi ise bu hücresel değişikliklere neden olabilecek virüsün (insan papilloma virüsü) rahim ağzı hücrelerinde tespiti esasına dayanan bir testtir.
  • Her iki test de son derece basit ve ağrısız işlemler olup aynı anda yapılmaktadır.

Rahim ağzı kanseri Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ tarafından) “önlenebilen bir ölüm nedeni” olarak tanımlanmaktadır. Bu gerçekten hareketle tehlikeli olmasının yanında önlenebilir bir kanser olma özelliğini taşıyan bu hastalık için tüm dünyada tarama yapılması ve her ülkenin kendi kontrol politikasını oluşturması önerilmektedir. Ülkemizde uygulanan ulusal kanser tarama programı uyarınca, tarama standartlarımız doğrultusunda 30-65 yaş aralığındaki kadınlara her 5 yılda bir HPV ve Pap Testi uygulanmaktadır. Pozitif olgular teşhis merkezlerimize ileri tetkik için gönderilmektedir.

Tarama Testleri Nerelerde Yapılabilir?

Ülkemizde rahim ağzı kanseri taramaları ÜCRETSİZ olarak Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerinde (KETEM, Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM), Toplum Sağlığı Merkezlerinde (TSM) ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde (SHM) yapılmaktadır.

Bakanlığımız ve Bilim kurulunun hazırlamış olduğu COVID-19 pandemisinde Enfeksiyon Kontrol Önlemleri Rehberi doğrultusunda gerekli önlemler alınarak kanser taramaları devam etmektedir.

Tedavi

  • Rahim ağzı kanseri ameliyat, radyasyon ve kemoterapi ile tedavi edilir. Bu tedavi seçenekleri hastanın durumuna ve ihtiyacına göre tek başına veya birbiriyle kombinasyon halinde verilebilir.
  • Tedavi kanserin evresine, tümör hücrelerinin türüne ve tıbbi durumunuza bağlıdır.

Korunma

Günümüzde etkin tarama testlerinin ve İnsan Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonlarını önleyici aşının varlığı sebebiyle rahim ağzı kanseri yüksek oranda önlenebilir durumdadır. Rahim ağzı kanseri erken tespit edildiğinde, yüksek oranda tedavi edilebilir ve uzun süre hayatta kalma ve iyi yaşam kalitesi ile ilişkilidir.

Korunmada dikkat edilecek hususlar şu şekilde özetlenebilir:

  • HPV’nin en çok kanser yapan tiplerine karşı geliştirilen ve koruyuculuğu yüksek olan aşılar mevcuttur. Dünya Sağlık Örgütü, rahim ağzı kanserine karşı 9-14 yaşlarındaki kız çocuklara aşı yapılmasını önermektedir.
  • 30 yaşından itibaren tarama testlerini düzenli bir şekilde yaptırmak.
  • Güvenli cinsel ilişki konusunda eğitim almak.
  • Cinsel aktivite sırasında prezervatif (kondom) kullanmak.
  • Erkeklerin sünnet olması.
  • Sigara kullanmamak.
  • Sebze ve meyvelerden zengin sağlıklı beslenmek.

COVID-19 AŞILAMASINDA KANSER HASTALARINA ÖNCELİK VERİLECEK Mİ?

0

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Yavuz Anacak: “Kanser hastaları hem
COVID-19 bulaşması hem de COVID-19’a bağlı ölüm riski açısından en riskli grupta
bulunmaktadır, aşılama takviminde mutlaka öncelik verilmelidir.”


Prof. Dr. Anacak, COVID-19 pandemisine karşı ülkemizde 14 Ocak itibarıyla aşılamanın
başlamasından büyük memnuniyet duyduklarını, aşılama takviminin Sağlık Bakanlığı tarafından
yayınlanan aşamalara ve aşılanacak gruplara göre düzenli olarak ilerleyeceğine inandıklarını
ifade ederek, şu açıklamalarda bulundu:
“Kanser hastaları hem COVID-19 bulaşması hem de COVID-19’a bağlı ölüm riski açısından en
riskli grupta bulunmaktadırlar. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı, seyahat kısıtlamasının
yürürlükte olduğu dönemlerde dahi kanser hastaları tanı, tedavi ve takip için defalarca sağlık
kuruluşlarına gitmek zorundadırlar. Bir kanser hastası laboratuvar incelemelerinden
görüntüleme tetkiklerine, girişimsel tanı işlemlerinden cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiye dek
çok sayıda uygulamaya maruz kalmaktadır. Bütün bunlar pandemi sırasında evde kalan diğer
insanlara göre COVID-19 bulaşma riskini arttırmaktadır. ABD, İspanya ve İngiltere’de yapılan
araştırmalarda kanser hastalarında COVID-19 bulaşma riskinin sağlıklı bireylere göre daha
yüksek olduğu bildirilmiştir. Kanserin yarattığı düşkünlük ve kanser tedavisinin etkileri nedeniyle
COVID+ kanser hastalarının direnci azalmakta ve COVID-19 nedeniyle ölüm riski artmaktadır.
İngiltere, Fransa ve tüm Avrupa ülkelerini kapsayan ve COVID+ olan 20.000’den fazla kanser
hastasının değerlendirildiği araştırmalarda bu hastalarda COVID-19 nedeniyle ölüm riski % 25-30
olarak bildirilmiştir.”


KANSER HASTALARI ŞU AN AŞILAMADA ÖNCELİKLİ BULUNMUYOR
Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı aşılama takviminde kanser hastalarına yönelik bir düzenleme
olmadığının görüldüğünü ifade eden Anacak, “Temel olarak yaşa aralığına bağlı olarak yapılan
sıralamada risk taşıyan mesleklere öncelik verilmekle birlikte tüm diğer gruplardan da riskli
durumda olan kanser hastaları öncelik kapsamında değerlendirilmemiştir. Kanser hastalarının
içerisinde bulunduğu ‘Kronik hastalığı olan kişiler grubu’ 3. aşamada aşılanacaklar arasında
bulunmaktadır. Buna göre örneğin 45 yaşındaki bir kanser hastasının aşılama için 3. aşamayı
beklemesi gerekir, ancak elimizdeki verilere göre bu hastanın COVID+ olması durumunda ölüm
riski yaklaşık %10 civarındadır ve aşılama için ön sıralarda olmalıdır. Kanser hastalarının hem
COVID-19 enfeksiyonuna yakalanma hem de bu enfeksiyondan ölüm riski açısından en yüksek
gruptadır. Sağlık Bakanlığı’nın aşılama takvimi gözden geçirilmeli, kanser hastaları riskli gruplar
arasına alınarak aşılama takviminde öncelik verilmelidir. Bu konuda derneğimiz Sağlık Bakanlığı
ile de temasa geçmiş ve kanser hastalarının durumunu bildirerek öncelikli gruplar arasına
alınması yönünde görüş bildirmiştir.” dedi.

Sağlık Bakanlığı’ndan Koronavirüs Aşı Genelgesi! Aşı Hastanelerde Nasıl Uygulanacak?

0

Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Koronavirüs aşıları hakkında 81 ile resmi yazı gönderildi. Gönderilen yazıda, Kovid-19 aşılamalarının yapılacağı hastanelerde alınması gereken tedbirler ve aşılamanın nasıl yapılacağına dair esaslar yer aldı.

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından 81 ile gönderilen yazıda, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşılamalarının yapılacağı hastanelerde alınması gereken tedbirler ve aşılamanın nasıl yapılacağına dair esaslara yer verildi.

Gönderilen yazı şöyle:

“Kamu, özel ve üniversitelere ait tüm hastaneler bünyesinde aşı yapılması için ‘aşı uygulama odası’ belirlenmelidir. Aşı uygulama odası poliklinik oda standartlarını karşılamalıdır. Sağlık kuruluşu yöneticileri tarafından aşı uygulama oda sayısı sağlık kuruluşuna müracaat edecek kişi sayısına göre artırılarak oda önünde bekleme ya da yığılmalar önlenmelidir.

Hastane yatak sayısına göre asgari aşı uygulama oda sayıları: Yatak sayısı 50 ve altında olan hastanelerde 5 aşı uygulama odası, yatak sayısı 51-199 arasında olan hastanelerde 10 aşı uygulama odası, yatak sayısı 200 – 399 olan hastanelerde 15 aşı uygulama odası, yatak sayısı 400 – 999 arası olan hastanelerde 20 aşı uygulama odası, yatak sayısı 1000 ve üzeri olan hastanelerde 25 aşı uygulama odası olmalıdır. Her 10 aşı uygulama odasına bir sorumlu hekim olacak şekilde görevlendirme yapılmalıdır. Aşı uygulama oda sayısı 10’dan az olan hastanelerde en az 1 hekimin görevlendirilmesi zorunludur.

Aşı uygulaması için hastanelere başvuran vatandaşlarımıza hizmet sunumunda sosyal mesafe: Aşı uygulaması yapılacak genel alanlarda, asansörlerde, servis ve polikliniklerde sosyal mesafe kuralına uygun geçiş işaretlemeleri yapılarak mesafenin korunması sağlanmalı ve kalabalıklaşma önlenmelidir. Asansörlerin kapasitesi sosyal mesafe kuralına uygun olarak belirlenmeli buna uygun işaretlemelidir. Normal veya yürüyen merdivenlerin önlerine, öndeki kişiyle arada en az 3 basamak mesafe bırakılması gerektiğine dair uyarıcı tabelalar yerleştirilmelidir.

Aşı uygulama odaları: Aşı uygulama odaları hastane bünyesinde kolay ulaşılan bir yerde olmalı ve aşı odasının bulunduğu yerde geniş ve ferah bekleme alanı oluşturulmalıdır. Aşı odaları acil servisten uzakta, normal poliklinik hastalarıyla aşı uygulanacak kişilerin karışmayacağı bir lokalizasyonda olmalıdır. Hastane poliklinik odaları aşı uygulama odası olarak kullanılması planlanmış ise günlük çalışma saati 08.30-00.00 saatleri arasında düzenlenmeli ve poliklinik hastalarıyla aşı uygulanacak kişilerin karışması önlenmelidir. Normal poliklinik mesaisi süresince aşı uygulama oda sayısı düşük tutulabilir. Ancak 17.00-00.00 saatleri arasında yukarıda belirtilen sayıda aşı uygulama odası faal olmalıdır.”

‘Aşı uygulama odası bekleme alanı ve muayene odasının havalandırması yeterli olmalı’

Aşı olacak vatandaşların hastaneye girişinden itibaren işaret ile yönlendirilmesi gerektiği belirtilen yazıda, “Aşı yapılacak vatandaşların hastane girişinden aşı uygulama alanına ulaşımında hastanenin girişinden itibaren yönlendirme levhaları olmalı veya yönlendirme elemanı ile ulaşım kolaylaştırılmalıdır. Yönlendirme elemanları hastaneye girişte randevusuz gelen vatandaşlara randevu çizelgesi uygun olan hekimin listesine işleyerek ilgili aşı uygulama odasına yönlendirir. Aşı uygulama odası bekleme alanı ve muayene odasının havalandırması yeterli olmalıdır. Varsa pencere ve kapılar açılarak temiz hava girişi sağlanmalıdır. Vatandaşlar ve refakatçilerinin bekleme alanında diğerlerinden en az bir metre aralıklar ile oturmalıdır. Oturma düzeni koltukların işaretlenmesi veya koltuk eksiltilmesi ile sağlanmalıdır” denildi.

‘Vatandaşlar randevu ile gelecek’

Aşı olacak vatandaşların hastanelere randevu sistemi ile geleceğinin belirtildiği yazıda, “Aşı uygulaması yapılacak vatandaşlarımız hastanelere randevulu alarak gelecektir. Aşı uygulama alanlarında el antiseptiği erişilebilir bir yerde olmalıdır. Aşı uygulama bekleme alanı temizlik ve dezenfeksiyonu düzenli ve sık yapılmalıdır (günde iki kez ve kirlendikçe temizlenmeli). Aşı uygulama odalarına refakatçiler alınmamalı ya da ihtiyaca göre aşı uygulanacak kişinin yanında en fazla bir refakatçi olmalıdır. Aşı uygulama odasında el yıkama ünitesi olmalıdır, sağlık çalışanı aşılama işlemi öncesinde ve kirli malzeme ya da kanla temas durumunda ellerini yıkamalıdır. Aşı uygulama odasında sağlık personelinin kullanılmış iğneleri elinden bırakmadan ve etrafta dolaşmadan güvenli atık kutusuna atabileceği şekilde planlama yapılmalıdır” ifadelerine yer verildi.

