Ana Sayfa Blog

Tıpla İlgili İzlenmesi Gereken 25 Film

4

Tıp, doktor, hastane, sağlık konulu filmler sinemada sık sık vizyona girmekte hatta bazıları büyük gişe rekorları dahi kırabilmektedir. DSN olarak izlemeniz gereken Tıp konulu 25 filmi sizin için derledik.

(Bu listede olmayan ama olması gerektiğini düşündüğünüz diğer filmler için yoruma ekleyin listemizi güncelleyelim.)

1Wit (2001) IMDb 8,0/10

Kanser teşhisi konduktan sonra hayatını sorgulamaya başlayan ve önceliklerini değerlendiren Edebiyat Profesörü Vivian Bearing’in yaşam öyküsü. Bearing, çocukluğundan kanser teşhisi konduğu döneme kadar yaşanan süreci değerlendirirken sıkça da kameraya dönerek izleyiciyle birebir ilişki kuruyor. Vivian Bearing’in hikayesi, safhalar halinde ele alınıyor. Her safha yaşamını kalemine adamış bir kadın için başka bir iç muhasebenin başlangıcı Margaret Edson’ın oyunundan sinemaya uyarlanmış, etkileyici bir drama. (doktorlarsitesi.net tarafından hazırlanmıştır)

(doktorlarsitesi.net tarafından hazırlanmıştır)

SON BİR HAFTADA DÖRT DOKTOR COVID-19 NEDENİYLE HAYATINI KAYBETTİ!

0

Koronavirüs salgınında canla başla en ön safta mücadele veren sağlık camiası kayıplar vermeye devam ediyor. Son bir haftada dört hekimin hayatını kaybetmesi sağlık çalışanlarını ve yakınlarını derinden üzdü. Sağlık çalışanları, bu pandemi mücadelesinde hayatını kaybedenlerin “şehit” sayılması için yetkililere çağrıda bulundu. Gerek icra edilen vazifenin öneminin ve kutsallığının tespiti gerekse de gerçekleşmesi halinde kamu sağlığını tehdit eden salgın hastalıklarla mücadele esnasında hayatını kaybeden sağlık meslek mensuplarının ‘şehit’ olarak addedilmeleri ile kendilerinin ve yakınlarının kanunen şehitlik makamına atfedilmiş hükümler uyarınca işlem görmeleri, temennimizdir.


Koronavirüs enfeksiyonu sebebiyle günlerdir yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Kulak Burun Boğaz (KBB) uzmanı Prof. Dr. Refik Çaylan hayatını kaybetti.

Refik Çaylan

Viranşehir ilçesinde özel bir sağlık merkezinde çalışan Acil Tıp Hekimi Doktor Abdurrahman Demir, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Abdurrahman Demir

Ağrı’da görev yapan Uzman Doktor Ahmet Aydın Şener, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Ahmet Aydın Şener

Sinop’ta görev yapan Aile Hekimi Dr. Engin Ünaldı koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Engin Ünaldı

TTB’den COVID19 AÇIKLAMASI “Aktif hasta sayısı açıklananın 10 katı! Salgın kontrol altına alınamıyor, sağlıkçılar tükeniyor!”

0

Türk Tabipleri Birliği (TTB) COVID-19 İzleme Kurulu, COVID-19 pandemisine ilişkin 5. ay değerlendirmesini 14 Ağustos 2020 Cuma günü zoom üzerinde gerçekleştirilen basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, Prof. Dr. Özlem Azap ve Prof. Kayıhan Pala’nın katıldığı basın toplantısında Türkiye’de COVID-19 pandemisinde güncel durum ele alındı ve hükümetçe benimsenen salgın stratejisinin başarılı olmadığı belirtildi. Salgınla mücadelede vatandaşın odağa alınmasının sorunlu bir yaklaşım olduğuna dikkat çekilen basın toplantısında, giderek daha çok sayıda sağlık çalışanının enfekte olduğu, sağlık çalışanlarının tükenmekte olduğu vurgulandı.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman toplantının açılışında yaptığı konuşmada, 11 Mayıs tarihinde AVM’lerle başlayan, 1 Haziran’da hızlanan yeniden açılma sürecinin 3 ayının dolduğunu, basında takvim olarak “birinci aşama 11 Mayıs, ikinci aşama 27 Mayıs-31 Ağustos, üçüncü aşama 1 Eylül-31 Aralık, dördüncü aşama –aşının bulunmasının beklendiği- 1 Ocak ve sonrası” şeklinde alan sürecin 2. aşamasının içinde bulunulduğunu belirtti. Bu süreçte 27’si hekim 53 sağlık çalışanının COVID-19 nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirten Adıyaman, “Yaşamını yitiren tüm hekim ve sağlık çalışanlarını saygıyla anıyor, ailelerine, yakınlarına bir kez daha sabır diliyorum” diye konuştu. Adıyaman, Türkiye’nin COVID-19 salgını sürecindeki 5 ayının değerlendirildiği rapor ile bu süreçte yaşananlardan yola çıkarak, önümüzdeki gün ve ayların gerçekten ağır, zorlu gündemlerini daha az sıkıntı, hastalık ve ölümle atlatabilmeye katkı sunmayı hedeflediklerini bildirdi.