‘Aşı uygulama odasına her defasında sadece bir aşılanacak kişi alınmalıdır’

Aşının uygulaması hakkında bilgilerin de yer aldığı resmi yazıda, “Aşı uygulama odasına her defasında sadece bir aşılanacak kişi alınmalıdır, aşı uygulama esnasında aşılama ile ilgili gerekli kayıtlar tutulmalıdır. Aşı için gelen kişinin kimlik bilgileri ve randevusu kontrol edilir. Aşıyı uygulayacak sağlık çalışanı kimlik bilgileri ve kişi için ayrılan aşı ile eşleşmesini sağlar. Kişi için ayrılmış aşı açılarak kişiye aşı uygulaması yapılır. Günlük aşı uygulaması sonunda aşı flakonları tıbbi atığa gönderilir” denildi. Haber

YATAY GEÇİŞ SKANDALI! SINAVA BİLE GİRMEYENLER YURT DIŞINDAKİ PARALI ÜNİVERSİTELERDEN TIP FAKÜLTELERİNE GEÇİŞ YAPMIŞ! Sosyal Medyada Çığ Gibi Büyüyen Tepkiler!

0

Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, üniversite sınavlarında ilk 1000’e girenlerden yurt dışındaki üniversitelere kayıt yaptıranlara, pandemi koşulları nedeniyle “Türkiye’deki üniversitelere yatay geçiş olanağı” tanınmasına ilişkin uygulamaya dayanılarak bazı yerlerde usulsüz yatay geçiş yapıldığını itiraf etti. Üniversite sınavında 800 bininci olup tıp fakültesine kayıt yaptıranlar olduğuna dair şikayetleri doğruladı. Prof. Dr. Yekta Saraç, “700-800 bininci” ifadesinin “iyimser” bir rakam olduğunu belirterek daha alt sıralarda olup da yurt dışından yatay geçiş yapan öğrenciler olduğunu paylaştı.

Bir milletvekilinin, “üniversite sınavında 700-800 bininci sırada üniversite kazanıp, yurt dışında tıp fakültesine kayıt yaptıranların daha sonra Türkiye’deki özel üniversitelere yatay geçiş yaptığı” iddiasını doğrulayan Saraç, “Dolayısıyla üniversitelere verdiğimiz o yetkide bir kısıtlamaya yeniden gitme durumumuz söz konusu oldu, uyarı yazdık ettik ama üniversitelerin yürüttüğü bir işlem. Gelenlere ne yapacaksınız? Gelenlerle ilgili, mevzuata aykırı olanların kaydının silinmesi ile ilgili üniversitelere yazdık ama şöyle bir şey oluyor: Kayıt olduktan sonra idare mahkemeleri ‘O bir müktesep haktır’ diyor. Maalesef böyle de bir durum var.” dedi.

Aykırı’dan Egehan Erkün’ün haberine göre; öğrencilerin Ukrayna’da eğitim aldıkları bölüm, Türkiye’de yapılan Öğrenci Seçme Sınavı’nda (ÖSS) 800 bininci sıraya karşılık gelirken, söz konusu üniversiteye bin 975 dolar karşılığında kayıt yapılabilmesi ise dikkat çekti. 

1.975 DOLAR KARŞILIĞINDA EĞİTİM VERİLİYOR

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne usulsüz geçiş iddialarıyla gündeme gelen Sumy State Üniversitesi’nin, bin 975 dolar karşılığında kayıt kabul ettiği öğrenildi.

Öte yandan aday öğrencilerin, üniversiteye kayıt yaptırabilmesi için kurumdan davetiye istemesi ve Ukrayna’ya gitmelerinin yeterli olduğu belirlendi.

YÖK KAYIT SİLEMİYOR

Üniversitelerin ilgili bölümlerine kayıt yaptıran öğrencilerin kaydını silemediklerini söyleyen Saraç,  “Dolayısıyla üniversitelere verdiğimiz o yetkide bir kısıtlamaya yeniden gitme durumumuz söz konusu oldu, uyarı yazdık ettik ama üniversitelerin yürüttüğü bir işlem. Gelenlere ne yapacaksınız?

Gelenlerle ilgili, mevzuata aykırı olanların kaydının silinmesi ile ilgili üniversitelere yazdık ama şöyle bir şey oluyor: Kayıt olduktan sonra idare mahkemeleri ‘O bir müktesep haktır’ diyor. Maalesef böyle de bir durum var” demişti.

İstanbul Tıp Fakültesi’ne kimlerin bu yolla yatay geçiş yaptığı fakülte web sitesindeki adresten öğrenilebilir.

Üniversitesi ilk 1000’de yer alan Türk öğrencilerden yurtdışı yatay geçiş hakkı kazanan öğrenciler İngilizce ve Türkçe Tıp.pdf

Tıp Doktoru ve Hukukçu Erkin Göçmen, YÖK’ün bu uygulamasının kanuna aykırı olduğunu paylaştı.  YÖK’ün bu kararının hukuka aykırıdır. Zira 24/4/2010 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan Yatay Geçiş Yönetmeliğinin 14. maddesinin 5. fıkrasında “Yurtdışında yükseköğretime başlayan öğrencilerin Türkiye’deki yükseköğretim programlarına geçiş başvurularının değerlendirilmesinde kullanılacak olan, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavlarındaki asgari puanlar ile bunlara eşdeğerliği kabul edilen sınavlar ve puanları, üniversiteler tarafından belirlenen yurtdışı yatay geçiş kontenjanları ile birlikte Yükseköğretim Kurulu tarafından ilan edilir. Adayların, yatay geçiş başvurusu yapabilmeleri için en az ilan edilen puanlara veya üzerindeki puanlara sahip olması gerekir.” denilmektedir.

Bu skandala Türkiye’deki hekimler, tıp öğrencileri ve çocukları tıp için yeniden sınava hazırlanan veliler büyük tepki gösterdi. YÖK’ün bu yanlışını derhal düzeltmesi için çağrı yapıldı.

https://twitter.com/sahind2020/status/1324397082971676674
https://twitter.com/dilekculculoglu/status/1324438327408414720

BAŞHEKİMİN YAKINLARI KADIN DOKTORA SALDIRDI OLAY ÖRTBAS EDİLİYOR İDDİASI! TTB ve REKTÖRDEN AÇIKLAMA!

0

Şanlıurfa Tabip Odası tarafından sosyal medyadan paylaşılan bir iddia pes dedirtti. İddiaya göre, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Başhekimi Dr. Ahmet Güzelçiçek’in kardeşi ve yakın akrabaları, kaybettikleri hastaları sonrası, hekimleri “burayı başınıza yıkacağız” diyerek tehdit etmiş ve hastaya müdahale eden kadın doktora da hem sözel hem fiziksel şiddet uygulamış, 3 defa beyaz kod verilmesine rağmen hastanenin güvenlik şefi tarafından da beyaz kod uygulaması engellenmiş ve hekimler hem şiddete uğrayıp hem de çaresiz bırakılmıştır.

Şanlıurfa Tabip Odası tarafından yapılan açıklama:

“Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Başhekimi Dr. Ahmet Güzelçiçek’in kardeşleri ve yakın akrabaları 05.11.2020 tarihinde pandemi polikliniğinde başhekimin akrabaları olduklarını söylemiş ve hastaneyi hekimlerin başına yıkmakla tehdit edip izinsiz fotoğraflarını çekerek şantaj uygulamışlardır. Bu durum Başhekim tarafından örtbas edilirken 06.11.2020 tarihinde yine aynı güruh tarafından başhekimin arrest olan babasına tıbbi müdahale yapmak amacıyla bulunan Asistan hekim arkadaşımız, koruyucu ekipman dahi giymeden hızlıca gittiği olay yerinde başhekimin kardeşi tarafından fiziksel ve sözel şiddete uğramıştır. Şiddete maruz kalan hekimin 3 defa beyaz kod çağrısı ise hastane yönetimi tarafından iptal edilmiş ve güvenlik güçlerinin olay yerine intikal edip hekimin güvenliğinin sağlanması engellenmiştir. Yaşanan bu olayın takipçisi olduğumuzu ve Başhekimin derhal istifa etmesi gerektiğini kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Türk Tabipleri Birliği de konuya dair bir açıklamada bulundu:

Şanlıurfa’da meslektaşımıza yapılan fiziksel şiddet ile ilgili TTB MK ve Şanlıurfa TO yöneticileri tarafından Haran Ünv. Tıp Fak. Dekanı ile görüşme gerçekleştirildi. Dekan tarafından şiddet uygulayanlarla ilgili yasal işlem yapılacağı bilgisi verildi. Sürecin takipçisi olacağız.

Harran Üniversitesi Rektörlüğü de web sitesinden şu açıklamayı paylaştı:

Üniversite Hastanemizde 06.11.2020 tarihinde bir sağlık çalışanımıza yönelik hasta yakınları tarafından gerçekleştirilen olumsuz eylem hiçbir şekilde kabul edilemez. Konunun her yönüyle yakından takipçisi olacağımızı belirtmek isterim.
Prof.Dr. Mehmet Sabri ÇELİK
Harran Üniversitesi Rektörü

Hastane Başhekimliğinden henüz bir açıklama yapılmadı.

Hekimler ve vatandaşlar bu olaya sosyal medyadan büyük tepki gösterdi.

TATKONLINE 2020

0

TATKON ismi Türkiye Acil Tıp Derneği tarafından 2004 yılında Gaziantep’te 1. Türkiye Acil Tıp kongresi olarak başlamış, günümüze kadar her yıl düzenlenen ve bu yıl ilk defa sanal (online) olarak gerçekleşecek 16. Türkiye Acil Tıp Kongresi uzun bir yolculuğun öyküsü aslında. Sizleri 7 gün, 24 saat, 365 gün acil servislere çalışan hekimlerin tüm yılı değerlendirdikleri, yeni ve güncel bilgilerin paylaşıldığı Uluslararası Katılımlı 16. Türkiye Acil Tıp Kongresi’ne davet etmenin büyük bir heyecan içerisindeyiz. Ulusal olarak ülkemizin en geleneksel ve köklü kongresi TATKON ile Acil Tıp Uzmanları ve Asistanlarını tek bir çatı altında bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Her yıl yaptığı kongrelerde bilimselliğe verdiği değer ile kendini kanıtlayan Türkiye Acil Tıp Derneği (TATD), bu yıl kongrelerin ivmesini değiştiriyor ve konusunda mentor isimleri online platformda buluşturuyor.


Acil Tıp ülkemizde 25 yılı aşkın süredir bir uzmanlık ana dalı olarak kabul görmektedir. Her yıl, bir önceki yıla göre daha fazla Acil Tıp Uzmanı sağlık sisteminde yerini almaktadır. Giderek büyüyen camiamız, Türkiye Acil Tıp Derneği’nin her seferinde daha iyisini yapmaya çalıştığı kongreler için en önemli motivasyon kaynağıdır. Bu sürecin başından bugüne kadar, Türkiye Acil Tıp Derneği, Acil Tıp uzmanları ve sağlık çalışanlarının en büyük destekçisi olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Derneğimizin yayınları ve sürekli tıp eğitimini destekleyici olarak düzenlediği bilimsel ve eğitici aktiviteleri acil tıp eğitimi veren kurum ve kuruluşlar ile acil tıp uzmanları, hekimler ve tıpta uzmanlık öğrencileri için her zaman başvuru kaynağı olmuştur.

Dünya değişiyor!… Eğitim değişiyor!… Kongreler değişiyor!… 2020 yılı COVID-19 pandemisi ile tüm kongreleri değiştirdi. COVID-19 pandemisi etkisinde; kongre çatısı altında en güncel bilgileri uluslararası konuşmacıların katkısı ile paylaşıyoruz. Gerek mezuniyet öncesi gerekse de tıpta uzmanlık eğitiminde değişen birçok güncel bilgi ışığında kongremizin mottosunu “Değişen Dünya – Changing World” olarak belirledik. Bu tema altında COVID-19 pandemi günlerinde herkesi kuşatacak bir içeriğe sahip ve mevcut durumumuza ayna tutacak bir kongre programı hazırlamak istedik. 


Bu yıl TATKONLINE olarak gerçekleştireceğimiz kongremizde yenilikler olacak mı? Tabi ki. TATD olarak ilkleri ve yenilikleri sizlerin beğenisine sunmaya devam edeceğiz. TATKON 2020 ile ulusal sağlık sorunlarını topluma yönelik hekimlik felsefesi ile tartışırken, ülkemizdeki acil servislerinin sorunlarına çözüm odaklı yöntemler bulacağız.Katılımınız ve desteğiniz Acil Tıp Uzmanlığının gücü olacaktır diye düşünüyoruz.

20-22 Kasım 2020 tarihinde ilk defa yapılan TATKONLINE 2020‘de buluşmak dileğiyle…

www.tatkon2020.org sayfası ile kongre ile ilgili tüm ayrıntıları takip edebilirsiniz.

Kongre düzenleme kurulu adına

Cem OKTAY

Erkman SANRI

Murat ÇETİN

Devlet Bahçeli’nin “TTB Kapatılsın” Çağrısı Yeni Yönetime 6 Kat Daha Fazla Oy Getirdi! İşte Seçim Sonuçları

1

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 72. Seçimli Büyük Kongresi 26-27 Eylül 2020 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. Seçimlere ‘Etkin Demokratik TTB’ ve ‘Bağımsız Hekimler Birliği’ olmak üzere iki grup katıldı.

Seçimi kazanan Şebnem Korur Fincancı’nın Listesi Etkin Demokratik TTB Grubu, “Yaşamdan, sağlık hakkından, meslek örgütümüzden vazgeçmiyoruz” açıklamasında bulundu.

Merkez Konsey için 481 delegeden 308’i oy kullandı. 5 oy geçersiz sayıldı.

Prof. Dr. Şebnem Korur Fidancı

Etkin Demokratik TTB Grubunda 243 olan en çok oyu İbrahim Akkurt aldı. Ali İhsan Ökten 242, Vedat Bulut 241 oy, Çiğdem Aslan 240, Halis Yerlikaya 238 oy, Meltem Günbeyi 237 oy, Deniz Erdoğdu 234 oy, Alican Bahadır 232 oy, Kazım Doğan Eroğulları 232 oy, Onur Naci Karahancı 230 oy, Şebnem Korur Fincancı 229 oy ile Akkurt’u takip etti.

Yüksek Onur Kurulu sonucu ise şöyle: Mehmet Sezai Berber 246 oy, Mustafa Taner Gören 245 oy, Naki Bulut 243 oy, Şeyhmus Gökalp 238 oy, Ömer Özkan Özdemir 238 oy, Irmak Saraç 242 oy, Lale Tırtıl 243 oy, Hasan Yıldıray Orhon 237 oy, Hafize Öztürk Türkmen 237 oy.

Bağımsız Hekimler Birliği listesinde ise oy dağılımı: Rıza Hakan Erbay 54 oy, Gökhan Önem 52 oy, Türker Bahçeli 45 oy, Tuğba Acer Demir 47 oy, Ozan Uzkut 47 oy, Erdoğan Yüksel 46 oy, Gökhan Gedikli 43 oy, Lütfi Tiyekli 41 oy, Ata Nevzat Yalçın 45 oy, Dursun Ali Kodat 42 oy, Yücel Ayaz 45 oy.

27 Eylül 2020. Seçim günü

TTB’NİN YENİ YÖNETİMİ

Buna göre, 2020-2022 döneminde TTB yönetiminde bulunacak olan isimler şöyle:

Şebnem Korur Fincancı, Çiğdem Aslan, İbrahim Akkurt, Alican Bahadır, Vedat Bulut, Deniz Erdoğdu, Kazım Doğan Eroğulları, Meltem Günbeği, Onur Naci Karahancı, Ali İhsan Ökten, Halis Yerlikaya.

TTB Yüksek Onur Kurulu: Sezai Berber, Naki Bulut, Şeyhmus Gökalp, Taner Gören, Yıldıray Orhon, Ömer Özkan Özdemir, Hafize Öztürk Türkmen, Irmak Saraç, Lale Tırtıl.

TTB Denetleme Kurulu: Filiz Ak Azar, Fırat Erkmen, Nilay Etiler Lordoğlu.

TTB Merkez Konseyi görev dağılımını mazbatalarını almalarının ardından yapacak.

Sağlıkta Şiddete Nihayet En Üst Sınırdan Ceza Verildi! 20 YIL HAPİS

0

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 16 Ekim 2019’da Bayram Kaynak, asistan doktor Kadir Songür’ü jiletle boğazından yaralamıştı.

Sanık Bayram Kaynak, ilk duruşmada MS rahatsızlığı olduğunu, bu nedenle iş bulamadığını, psikolojisinin bozuk olduğunu bildirerek, kendisine büyü yapıldığını, bunun etkisiyle suçu işlediğini öne sürmüştü.

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli asistan doktor Kadir Songür’ü jiletle boğazından yaralayan sanığa 20 yıl hapis cezası verildi.

İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya tutuklu sanık Bayram Kaynak, cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katıldı.

Asistan doktor Songür duruşmaya katılmazken, ailesi, İzmir Tabip Odası avukatı Mithat Kara ve taraf avukatları duruşmada hazır bulundu.

Songür’ün avukatı İsmail Can Yavuz, sanığın akli dengesine ilişkin savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunu, sanığın pişmanlık göstermediğini ve üst sınırdan ceza uygulanması gerektiğini ifade etti.

İzmir Tabip Odası avukatı Mithat Kara, mahkemenin vereceği kararı Türkiye’deki tüm sağlık çalışanlarının beklediğini belirterek, “Bu olay tüm sağlık çalışanlarını ilgilendiriyor. Vereceğiniz karar sağlık çalışanlarının yüreğini soğutacak, içine su serpecektir.” dedi.

Mahkeme heyeti, sanığın, “kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs” suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına, olayın teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle 20 yıl hapis cezasına çarptırılmasına hükmederek, cezada indirim uygulanmamasına ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

İzmir Tabip Odası avukatı Mithat Kara da kararın beklendiği şekilde geldiğini belirterek, “Cezanın en üst sınırdan verilmesi ve indirim sebeplerinin uygulanmaması bizim için sevindirici oldu. Son yıllarda verilen kararlar içerisinde en önemlilerinden birisiydi. Bütün sağlık çalışanları açısından da sevindirici olduğunu düşünüyorum. Sağlıkta şiddetin son bulmasını istiyoruz.” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin Başkenti Ankara’da Hastanede Sağlık Çalışanlarına LİNÇ GİRİŞİMİ! Saldırıya Büyük Tepki

0

Ankara’da Silahlı çatışma sonrası yaralılardan biri Keçiören Eğitim Araştırma Hastanesi’ne getirildi ama malesef tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı! Yakınları ise o an sağlık çalışanlarına saldırmaya başladı. Sağlık Çalışanları kapının arkasına kendilerini ve sedyeleri barikat kurup siper ederek canlarını korumaya çalıştı! Dehşet verici görüntülere büyük tepki geldi.

Sosyal medyada onbinlerce tweet atıldı #BakanKocaNeredesin ve #SagliktaSiddet etiketleri aynı anda Türkiye Gündemine oturdu.

Koronavirüs pandemisinde en ön safta canlarını ortaya koyarak mücadele veren yüzden fazla sağlık çalışanının bu pandemide hayatını kaybettiği bir dönemde sağlık çalışanlarına yönelik bu saldırı ve linç girişimi için devlet yetkililerinin ne yapacağı ise merak konusu. Pandemi döneminde çıkarıldığı iddia edilen sağlıkta şiddet yasasının da etkin olmadığı yaşanan olaylar sonrası saldırganların yine ifadesi alınıp serbest bırakılmasından ortada olduğu tüm sağlık çalışanlarını yaralayan ve üzen bir başka durum olarak bilinmektedir.

Her 14 Mart Tıp Bayramı verilen sözler artık sağlık çalışanlarını tatmin etmemektedir, bu ülkeye bu devlete hizmet ederken can güvenliklerinin sağlanmasını isteyen sağlık çalışanları alkışınız sizin olsun benim can güvenliğimi sağlayın serzenişinde bulunuyor.

Sağlık çalışanlarına saldıranların teröristten hiçbir farkı yok deniliyor ama saldıranlar tutuklu bile yargılanmadan ifadesi alınıp serbest bırakılıyor, ki bazen doktorun emniyet işlemleri bitmeden dahi saldırgan serbest kalıyor, saldırıya uğrayan doktorun işi, iş kaybı daha uzun sürüyor.

https://twitter.com/BasunSuna/status/1308127004915568641

Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği: Hidroksiklorokin COVID19’a Etkili Değil KULLANILMAMALI!

0

Klimik Derneği, tüm dünyada COVID-19 tedavisinde yaygın olarak kullanılan ilaçların başında gelen hidroksiklorokin, favipiravir, remdesivir ve lopinavir-ritonavirin tedavideki etkinliği ve güvenilirliğine ilişkin, bugüne (20 Eylül 2020) kadar yayımlanmış bilimsel çalışmaları analiz ederek, detaylı bir değerlendirme hazırladı. Aşağıda özetini okuyabileceğiniz görüşlerin bilimsel dayanaklarını içeren ayrıntılı değerlendirme yazısını https://www.klimik.org.tr/koronavirus/covid-19-tedavisinde-kullanilmakta-olan-antiviral-ilaclar/ adresinde bulabilirsiniz.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin COVID-19 Tedavisinde Kullanılmakta Olan Antiviral İlaçlarla İlgili Bilimsel Görüşü

Hidroksiklorokin: Güncel in vitro/in vivo ve randomize kontrollü klinik çalışmalar, ayaktan veya yatan, hafif/orta/ağır seyirli COVID-19 olgularının tedavisinde hidroksiklorokinin etkili olmadığını göstermiştir. Hidroksiklorokin, aksini bildiren yeni randomize kontrollü klinik çalışma sonuçları olmadıkça COVID-19’un asemptomatik, hafif, orta, ağır formlarının tedavisinde veya profilaksisinde kullanılmamalıdır.  Hidroksiklorokin, özellikle QT’yi uzatan azitromisin gibi diğer ilaçlarla birlikte kullanıldığında hayatı tehdit edebilecek kardiyotoksik istenmeyen etkilere neden olabilir.    

Favipiravir: COVID-19 tedavisinde Favipiravirin etkisini araştıran az sayıda hasta içeren üç randomize kontrollü klinik çalışmada, bu ajanın viral klirense ve/veya bazı klinik sonuçlara olumlu etkilerinin olabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle, favipiravirin özellikle pnömonili ve/veya riskli COVID-19 olgularının tedavisinde kullanılabileceği düşünülmektedir. Ancak devam etmekte olan randomize kontrollü klinik çalışmaların sonuçları yakından izlenmeli, optimal dozunun ve tedavi süresinin belirlenebilmesi için in vitro ve ek klinik çalışmalar yapılmalıdır. Favipiravirin COVID-19 tedavisinde veya diğer indikasyonlarla kullanımı sırasında ciddi istenmeyen etkileri tanımlanmamıştır.

Remdesivir: SARS-CoV-2’ye karşı in vitro ve in vivo hayvan deneylerinde etkili bulunan remdesivirin 1647 COVID-19 hastasını içeren iki randomize kontrollü çalışmada klinik sonuçlara bazı olumlu etkileri olduğu gösterilmiştir. Bu nedenlerle remdesivirin orta/ağır seyirli COVID-19 pnömonilerinde kullanılabileceği düşünülmektedir. Yeni klinik çalışma sonuçlarına göre kullanım indikasyonları tekrar değerlendirilmelidir. Remdesivirin COVID-19 tedavisinde kullanımı sırasında gelişen ciddi istenmeyen etki bildirilmemiştir.

Lopinavir/Ritonavir: COVID-19 tedavisinde lopinavir/ritonavirin etkinliğini araştıran az sayıdaki randomize kontrollü çalışmanın sonuçları birbiriyle uyumsuzdur, 86 hasta içeren bir randomize kontrollü çalışmada bu ajanın etkisiz olduğu, 199 hasta içeren bir randomize kontrollü çalışmada belirgin olmasa da bazı olumlu etkilerinin olabileceği, birinde ise ribavirin ve interferonla kombine kullanılması halinde olumlu etkilerinin olduğu bildirilmiştir. Bu klinik çalışmaların genellikle az olgu sayılı ve plasebo kontrollü olmamasından hareketle ek çalışmaların gerekli olduğu düşünülmektedir.  Lopinavir/ritonavirin SARS-CoV-2 üzerine etkisini araştıran in vitro çalışma sayısı azdır, sonuçlar yetersizdir, ek çalışmalar gereklidir. Diğer ilaçların olası yan etkiler nedeniyle kullanılamadığı orta ağır seyirli COVID-19 geçirmekte olan gebe hastalarda lopinavir/ritonavir bir seçenek olabilir. Lopinavir/ritonavirin COVID-19 tedavisinde, özellikle kombinasyon rejiminin bir parçası olarak klinik çalışmalar içinde yer alacak şekilde kullanılması düşünülebilir.

Salgının başlamasının üzerinden sekiz ay geçmiş olmasına rağmen halen COVID-19’a karşı etkili olduğu kesin olarak gösterilmiş bir antiviral tedavi yoktur. COVID-19’a etkili bir antiviral bulmak amacıyla yapılan klinik çalışmalarda en çok incelenen ve tedavide yeniden konumlandırılarak (repurposing) kullanılan ajanlar, etkili tedavi bulunması konusunda zaman kaybına neden olmuş olabilir.  SARS-CoV-2’ye özgü yeni antivirallere acilen gereksinim vardır, mevcut kaynakların yeni ajanların araştırılmasına, geliştirilmesine ve çalışılmasına ayrılması en akılcı yaklaşım olacaktır.

KLİMİK

Ünlü Sanatçı Rutkay Aziz ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’nü Türk Tabipleri Birliği’ne Sağlık Emekçilerine Armağan Etti VİDEO

0

27. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görülen usta oyuncu Rutkay Aziz, ödülünü MHP lideri Devlet Bahçeli tarafından hedef alınan Türk Tabipler Birliği’ne hediye etti.

Usta sanatçı “Ben bu ödülü, son derece onurlu ve ilkeli bir biçimde emek veren Türk Tabipleri Birliği’ne hediye edicem, selamlarınız ve alkışlarınız ile onları sağlık emekçilerini selamlayacağım” sözleri ile ödülü aldı.

Türk Tıp Öğrencileri Birliği’nden Açıklama: Nefret Dolu ve Demokratik Olmayan Söylemlere Karşı TTB’nin Yanındayız!

0

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Türk Tabipleri Birliği’ne yönelik açıklamaları ve kapatılması yönündeki çağrılara tepkiler devam ediyor. Tıp Fakültesi öğrencilerinin en büyük birliği niteliğinde olan ve 80’e yakın tıp fakültesinde öğrenci temsilcilikleri bulunan Türk Tıp Öğrencileri Birliği de Bahçeli’nin açıklamalarını nefret dolu ve demokratik olmayan söylemler olarak nitelendirip #iyikiTTBvar etiketiyle Türk Tabipleri Birliği’nin yanındayız açıklamasında bulundu.

Açıklama metninin tamamı şu şekilde paylaşıldı.

TurkMSIC

SON BİR HAFTADA DÖRT DOKTOR COVID-19 NEDENİYLE HAYATINI KAYBETTİ!

0

Koronavirüs salgınında canla başla en ön safta mücadele veren sağlık camiası kayıplar vermeye devam ediyor. Son bir haftada dört hekimin hayatını kaybetmesi sağlık çalışanlarını ve yakınlarını derinden üzdü. Sağlık çalışanları, bu pandemi mücadelesinde hayatını kaybedenlerin “şehit” sayılması için yetkililere çağrıda bulundu. Gerek icra edilen vazifenin öneminin ve kutsallığının tespiti gerekse de gerçekleşmesi halinde kamu sağlığını tehdit eden salgın hastalıklarla mücadele esnasında hayatını kaybeden sağlık meslek mensuplarının ‘şehit’ olarak addedilmeleri ile kendilerinin ve yakınlarının kanunen şehitlik makamına atfedilmiş hükümler uyarınca işlem görmeleri, temennimizdir.


Koronavirüs enfeksiyonu sebebiyle günlerdir yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Kulak Burun Boğaz (KBB) uzmanı Prof. Dr. Refik Çaylan hayatını kaybetti.

Refik Çaylan

Viranşehir ilçesinde özel bir sağlık merkezinde çalışan Acil Tıp Hekimi Doktor Abdurrahman Demir, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Abdurrahman Demir

Ağrı’da görev yapan Uzman Doktor Ahmet Aydın Şener, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Ahmet Aydın Şener

Sinop’ta görev yapan Aile Hekimi Dr. Engin Ünaldı koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Engin Ünaldı

TTB’den COVID19 AÇIKLAMASI “Aktif hasta sayısı açıklananın 10 katı! Salgın kontrol altına alınamıyor, sağlıkçılar tükeniyor!”

0

Türk Tabipleri Birliği (TTB) COVID-19 İzleme Kurulu, COVID-19 pandemisine ilişkin 5. ay değerlendirmesini 14 Ağustos 2020 Cuma günü zoom üzerinde gerçekleştirilen basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, Prof. Dr. Özlem Azap ve Prof. Kayıhan Pala’nın katıldığı basın toplantısında Türkiye’de COVID-19 pandemisinde güncel durum ele alındı ve hükümetçe benimsenen salgın stratejisinin başarılı olmadığı belirtildi. Salgınla mücadelede vatandaşın odağa alınmasının sorunlu bir yaklaşım olduğuna dikkat çekilen basın toplantısında, giderek daha çok sayıda sağlık çalışanının enfekte olduğu, sağlık çalışanlarının tükenmekte olduğu vurgulandı.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman toplantının açılışında yaptığı konuşmada, 11 Mayıs tarihinde AVM’lerle başlayan, 1 Haziran’da hızlanan yeniden açılma sürecinin 3 ayının dolduğunu, basında takvim olarak “birinci aşama 11 Mayıs, ikinci aşama 27 Mayıs-31 Ağustos, üçüncü aşama 1 Eylül-31 Aralık, dördüncü aşama –aşının bulunmasının beklendiği- 1 Ocak ve sonrası” şeklinde alan sürecin 2. aşamasının içinde bulunulduğunu belirtti. Bu süreçte 27’si hekim 53 sağlık çalışanının COVID-19 nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirten Adıyaman, “Yaşamını yitiren tüm hekim ve sağlık çalışanlarını saygıyla anıyor, ailelerine, yakınlarına bir kez daha sabır diliyorum” diye konuştu. Adıyaman, Türkiye’nin COVID-19 salgını sürecindeki 5 ayının değerlendirildiği rapor ile bu süreçte yaşananlardan yola çıkarak, önümüzdeki gün ve ayların gerçekten ağır, zorlu gündemlerini daha az sıkıntı, hastalık ve ölümle atlatabilmeye katkı sunmayı hedeflediklerini bildirdi.

Aktif hasta sayısı açıklananın 10 katı

Adıyaman’ın konuşmasının ardından TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyesi Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, TTB COVID-19 İzleme Kurulu’nun 5. Ay Değerlendirmesi’ni sundu. Hükümet’in salgının etkisini azaltma stratejisinin karşılık bulmadığını belirten Tanık, 623.766 kişi karantina altına alındığını, 11 Ağustos 2020 itibarıyla Sağlık Bakanlığı verilerine göre hesaplanan aktif hasta sayısının 11.152 olduğunu söyledi. Tanık, Sağlık Bakanlığı’nın seroprevalans çalışmasında elde edilen sonuçların hesaplanan aktif hasta sayısı ile karşılaştırıldığında, toplumda PCR testi ile tanı alanların 9.9 katı kadar aktif vaka bulunduğunu kaydetti.

Kişilerden beklenen iradeyi merkezi otorite göstermiyor

Pandemi ile mücadele stratejisinin yanlış olduğunu belirten Tanık, merkezi otoritenin kendi sorumluluğunu “uyarma” ve “tedavi” ile sınırladığının görüldüğünü ancak pandemi ile mücadelenin bireylerin önlemlerine bırakılabilecek bir mesele olmadığını kaydetti. Tanık, anma toplantıları, bayramlaşmalar, milyonların girdiği sınavlar, Ayasofya’nın açılması gibi etkinliklerin kişilerden beklenen iradeyi merkezi otoritenin göstermediğini ortaya koyduğuna dikkat çekerek, bulaşıcılık hızının azaltılamamasında vatandaşın suçlu olarak işaret edilmesinin sorunlu olduğunu söyledi.

Sağlık çalışanları tükeniyor

Salgınlarda gerçeklerin gizlenmesi olanaklı olmadığını vurgulayan Tanık,  sağlık emekçilerinden ve yerelden yükselen çığlıklara kulak verilmesi gerektiğini kaydetti. Sağlık çalışanlarının tükenmekte olduğuna dikkat çeken Feride Aksu Tanık, sağlık çalışanlarının özlük haklarının geliştirilmesi ve COVID-19 nedeniyle yaşamını yitiren sağlık çalışanlarının geride kalan yakınlarının yaşamlarının güvence altına alınması gerektiğini kaydetti.

65 yaş üzeri yurttaşlarımızın tekrar eve kapatılmasını doğru bulmuyoruz

65 yaş üzeri sokağa çıkma sınırlamasına ilişkin bir soru üzerine Prof. Dr. Kayıhan Pala, 65 yaş üzeri yurttaşların bir kez daha eve kapatılmasının hem beden hem ruh sağlıkları açısından yeni sorunlar yaratma potansiyeli olduğuna dikkat çekti. Pala, “Dünyada görülmemiş bir süre içerisinde 65 yaş üzeri yurttaşları eve kapatmanın ne tür sonuçlar verdiğini/vereceğini bilmiyoruz. Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunmuş ve bunun açıklanmasını istemiştik ama bugüne kadar bir yanıt olmadı. Eşit yurttaş olma bağlarını zedeleyecek yaklaşımlardan kaçınmak gerekir. 65 yaş üzerini eve kapatmaktansa çalışanlar dahil olmak üzere bütün yurttaşların kapanmasını düşünmek gerekebilir ama biz yeniden sadece 65 yaş üzeri vatandaşlarımızın eve kapatılmasının doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyoruz” diye konuştu.

Sonbaharda aşılama faaliyeti için hazırlık yapılmalı

Bir başka soru üzerine Prof. Dr. Özlem Azap, Eylül ayından itibaren influenza aşısı için geniş kapsamlı aşılama çalışmalarının başlatılması gerektiğini ve bunun geçtiğimiz dönemlerde “riskli grup” diye tanımlanan gruplardan daha geniş bir aşılama faaliyeti olması, bunun için de aşının stoklanmış olması gerektiğini söyledi. ABD ve İngiltere’de bununla ilgili kamuyou bilgilendirmelerinin yapıldığını belirten Azap, Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın henüz böyle bir açıklaması olmadığını belirtti. Azap ayrıca, aşılama çalışmalarının sadece hastanelerde ve ASM’lerde değil, daha farklı yöntemlerle ve daha geniş çerçevede yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi. TTB

5. Ay Değerlendirmesi için tıklayınız.

Sunu için tıklayınız.

Profesörden Köşe Yazısı “ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK”

0

Yıllardır bu ülkenin başarılı çocukları Tıp seçsinler diye uğraştım..
Tıbbiyellerin moralleri bozulmasın mesleklerine daha sıkı sarılsınlar diye onbinlerce kilometre yaptım.. Onlarca fakültede onlarla bir araya geldim..

Çok büyük sorunlarımız vardı zaten. 
Hekimi hastasıyla karşı karşıya getiren ucube bir sağlık sistemi..
Her yıl artan öğrenci sayıları nedeniyle değil hastayı muayene edebilmek, kalabalıktan odasına bile girmeyen doktor  adayları..
Hergün yenileri açılan alt yapısı olmayan Tıp Fakülteleri..

Biz bunları tartışırken kendimizi virüse karşı bir savaşın içinde bulduk bir anda..
Cephede savaşan çıraklarım yapayalnız kaldılar, yorgun, çaresiz, evlerinden uzakta.. 

.
En yetkili kişiler hakkınız ödenmez dediler … ve sözlerini tuttular ödemediler..
Bir çok meslektaşımız düştü bu savaşta.. 
İnsanlar hiç umursamadılar.. cami açılışlarına, düğünlere, beach party lere devam ettiler..

Ben de çıraklarıma umut vermeye devam ettim.. 
”Dibe vurduk çocuklar.. bundan daha kötüsü olamaz buradan sıçrıycaz merak etmeyin”  dedim.. 

Ama nasıl bir ülkede yaşadığımı unutmuşum..

Yine akla hayale gelmeyecek bir şey yaptılar..  Hekimleri meslekten soğutacak.. işlerini yapmalarına engel olacak bir kanun teklifini MHP li milletvekili, Halk Sağlığı Profesörü Sefer Aycan eliyle Meclis Baskanligina sundular..

Salgında bir Halk Sağlığı hocasından beklenen davranış   ”Ben önce hekimim” diye siyasi görevlerini bir tarafa bırakıp diğer halk sağlıkçıların safında yer almasıdır. 
Bilgisi, birikimi buna yetmiyorsa gölge etmemesidir.. 
Ama akla gelecek son şey bir Halk Sağlıkçısının salgının ortasında, fırsat bu fırsat diye  ”Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk” kanun teklifini Meclise sunmasıdır..

Neden bu kadar kızdığımızı anlamak isteyenler lütfen 20 sayfalık bu teklife göz atsınlar..
.
İnanın bana bu  kanunu kime uygularanız uygulayın.. hakimler, gazeteciler, milletvekilleri, cumhurbaşkanları… hiçbirisi sürdüremez yaptığı işi..

Ama herşeye rağmen ben bir an şüphe etmedim:

Güzel günler göreceğiz çıraklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz
Güneşli günler..

***
Prof. Dr. Erbuğ Keskin

Milletvekilinin Hazırladığı Yasa Teklifine Sağlık Camiasından Büyük Tepki!

0

Bu içerikte kapsamlı bir şekilde konuya dair haberleri eleştirileri ve hukuk açısından tasarının değerlendirmesini okuyacaksınız.

Halk Sağlığı Uzmanı ve MHP Kahramanmaraş Milletvekili Dr. Sefer Aycan’ın hazırladığı yasa teklifine sağlık camiasından büyük tepki geldi. Türk Tabipleri Birliği ve Hekim Hakları Platformu başta olmak üzere, köşe yazarları, hekimler bu tasarıya tepkilerini ve eleştirilerini dile getirdi.

Öncelikle sosyal medyaya bakacak olursak;

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, son yirmi yılda üçüncü kez gündeme getirilen “Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk Kanun Teklifi” ile ilgili açıklama yaptı. Halk Sağlığı Uzmanı ve MHP Kahramanmaraş Milletvekili Dr. Sefer Aycan’ın verdiği teklifinin sağlık çalışanlarının cezalandırılmasını hedeflediği belirtilen açıklamada, kanun teklifinde hasta ve sağlık çalışanlarının değil, sigortacıların lehine düzenlemeler önerildiği belirtildi.

Dikkat çeken başlıklardan birtanesi ise icaba gelmeyen sağlık personelinin durumu oldu. İcapcı olarak çağrıldığı halde davete icabet etmeyen sağlık persneline 1 yıldan iki yıla kadar hapis istenirken, 50 bin liradan yüzbin liraya kadar’da para cezası öngörülüyor.

Yaklaşık 20 sayfadan oluşan Kanun Taslağını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunan Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Sefer Aycan’ın verdiği kanun teklifin öne çıkanlar; Hastanın dosyasını iyi hazırlamadın, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, 50 bin liradan 100 bin lira para cezası!

MHP Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan

Hastaya bir malzeme lazım oldu, hastanede yok, kalmamış, hasta yakınına “Şu malzeme lazım” dedin, “Hocam nerde var?” diye sordu, “Yolun karşısında şurada var” dedinse Milletvekili Sefer Aycan’ın “Doktor firmadan çıkar sağladı” tanımlamasıyla karşılaşacak ve 1 yıldan üç yıla hapis, üstüne 5 bin liradan 10 bin liraya kadar ağır para cezası!

Hastaya “şu hastaneye git bir film çek”, “şu eczaneden şu ilacı al” “Şu konuda en iyi doktor şu” diye tavsiye verdinse “bütün bunlar hep çıkar sağlamak için!” kastıyla verilen taslağa göre 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, 5 bin liradan 10 bin liraya varan ağır para cezası!

Bir hasta için arandın, telefonun çekmediği bir noktadaydın, banyodaydın, oğlun kaza geçirmişti cevap veremedin, sana ulaşamadılar! Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Sefer Aycan’ın kanun teklifine göre 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilirsin. Yetmedi dışarıda kalanlar 50 bin ile 100 bin lira para cezanı ödemeye çalışacaklar!


“SAĞLIK ÇALIŞANLARI CEZALANDIRILMAK İSTENİYOR”

TTB, açıklamasında teklifi eleştirilerek “Gerekçesinden maddelerine kadar, teklifin bütünündeki yaklaşım sağlık hizmetlerinde hastanın zarar görmesini önlemekten daha çok, ortaya çıkan zararın tazmini ve sağlık çalışanlarının cezalandırılması üzerinedir. Bu yönüyle, yasa teklifinin sağlık hizmetlerinin niteliğinin artırılmasına veya sağlık hizmetinin gereği gibi sunulmamasından kaynaklanan zararların azaltılmasına bir katkı sağlamayacağı görülmektedir” denildi.

“SİGORTACILAR LEHİNE DÜZENLEMELER ÖNERİLİYOR”

Hastaların veya sağlık çalışanlarının değil, sigortacıların ön plana çıkarıldığı savunulan açıklamada “Teklif’te, zorunlu olarak mesleki sorumluluk sigortası yaptırması gereken meslek gruplarının sayısı artırılmakta, sigortanın ödediği tazminatı belli şartlarda sigortalılardan alabilmesi düzenlenmekte; hastaların veya sağlık çalışanlarının değil sigortacıların lehine düzenlemeler önerilmektedir” ifadelerine yer verildi.

“HAPİS CEZALARI ÖNGÜRÜLÜYOR”

Sağlık hizmetlerinden doğan zararların, sağlık mesleği mensuplarının çalışma koşullarına hiç bakılmaksızın değerlendirileceğini belirten TTB Merkez Komitesi, bunun da teklifin bakış açısını gösterdiği belirtildi. Açıklamada, şu ifadeler kullanıldı; ”En küçük olaylarda dahi hapis cezaları öngörülen bu teklifte; tıp eğitimi olmayan hatta kimi zaman herhangi bir eğitimi dahi olmayan kişilerin, sağlık hizmetlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak yer almaları, bir takım ürünlere sağlıkla ilgili özellikler atfederek toplumun sağlık talebini istismar etmelerinin hiç yer almamış olması da Teklif’in bakış açısını göstermesi bakımından önemlidir”

“YASA ÖNYARGISIZ VE ORTAK AKILLA HAZIRLANMALI”

TTB, Sağlık hizmetlerinden doğan zararların ortaya çıkmasına neden olan sebepleri ele alarak bunları ortadan kaldırmaya odaklanan bir yasal düzenlemeye gereksinim bulunduğuna dikkat çekerek, “Böylesine önemli düzenlemeler ancak ortak akılla ve önyargısız bir çalışmayla mümkündür. TTB, her zaman olduğu gibi, sağlık çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve hastaların daha nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmeti ihtiyacının karşılanması için yapılacak düzenlemelere katkı sunmaya hazırdır” açıklamasını yaptı. HABER


Malpraktis yasa tasarısı hekimlere ceza mı ödül mü?

Yeniden Isıtılan Teklif; Malpraktis Kanunu

Türk Tabipleri Birliği ise bu kanun teklifini “ Yeniden Isıtılan Teklif: Malpraktis Kanunu” diye niteledi.

TTB yaptığı değerlendirmesinde, teklifin;

♦ Bütünündeki yaklaşımın hastanın zarar görmesini önlemekten uzak olduğunu,

♦ Daha çok, ortaya çıkan zararın tazmini ve sağlık çalışanlarının cezalandırılmasını düzenlediğini,

♦ Bu yönüyle, yasa teklifinin sağlık hizmetlerinin niteliğinin artırılmasına veya sağlık hizmetinin gereği gibi sunulmamasından kaynaklanan zararların azaltılmasına bir katkı sağlamayacağını,

♦ Teklifte zorunlu olarak mesleki sorumluluk sigortası yaptırması gereken meslek gruplarının sayısı artırılmakta olduğunu ve teklifin hastaların veya sağlık çalışanlarının değil sigortacıların lehine düzenlemeler içerdiğini ifade etti.

TTB ayrıca;

♦ “Hiçbir özerkliği bulunmayan ve bütünüyle Sağlık Bakanlığı tarafından kontrol edilen kurullar oluşturularak, bu kurullara mesleki uygulamaların kusurlu olup olmadığına ve meslek mensuplarının kusuru olup olmadığına ilişkin karar verme yetkisi tanınmaktadır. Sağlık hizmet organizasyonunu ve denetimini yapan Bakanlığın, kendisinin de sorumluluğu olabilecek olgularda kusur değerlendirmesi yapması, sistemden kaynaklanan kusurların gizlenmesine neden olabileceğinden sağlık meslek mensupları için büyük tehlikedir “ diyerek yasa teklifi ile getirilen “Tıbbi Kötü Uygulama İzleme ve Uzlaştırma Kurullarına” da dikkati çekiyor..

Sağlık sınıfına alındık, fakat cezalar bölümüne…

İstanbul Veteriner Hekimler Odası da web sayfalarında yaptıkları farklı açıklama ile:

♦ “Son dönemde ilk defa sağlık sınıfını kapsayan bir kanun teklifinde Veteriner hekimler yer aldı! Ama nasıl? Tıbbi hizmetlerin kötü uygulanmasından doğan sorumlulukları paylaştırmada, özü itibarıyla cezalandırmada…

♦ Söz konusu taslağın sadece kapsam kısmında tek bir kez olmak üzere “veteriner hekim” sıfatı geçiyor, kalan tüm metinde ise konu sadece beşeri hekim ve insan hastalar üzerinden tartışılıyor. Yine de cezai yaptırımlar her zaman olduğu gibi veteriner hekimleri de kapsıyor!

♦ Bizi sağlık çalışanı sınıfına alarak “onore” etmişler ama buna sevinsek mi, üzülsek mi bilemedik! Belli ki tasarı sigorta firmalarının uzun zamandır yürüttükleri çalışmanın meyvesi olarak ortaya çıkmış.” Diyerek değerlendirme de bulundular…

Görünen o ki; Malpraktis Yasa taslağından hekimlerin sivil toplum kuruluşları da memnun değil…

Yasa teklifinde, sağlık meslek mensuplarının çalışma koşullarına bakılmaksızın kusur araştırmasına gidilmesine rağmen tıp eğitimi olmayan kişilerin, bir takım ürünlere sağlıkla ilgili özellikler atfederek toplumun sağlık talebini istismar etmelerine hiç yer verilmemiş olması da teklifin ilginç bir boşluk tarafı…

Malpraktis Yasasına ihtiyaç var mı?

Hekimlere göre var, hukukçulara göre ise yok.

Hekimler; Ceza Kanununa göre değil yaptıkları işin özüne uygun bir yasa ile yargılanmak istiyor.

Mevcut yasalarda hekimler; ‘taksirle adam yaralamaya/öldürmeye” sebep vermekten yargılanıyor.  

Oysa hekimler kimseyi yaralamak, öldürmek için değil iyileştirmek için çaba harcıyor.

Komplikasyonlar, sağlığın doğal akışında yer alır. Mevcut durumda adil yargılama; Bilirkişi ve Adli Tıp Raporları ile çözümlenmeye çalışılsa da bu durumun tam anlamıyla randıman vermediği de bir gerçek..

Ve bu hususu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de doğruluyor.

AİHM kararında; Türk Hukukunda Adli Tıp Kararları Hakkında “Hak İhlali” var diyor..

♦ Evet, Malpraktis Yasasına ihtiyaç var elbette ama tek başına yeterli olacak mı diye de bakmak lazım…

Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası, hasta haklarının tek başına güvencesi olabilir mi?..

Mevcut durumda hasta zararları “Hekimlerin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası” ile karşılanmakta..

Bu sigorta; ülkemizde hasta haklarının güvencesi olarak görülmektedir…

Hekimin mesleki sorumluluk sigortası ile sağlık zararlarına çözüm aramak işin özüne uygun değildir.

Sağlık alt yapısının mevcut durumuna göre, bir sağlık çalışanı olan hekimin kusurlu davranışlarının öne çekildiği bir sigorta uygulaması hakkaniyetli olmamaktadır. Çünkü:

♦ Hekim, bireyin sağlık hakkının tek yöneticisi ve tek sorumlusu değildir,

♦ Hekim, sağlık hizmetinin bir parçası olarak devletin gözetim ve denetimi altındadır,

♦ Ayrıca uygulama da hekimin kusura dayalı sorumluluğunun kanıtlanmasında ortaya çıkan güçlükler dolayısıyla asıl kusur yerine hekimin aydınlatma yükümüne odaklanılması sonucunu doğurmaktadır. Yani esas yerine usul üstünden yürütülen bir süreç gibi…

Tazminat ödemelerinde ilke kusursuz sorumluluk olmalı… Sonrasında kusur sahibine rücu edilmeli…

Zararlar, sağlık hizmet sunumunun bir parçasıdır. Çünkü tıp sadece bilim değil, bir sanattır.

Amerika’da yapılan tartışmalar; hekimlerin kusurlu sorumluluk sistemi sürdükçe sorunların çözüme ulaşamayacağı tespitine dayanmıştır.”

Hasta zararlarını karşılamak için “Hastalık Sigortası” olmalı…

Hasta odaklı sağlık sisteminde 3 ayrı sağlık sigortası birlikte olmalı…

1. Tıbbi kötü uygulamaları için hekimler; “Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası” ile yasal tazminatlara karşı korunmalı,

2. “Hastalık risklerine” karşı kamu ve/veya özel sağlık sigortaları ile bireyler hastalık halleri için korunmalıdır.

İlk ikisi bizim ülkemizde yürürlüktedir.

3. “Hastalık Sigortası “ ile bahsetmeye çalıştığımız ise “tedavi risklerine” karşı korumadır. Dünya ülkeleri; “tedavi önlemleri ve müdahaleler sonucunda sigortalının bedeninde ortaya çıkan zararlarda” kusur ya da komplikasyondan kaynaklı olup olmadığına bakılmaksızın ödenmesini sağlayan “Hastalık Sigortası Poliçesi” üzerine çalışıyor.  Amaç hastanın ileri sürmediği ya da kanıtlayamayacağı için hekimin sorumluluğuna gidilemediği durumlarda bile ‘hasta sigortası’ ile hasta zararlarının ivedilikle karşılanmasıdır. Böylece hastaya özen daha sağlam temellere oturtulmalıdır.

Sonuç olarak;

♦ Öncelikle her ne olursa olsun meclise verilen yasa teklifi eleştirilse de, geçmiş iki sefer gibi kadük kalmamalıdır… Görüşmeler esnasında eksiklikleri giderilebilir.

♦ Malpraktis Yasası; haklı eleştirileri olanların, konuya taraf sivil toplum örgütlerinin, konu hakkında görüşü bulunanların geniş katılımıyla müzakere edilerek hasta da zarar oluşmasına neden olan sebepleri ortadan kaldıracak biçimde düzenlenmelidir.

Ayrıca Malpraktis Yasası da tek başına hasta ile hekim arasındaki uçurumun derinleşmesini önlemeyecektir. Oysa öncelikli amacımız hasta ile hekimi yakınlaştırmak ve aralarında güven problemi oluşturmamasını sağlamak olmalıdır..

♦ Tıp her zaman gelişimine devam eder ama eksik mevzuatlar sağlık hizmetlerinin çeşitlenmesine ve derinleşmesine engel olur.

♦ Bu gerçekten hareketle; “Hastalık Sigortası”  çalışmalarına odaklanılması, hasta odaklıyız demenin ilk koşulu olacaktır…

Yoksa ülkemiz tıbbı daha defansif hale gelebilir, ülkemizden hekim bazında beyin göçü olabilir, ülkemiz tıp alanında geri kalabilir…

Biz kanaatimizi paylaştık, kanaatler çoğaldıkça bereketli sonuçlar doğurabilir düşüncesiyle…

Saygılarımla… – KÖŞE YAZISI

Dr. Feza Şen
0 532 277 88 27


İstanbul Tabip Odası seçimlerine hazırlanan Hekim Hakları Platformu, ‘Malpraktis’ olarak bilinen ‘Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk’ hakkında hazırlanan kanun teklifine dair görüşünü açıkladı.

Prof. Dr. Adem Akçakaya başkanlığındaki platformun açıklaması şöyle:

“ACELEYE GELMESİN”

“Hekimliği ve hekimleri yakından ilgilendiren son derece hassas ve önemli bir konu hakkında yeterince hazırlık yapılmadan, konunun taraflarından görüş alınmadan ve etraflı bir çalışma yapılmadan söz konusu kanun teklifinin sunulduğu kanaatindeyiz. Hekimliğin ve hekimlerin lehine olan düzenlemelere, saha gerçeklerini ve hekimlerin hissiyatlarını bilen bir platform olarak her türlü katkıyı verme ve bu nevi çalışmaların içerisinde yer alma noktasında ön yargısız olarak hep var olduk ve bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Daha öncede bu tasarıya benzer çalışmalar yapılmış ve tasarılar hazırlanmıştı. Fakat bu güne kadar bu çalışmalar ne yazık ki hep kadük kaldı. Bu tür önemli ve spesifik hususların konsensusla, konunun tüm detaylarını inceleyerek, konunun taraflarının da görüşü alınarak, siyaset üstü bir yaklaşımla hazırlanması gerektiğini ve bu kapsamda her türlü çalışmaya destek olacağımızı bildirmek isteriz.”

“ORTAK AKLIN ÜRÜNÜ OLMALI”

1- Tabip Odaları, Meslek örgütleri, saha uygulamalarına hakim hukukçular, hukuk fakültelerinin tıp ile alakalı ceza-idare-tazminat hukuku alanından hocaların da hazır olacağı, ortak akıl ve çok paydaşlı yapılacak bir çalışmanın çok daha faydalı olacağını,

2- Tasarının eksik ve hatalı kısımlarının da bu suretle ikmal ve tasnif edilebileceğini,

3- Her ne kadar çalışmadan tüm sağlık meslek mensuplarına havi bir çalışma niyeti sezilse de çalışmanın dar bir çerçevede yalnızca hekim özelinde ve daha ziyade müeyyide maddeleri içermekte ve ayrıca kullanılan dil de rahatsız edici üsluptadır. Bu sebeple müspet bir dil ve yaklaşımla tekrar kaleme alınması gerektiğini,

4- Tanımlar kısmında davalarda bolca kullanılan bazı kavramların eksik kalmış olduğu ve tamamlanması gerektiğini,

5- Meri mevzuat ile çakışmalar olduğu, bir kısmının tekrar, bir kısmının aynı bir kısmının da daha farklı kaleme alındığı, bu durumda uygulamada karışıklık doğabileceğini,

6- Online muayenelerin Covid-19 salgınında yaygın uygulama alanı bulmasına rağmen dile getirilmediğini,

7- Uygulamada yaygın olan aydınlatılmış onam yerine kullanılan “bilgilendirilerek izin alma” ibaresinin kafa karışıklığı yaratacağını,

8- Vekil hekim kavramının uygulamada kullanılmayan bir kavram olması hasebiyle gereksiz kavram kargaşasına sebebiyet vereceğini, ve bu tanımlanmamış kelimenin kargaşa çıkaracağını,

9- Vekil hekime hastayı yazılı teslim etmenin pratik karşılığının olamayacağını, 

“BÜTÜN SORUMLULUK HEKİME YÜKLENEMEZ”

10- Malpraktisten, öncelikle çalışılan kurum ve kuruluşun sorumlu olması hali düzenlenmiş olmakla beraber devam eden maddelerde müşterek ve müteselsil sorumluluktan bahsedilmiş olmasının tenakuz teşkil ettiğini,

11- Hekimle birlikte çalışan sağlık personelinin sorumluluğunun hekime yüklenilemeyeceğini,

12- Tasarının oldukça fazla sayıda ceza maddelerine yer vermesi sebebiyle olumsuz bir tasarı olduğunu değerlendiriyoruz. Oysa Türk Ceza Kanunu tasarıda atıf yapılan birçok düzenlemeye zaten haizdir. Yeni bir suç tanımlanacak ise tipiklik önemli olduğundan yeniden kaleme alınması gerektiğini,

13- “Ağır para cezası” , cezalar bölümde yer almış ve hapis cezası ile aynı maddede yer almaktadır ancak itiraz için kabahatler kanununa atıf yapılmaktadır, oysa meri hukuk sistemimizde “idari para cezası” ve “ adli para cezası” farklı mantıkla düzenlenmektedir. Terminoloji hukuk sistematiğine uygun olmalıdır. İdari para cezası ile hapis cezasının aynı maddede yer almasının hukuk sistematiğimize uygun olmaması bir tarafa uygulamada da karışıklığa yol açacağını,

14- Ceza kısmında “hasta haklarına uymama” şeklinde bir suç tanımlanmış ancak hasta haklarının nelerden ibaret olduğu ve ne şekilde uyulmayacağı tanımlanmadığından “kanunilik” ilkesine aykırı olduğunu,

15- “Uzlaştırma üst kurulu” kurularak görevleri tanımlanmıştır. Kurul, tüm meslekler açısından malpraktis iddialarını inceleyecektir. Ancak Kurulun oluşumunda diğer meslek temsilcilerine yer verilmemiştir. En azından tıbbi uygulamayı yapan meslek mensubuyla aynı meslek ve akademik unvana sahip bir üye bulundurulacağının yazılmasının gerekli olduğu,

16- Üst uzlaştırma kurulu daha önce KHK ile konulmuş ancak çalışmadığı için kapatılmış idi. Bu nedenle kurulun sulh sağlaması ile ilgili fikre katılmakla beraber sisteminin iyi kurgulanması gerektiği,

17- Sigortayla ilgili maddeler de saha pratiğine uygun olarak yeniden kaleme alınmalıdır. Hekim mesleki mesuliyet sigortası (talep esaslı sigorta) çok sorunlu bir poliçe modelidir. Örneğin mesleki faaliyetin bırakılması sonrası sadece 2 yıl koruma sağladığı, üstelik bu korumanın son yıla ilişkin olduğu, geriye doğru ve ileriye doğru 10 yıllık koruma sağlamadan emekli olmanın risk oluşturacağı hususunun gözden kaçırıldığı.

18- Tıbbi hizmetlere ticari yön verilmesi başlıklı kısımda ticari tanıtımlara engel olacak genişlikte yer verilmemiştir. Uygulamada sosyal medya hesaplarında hastaların mahrem yerleri kapatılmadan ve kimliği gizlenmeden dahi yapılan ameliyatlar ile ilgili görseller paylaşılmaktadır. Bu düzenlemenin bu gibi etik dışı uygulamalara engel olma kabiliyetine haiz olmadığı,

19- Hangi maddelerin yönetmelikle detaylandırılacağı belirtilmemiş, sadece bir yönetmelik maddesi konulmuştur. Bu durumun da kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceği kanaat ve düşüncesindeyiz.
HABER


Malpraktis Yasa Teklifi Neler Getiriyor ve Eleştirilerimiz

lkemizde, özellikle 2010 yılından bu yana artan malpraktis davaları sebebiyle, sağlık çalışanları hastaları potansiyel birer davacı olarak görme noktasına gelmiştir. Aşağıda eleştirisi yapılan Malpraktis yasa teklifi ile standart sağlık hizmeti koşullarının yaratılıp yaratılamayacağı, sağlık çalışanlarının sayısının dünya standartlarına çıkarılıp çıkarılamayacağı, hekimin bakacağı hasta sayısının standart bir seviyeye düşürülüp düşürülemeyeceği konuları Tabip Odalarının katılımı ile tartışılması ve cevap aranması gereken sorulardır. Malpraktis Yasa Teklifi iş bu sorunlara çözüm olamıyorsa, sağlık kurum ve kuruluşlarının organizasyon eksikliği sebebiyle ödenen tazminatlar hekimlere rücu edilmeye devam mı edecek gibi soru ve sorunlara yasa teklifi içerisinde yanıt arayacağız.

Özellikle hekimler kendilerini ve dolayısı ile ailelerini malpraktis davalarından korumak için fazladan tedbirler almak durumunda kalmaktadırlar. Öyle ki hekimlerin uzmanlık derneklerinin ve Sağlık Bakanlığı’nın kılavuzlarına uygun tıbbi müdahaleleri sebebiyle dahi malpraktis davaları açılabilmekte (down sendromu) ve maalesef mahkeme sürecinde özellikle aydınlatma ve onam konusundaki standartları belirleyen hekimler olması gerekirken hukukçular olabilmektedir. Teklifte aydınlatma ve onam kısmında iş bu belirsizliklerin giderilmesi sağlık çalışanlarını rahatlatacaktır.

Malpraktis yasa teklifi olarak da adlandırabileceğimiz kanun teklifi Malpraktis davalarında sağlık çalışanlarının aleyhine olabilecek maddeleri göz önünde bulundurarak inceledik.

Kanun teklifi Milletvekili Profesör Doktor Sefer Aycan tarafından 21 Temmuz 2020’de Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk Kanun Teklifi adı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuş olup henüz kabul edilmemiştir.

7.maddenin 2.fıkrasında ‘Tıbbi hizmet verilen yerlerde her hastaya muayene protokolünün uygulanabileceği kadar süre ayrılabilmesi için gerekli tedbirler alınır.’ denilmektedir.

Eleştiri : Protokolün uygulanabilmesi için gerekli olan azami ve asgari sürelere uyulması koşulları sağlık kurumlarınca oluşturulamazsa ne olacak? Bu süreleri kim belirleyecek? Olumsuz sonuçlarından sağlık çalışanları da etkilenmeyecek mi? Sağlık Bakanlığı’nın ödeyeceği tazminatlar hekimlere rücu edilmeyecek mi? Bu maddeye “koşulların hazırlanmaması sebebiyle sağlık kurumlarının ödeyeceği tazminatlar, sağlık çalışanlarına rücu edilemez” ibaresinin eklenmesi yerinde olacaktır.

10.maddenin 1.fıkrasının 1.cümlesinde ‘Hasta ile ilgili tıbbi kayıtlar ilgili sağlık personelinin sorumluluğu altındadır.’ denilmiş olup 2.cümlesinde ise ‘Sağlık personeli, tıbbi hizmeti bir sağlık kurum ve kuruluşundan veriyorsa bu kayıtların muhafaza sorumluluğu hizmeti verdiği sağlık kurum ve kuruluşuna aittir.’ denilmektedir.

Eleştiri : Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında hasta ile ilgili tıbbi kayıtların alınması, işlenmesi sorumluluğu sağlık personelinde olmakla birlikte muhafaza sorumluluğunun sağlık kurum ve kuruluşlarındadır. Ancak maddenin tamamlanması için “hasta kayıtlarının iyi muhafaza edilmemesinden kaynaklanan tazminatlardan sağlık çalışanları sorumlu tutulamaz” şeklinde bir eklemeye ihtiyaç vardır. Zira malpraktis davalarında ispat yükü ebe/hemşire/hekim ve hastanededir. Dolayısıyla iyi muhafaza edilmeyen hasta kayıtları sebebiyle hekimler yaptıkları tıbbi müdahalelerin standartlara uygunluğunu ispat edememekte ve tazminat sorumlulukları doğmaktadır. Hekimlerin çalışma hayatları süresince birçok kurum ve kuruluşta çalıştıkları göz önünde bulundurulduğunda, binlerce hasta kaydının muhafazasındaki eksiklik sebebiyle ödenen tazminatlardan sorumlu tutulmaları hakkaniyetten uzaktır.

Aynı maddenin 4.fıkrasında Sağlık personeli ile hasta arasındaki mesleki ilişkiden doğan bilgiler gizlidir. Hastanın yazılı izni dışında, tıbbi hizmetlerin verilmesi sırasında öğrenilen sırlar ile hastanın kimliği, tıbbi amaçlı olsun veya olmasın toplantı ve yayınlarda açıklanamaz. Hasta ile ilgili tıbbi kayıtlar, test sonuçları, hatırlanan konuşmalar, olaylar ve tedavisi ile ilgili bütün bilgi ve belgeler hastanın yazılı izni olmadan açığa vurulamaz. Adli vakalar ve bildirimi zorunlu hastalıkların yetkili makamlara bildirilmesi gizliliğin ihlali sayılmaz.’ denilmiştir.

Eleştiri: Fakat Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 19.maddesine baktığımız zaman bilgi verilmesi caiz olmayan hallerin sayılmış olduğunu görüyoruz. ‘Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdirHastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır. Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.’ Teklifteki bu madde yönetmelikteki maddenin etkisini normlar hiyerarşisi gereği ortadan kaldıracaktır.

15.maddenin 1.fıkrasında ‘Her türlü tıbbi hizmet ve müdahale, hastanın bilgilendirilmesi ve izninin alınması şartıyla yapılabilir. Bilgilendirerek izin alma, yazılı veya sözlü olabilir.’ denilmektedir.

Eleştiri : Her ne kadar aydınlatmanın sözlü olabileceğini düşünüyor olsak da aydınlatma ve onam konusunda standart uygulamanın hekimler ile mahkemeler tarafından farklı algılandığı ve mahkemelerin ‘’aydınlattığına dair belgenin sunulması’’ gibi ara kararlar verdiği görülmektedir. Yine belirsizliklerden hekimleri korumak için maddeye “yazılı izin alınacak haller ve onam belgeleri ilgili sağlık kurum ve kuruluşu tarafından hazırlanır ve denetlenir” ibaresinin eklenmesi faydalı olacaktır.

Yine 15.maddenin 5.fıkrasında ‘Sağlık personeli, kanuni temsilcisinin veya yakınının izin vermemesinin hastanın sağlığı açısından olumsuz neticeler doğurabileceği kanaatinde ve bu durum hastanın hayatını tehdit ediyorsa, … , başka bir konsültan personelin bulunmadığı acil durumlarda, yapılan bütün tıbbi işlemleri hasta dosyasına kayıt ederek, gerekli gördüğü tıbbi müdahaleyi yapar.’ şeklindedir.

Eleştiri: Bu madde başlı başına Türk Medeni Kanunu ile çatışmaktadır. Türk Medeni Kanunu 346. maddede ‘Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.’ ve 487. maddede ‘Vesayet makamı, görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra,  vesayet altındaki kişinin korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla  yükümlüdür.’ denilmektedir.  Düzenlenen kanun maddesi velayet sahipleri ile çocuğun yüksek menfaatinin çatıştığına inanan hekim arasındaki fikir ayrılığında hekimin hiçbir mahkeme ya da savcılık kararı olmaksızın çocuğa velayet sahiplerinin rızası dışında müdahale edebilmesi imkânı yaratmaktadır. Bu durumda da Yine istenmeyen sonuçlardan hekimlerin sorumlu tutulması söz konusu olabilir ki bunu önlemek için “hekimin çocuğun üstün yararı gereği vereceği karar sebebiyle hekime sorumluluk yüklenemez.” ibaresi eklenmelidir.

18.maddenin 3.fıkrasında ‘Kamu kuruluşlarında vekil hekime usulüne uygun tebligat yapılması yeterlidir.’ Denilmiştir.

Eleştiri: Yine tebligatın, nöbet listelerinin imza karşılığı tebliğ edilmesi mi yoksa ilan edilmesi şeklinde mi olacağı net değildir. Bu tür havada kalan düzenlemelerin her zaman hekimler aleyhine sonuçlar doğurduğu unutulmamalıdır. Burada organizasyonun iyi tanımlanması gerekir.

Yine 18.maddenin 6.fıkrasında ‘Herhangi bir şekilde usulüne uygun devir yapılmamasından her iki taraf da sorumludur.’ denilmiştir.

Eleştiri: Usulüne uygun devir nedir? Hangi hallerde devir usulüne uygun olur ve hekim usulüne uygun devir yaptığını nasıl ispatlayabilecektir? Bu tarz düzenlemelerin bürokrasiyi ve hekimlerin kendilerini korumak adına defansif tıbba yönelişini artırmaz mı? Hekimlerin sorumlu tutulması ancak organizasyon sorumluluğuna değinilmemiş olması eksikliktir.

19.maddenin 5.fıkrasında Hekimden ayrılan hasta ile ilgili olarak müdavi hekime sonradan ulaşan her türlü tanı ve tetkik raporlar hastanın adresine tebligatın ispatını mümkün kılacak bir surette yollanır ve asılları hasta dosyasında saklanır.’’ denilmiştir.

Eleştiri:  Bu madde hekimin hastasının tetkiklerinin peşinde koşmasını ve bunları hastaya ispatı mümkün olacak şekilde yollamasını içermekte ki aslen tetkiklerini teslim alma ve hekimine gösterme sorumluluğu hastaya aitken bu sorumluluğu günde onlarca hastaya bakan hekimlere yüklemenin mantığını anlamakta zorlanıyoruz. Hekimlere hasta tetkiklerini takip etme, bunları hastaya gönderme ve gönderdiğini kanıtlama sorumluluğu verilmesinin sonucu hekimlerin malpraktis davalarında savaşacakları bir cephe daha açılacak demektir.

24.maddenin 2.fıkrasında ‘Sağlık kurum ve kuruluşlarında ortaya çıkan tıbbi kötü uygulamalardan birinci derecede sağlık kurum ve kuruluşları sorumludur.’’ denilmekle birlikte;

25.maddenin 2.fıkrasında ‘Sağlık personeli, tıbbi kötü uygulama durumlarında sağlık kurum ve kuruluşları ile müteselsilen sorumludur. ’denilmek suretiyle arka arkaya gelmiş olan iki maddenin birbiri ile çelişmesi durumu ortaya çıkmıştır.

25.maddenin 4.fıkrasında ‘Hekimin hukuki sorumluluğu, yükümlülüklerini yerine getirmesi bakımından kendisine yardımcı olan diğer sağlık personelinin hizmetlerini de kapsar. Hekimin ilgili sağlık personeline kusuru oranında rücu hakkı saklıdır.’ denilmektedir.

Eleştiri: Bu şekilde tüm yardımcı sağlık çalışanlarının sorumluluklarının hekime yüklenmesi ekip çalışması ve Güven İlkesi ile çatışmaktadırve hekimleri 30 yıla varabilen dava süreçlerine mahkûm edecektir. Zira hekim önce idareye açılacak olan davaya müdahil olarak katılacak ve dava 5-10 yıl sürecek, ardından idare hekime rücu edecek ve bu dava da yine 5-10 yıl sürecek, sonunda hekim de yardımcı sağlık personeline rücu edecek, bununla birlikte bir 5-10 yıl daha dava sürecek demektir. Maddeden hekimin ve diğer sağlık çalışanlarının yıllarca sürecek bir dava travmasına mahkûm edilmesinin sebebi anlaşılamamaktadır., Sağlık Kurum ve Kuruluşlularının niçin yardımcı sağlık personeline doğrudan rücu etmedikleri hukuken boşluktadır. Pratikte sağlık hizmetinin farklı meslek grupları ile takım halinde yürütüldüğü ve hizmet organizasyonunun da hastane yönetimi tarafından yapıldığı unutulmakta ve sağlık hizmetinin yürütülmesinden kaynaklı tazminatlar sadece hekimler üzerinden tazmin edilmeye çalışılmaktadır. Tazminat ödemek zorunda kalan hastane idareleri (Sağlık Bakanlığı, Üniversite İdaresi Özel Hastane İdareleri) ödemiş oldukları tazminatın tamamını haksız olarak hekime rücu etmektedirler. Oysa sağlık hizmeti tek başına hekim tarafından yürütülen bir hizmet olmayıp yapısı gereği, tüm sağlık personelinin koşulsuz mesleğinin gerektirdiği standartlara uygun davranacağının kabulünü gerektiren ve içerisinde GÜVEN barındıran büyük bir organizasyondur.”[1] Her sağlık çalışanının bir görev tanımı mevcuttur ve görev tanımları kapsamında sorumlukları bulunur. Zira, sağlık çalışanlarının seçimi ve liyakate uygun seçilip seçilmediğinin sorumluluğu idarelerde olmalıdır. Hekimin üzerine aynı ekipte çalıştığı her sağlık personelinin sorumluluğunu yüklemeye çalışmak hakkaniyete aykırıdır. Yargıtay kararlarında da “………. disiplinler arası bir ekip çalışmasında, herkes diğerlerinin doğru hareket ettiğine güvenmek zorunda olduğundan, grupta çalışanlardan her biri sadece kendi faaliyet tipine ait meslek kurallarına uyulmasından sorumludur” denilmektedir. Ekip olarak yapılan işlerde hizmetin iyi yürümesini sağlayan şey kişilerin ekip arkadaşlarının sorumluluğuna uygun davranacağı inancıdır. Ekip çalışması güven ve liyakat gerektirir ki bu sebeple ödenen tazminatlar rücu edilmemelidir, idareler üzerinde bırakılmalıdır.

25.maddenin 5.fıkrasında ’Hekimin, hastayı tıbbi hizmet için başka bir sağlık personeline veya kurum ve kuruluşuna göndermesi durumunda, gönderdiği sağlık personeli veya kurum veya kuruluşun verebileceği zararlardan sorumluluğu, bunları seçmekte göstereceği özen yükümlülüğü ile sınırlıdır.’’ denilmektedir.

Eleştiri: Bir hekimin hastasını başka bir kurum ve kuruluşa göndermesindeki tek sebep gönderildiği hastanedeki imkân ve yeterliliklerin daha çok olması ve mevcut hastanede bu imkanların yetersiz kalmasıdır. Burada hekime başka bir hastanede meydana gelebilecek zararlardan bir şekilde sorumluluk yüklenilmeye çalışılmasının amacı anlaşılmamaktadır.

34.maddede ‘’Bu Kanun’un 4’üncü maddesinde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, üç aydan altı aya kadar hapis ve on bin liradan otuz bin liraya kadar ağır para cezası verilir.’’ denilmektedir. Bahsi geçen bu Kanun’un 4.maddesi ise ‘’Sağlık personelleri, insan hayatına, sağlığına, hastanın kişiliğine, iç hukuktan ve milletlerarası hukuktan doğan haklarına saygı ve mesleklerinin gerektirdiği azami dikkat ve ihtimamı göstermekle yükümlüdür.’’ şeklindedir.

Eleştiri: Bu maddede mevcut olan problem bazı durumlarda aslında hekim her ne kadar istese de mevcut sağlık sistemi ve gün içerisinde hekimin bakmakla mükellef kılındığı hasta sayısı baz alındığında hekimin iç hukuk veyahut daha çok milletlerarası hukuktan doğan hasta haklarına gereken özeni gösterememe durumları sıkça doğmaktadır. (Fakat değinildiği üzere bu durumun sebebi hekimler değil mevcut sağlık sisteminin bütünüdür. Bu durumu değiştirebilecek olan kişiler hekimler değil bizzat kanun koyucular ile yürütme organlarıdır. Bu sebeple böyle bir madde aslında hiçbir suçları olmayan hekimlerin Örneğin günde 100’e yakın hastaya bakan bir hekimin Uluslar arası bir sözleşmede mevcut rakamlarla belirtilen makul süreyi bir hastaya ayırmasının imkan, ihtimali bulunmamaktadır. Buna rağmen sorumlu tutulacak kişiler bu madde uyarınca hekimler olacaktır.

37.maddede ‘’Mücbir sebepler olmadıkça, acil durumlarda hastaya ilk yardım hizmetini vermeyen ve icapçı olarak çağrıldığı halde davete icabet etmeyen veya tıbbi hizmet vermeyen sağlık personeline, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde bir yıldan iki yıla kadar hapis ve elli bin liradan yüz bin liraya kadar ağır para cezası verilir.’’ denilmektedir.

Eleştiri: Bu madde teklif edilen 7.maddenin 2.fıkrası çelişmektedir. ‘Tıbbi hizmet verilen yerlerde her hastaya muayene protokolünün uygulanabileceği kadar süre ayrılabilmesi için gerekli tedbirler alınır.’ Şeklindeki düzenlemelerle sağlık kurum ve kuruluşlara uygun koşulları yaratma ve hasta sayısına göre sağlık çalışanı bulundurma sorumluluğu getirirken, bu madde ile peşinen yapılamayacağı kabullenilmektedir. Hekimlerin angaryası olarak tanımlanabilecek icap nöbet sisteminin devam edeceği, sistemdeki aksaklıklardan hekimlerin sorumlu tutulacağı anlaşılmaktadır. Yine bu maddede ‘keyfi olarak’ şeklinde bir ayrım yapılmaksızın mücbir sebep harici hastaya ilk yardım hizmeti vermediği veya davete icabet etmediği her koşulda hekimin kendisine hapis cezası ve yanında ağır para cezası verileceği düzenlenmiştir

Kurul oluşturulmasının hekimlere olumsuz etkisi ise Tıbbi Kötü Uygulama müracaatlarını inceleme, karara bağlama ve kusur oranlarının belirlenmesi yetkisinin bu idari Kurullara verilmiş olması sebebiyle karara bağlayan kurum ile kusur oranlarını belirleyen kurumun tek çatı altında birleştirilmesidir.

Sonuç olarak Malpraktis yasa teklifi olarak da adlandırabileceğimiz kanun teklifi sağlık çalışanlarının özellikle hekimlerin beklentisinden çok uzaktadır. Mevcut yasal düzenlemelerde var olan belirsizlikler giderilmemiş ve özellikle hastanelerin organizasyon sorumluluğunun sonuçları hekime yüklenmektedir. Dikkat çekilen noktaların tekrar gözden geçirilmesi ve Türk Tabipler Birliğinin katkısı istenmelidir.

Hekimlerin özgür bir şekilde hastalarına hizmet sunmasının güvencesini de içeren düzenlemelerin yapılması dileğiyle.

HANYALOĞLU-ACAR HUKUK BÜROSU

AV. AYŞE ACAR YÜCEL

STJ. AV. ÖZGE MUHTEREM ULUDÜZ

KAYNAK


Milletvekili Aycan gelen tepkiler üzerine kendini şöyle savundu

MERAK MEDRESESİ – NEYİN TERCİHİ?

0

Tercih, kerameti kendinden menkul bir kelime. Bu hüsnükabul gösterdiğimiz sözcüğün kökenine indiğimizde, dilimize Arapça’dan kazandırılmış olduğunu görüyoruz. Ruchan kelimesinden mütevellid tercih, ağır basanı yeğlemek anlamına gelmektedir. Yani özünde, önünüzdeki seçenekler içerisinden, sizce ağır basanı öne çekmek diyebiliriz.

Kelime kökenlerini öğrenmenin kimileri için sadece bir merak olarak görülmesi ya da bu durumun hiç umursanmaması da bir tercihtir. Ama hayatı sınavlarla sınanan ve bu imtihanların ardından “yarınlarını” kurabilmeleri için önlerine bir tercih kılavuzu konan çoğu genç arkadaşımız için “merak”, harlanması gereken bir duygudur.

Meraklanmak, sizin ya da zihninizin dahası kabınızın yani bedeninizin en güzel hasletlerinden biridir. Ve yarınından bihaber yaşayan biz insanları zinde tutan söz gelimi birçok duygumuzdan biridir. Meraklanabilmek bir maharet olmadığı gibi bu işin bir mahiri de yoktur. Yani çırak olmak isteseniz de çıraklık yapabileceğiniz bir müessesi yoktur.

Merakınızı içinizdeki bir tohum gibi düşünürseniz ve onu büyütebilmek için güneşe, toprağa ve suya ihtiyacı olduğunu bilirseniz önünüzde başka bir engel kalmayacaktır.

Merak beslemek ve onu büyütebilmek.

Her canlının ihtiyacı olduğu üzere, merakımızın da güneşe, toprağa ve suya ihtiyacı vardı. Madem alegorik olarak bir tohuma benzettik merakı; toprağı zihne, güneşi kalbe ve suyu eğitime benzetebiliriz.

Zihin mahsulümüzden en iyi verimi alabilmek için; toprağımızı doğru bir akılla tanzim etmeli, güneşimizi doğru bir açıdan ve doğru bir zamanda almalı ve en önemlisi suyumuzu günlük ve ölçülü bir biçimde vermeliyiz. Bunlarda oluşacak eksiklik tohumunuzun, fidana dönmesini ve belki de büyüyüp ağaç olmasını engelleyecektir.

Zihin toprağımızı ve diğer etmenleri etkileyen en önemli unsur ailemizdir. Bir diğer en önemli unsur ise çevredir. Bu ikisini dengeli bir şekilde tutup, doğru bir akılla yönetebilirsek ekeceğimiz tohumun akıbetinden endişe etmemize mahal verecek büyük bir yükten kurtulmuş oluruz.

Doğru akıldan beklenecek asgari ölçüler nelerdir?

En önemlisi varlığından haberdar olup, diğer varlıkların da var olduğunun bilincinde olmaktır. İnsancıl olmanın yanında dünyacıl da olabilmeli ve yanlış olduğuna kanaat getirdiğin tüm her şeyden uzak durmalısın ki zihin toprağında heyelana mahal verilmemeli. Düzenli aralıklarla “muhakemeli” bir şekilde sürmelisin ki toprağın hava almalı, tohumun rahat kök salabilmeli.

Kalp güneşinden nasıl yararlanılmalı?

Merak tohumunuz, toprağın altındayken kalpten gelen sıcak ışınlardan da beslenir. Buradaki mukavemet ölçünüzü vicdan perdenizle ayarlayabilmelisiniz. Peki perdenizin kumaşında ne olmalı? En önemlisi ahlak ve illa edep! Muhasebeli ve muktesit bir kalp güneşi, tohumunuzu zinde tutacaktır ve nüvenizin muhtevasına iyi gelecektir.

İlim kuyusundan su çekmek!

Neyin tercihi? En önemli sorularımızdan biriydi ve yazımızın tercihe bakan yönü burasıydı. Merak tohumumuz daima içimizde olmalı ve onu ölçülü bir şekilde sulamaya devam etmeliyiz. Ve suyu, ilim kuyusundan çekmeliyiz ki günü geldiğinde meyveye duracak olan ağacımızdan en iyi şekilde istifade edelim.

Günümüz teknolojisi, ilimi ve fenni bilimi birçok alt başlığa ayırmış olsa da eskimeyecek olan bir şey varsa, o da okumaktır. Sadece okumak olmamalı; beslediğimiz merakımızla bu okumaları gerçekleştiriyor olmalıyız. Yarın hangi sanatın, zanaatın ya da mesleğin emekçisi olacağımız bir tercihtir. Ve önemli olan sizce ağır basan bu işi, nasıl yapıyor olduğunuz ve niçin yapıyor olduğunuzdur. Hedefiniz günü kurtarmak ya da gününüzü gün etmek olmamalı! Aksine gün sonundaki muhasebenizi, çetele tutmalısınız. Ve tuttuğunuz çeteleyle gününüze ne kattığınıza ve ne katacağınıza bakmalısınız. Ne dün hükmünce yaşamalı ne de yarının şüphesine yaklaşmalı!

Merak Medresesi

Dengeli olmak ve mihenk taşınızı doğru yere oturtmak size kalmıştır. Yapacağınız üniversite tercihi, meslek tercihi ya da diğer tercihler olsun, “Merak Medresesi’nden” mezun büyüklerinizden tedris ve nasihatlar almanız ümidiyle! İlla mektepli aramayın, herkesin yolu düşmemiş olabilir;kimi zaman alaylısı da makbuldür.

1,043,960BeğenenlerBeğen
235,793TakipçilerTakip Et
51,631TakipçilerTakip Et
4,570AbonelerAbone

Yeni

Tıklayın

Trend