Aktif hasta sayısı açıklananın 10 katı

Adıyaman’ın konuşmasının ardından TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyesi Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, TTB COVID-19 İzleme Kurulu’nun 5. Ay Değerlendirmesi’ni sundu. Hükümet’in salgının etkisini azaltma stratejisinin karşılık bulmadığını belirten Tanık, 623.766 kişi karantina altına alındığını, 11 Ağustos 2020 itibarıyla Sağlık Bakanlığı verilerine göre hesaplanan aktif hasta sayısının 11.152 olduğunu söyledi. Tanık, Sağlık Bakanlığı’nın seroprevalans çalışmasında elde edilen sonuçların hesaplanan aktif hasta sayısı ile karşılaştırıldığında, toplumda PCR testi ile tanı alanların 9.9 katı kadar aktif vaka bulunduğunu kaydetti.

Kişilerden beklenen iradeyi merkezi otorite göstermiyor

Pandemi ile mücadele stratejisinin yanlış olduğunu belirten Tanık, merkezi otoritenin kendi sorumluluğunu “uyarma” ve “tedavi” ile sınırladığının görüldüğünü ancak pandemi ile mücadelenin bireylerin önlemlerine bırakılabilecek bir mesele olmadığını kaydetti. Tanık, anma toplantıları, bayramlaşmalar, milyonların girdiği sınavlar, Ayasofya’nın açılması gibi etkinliklerin kişilerden beklenen iradeyi merkezi otoritenin göstermediğini ortaya koyduğuna dikkat çekerek, bulaşıcılık hızının azaltılamamasında vatandaşın suçlu olarak işaret edilmesinin sorunlu olduğunu söyledi.

Sağlık çalışanları tükeniyor

Salgınlarda gerçeklerin gizlenmesi olanaklı olmadığını vurgulayan Tanık,  sağlık emekçilerinden ve yerelden yükselen çığlıklara kulak verilmesi gerektiğini kaydetti. Sağlık çalışanlarının tükenmekte olduğuna dikkat çeken Feride Aksu Tanık, sağlık çalışanlarının özlük haklarının geliştirilmesi ve COVID-19 nedeniyle yaşamını yitiren sağlık çalışanlarının geride kalan yakınlarının yaşamlarının güvence altına alınması gerektiğini kaydetti.

65 yaş üzeri yurttaşlarımızın tekrar eve kapatılmasını doğru bulmuyoruz

65 yaş üzeri sokağa çıkma sınırlamasına ilişkin bir soru üzerine Prof. Dr. Kayıhan Pala, 65 yaş üzeri yurttaşların bir kez daha eve kapatılmasının hem beden hem ruh sağlıkları açısından yeni sorunlar yaratma potansiyeli olduğuna dikkat çekti. Pala, “Dünyada görülmemiş bir süre içerisinde 65 yaş üzeri yurttaşları eve kapatmanın ne tür sonuçlar verdiğini/vereceğini bilmiyoruz. Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunmuş ve bunun açıklanmasını istemiştik ama bugüne kadar bir yanıt olmadı. Eşit yurttaş olma bağlarını zedeleyecek yaklaşımlardan kaçınmak gerekir. 65 yaş üzerini eve kapatmaktansa çalışanlar dahil olmak üzere bütün yurttaşların kapanmasını düşünmek gerekebilir ama biz yeniden sadece 65 yaş üzeri vatandaşlarımızın eve kapatılmasının doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyoruz” diye konuştu.

Sonbaharda aşılama faaliyeti için hazırlık yapılmalı

Bir başka soru üzerine Prof. Dr. Özlem Azap, Eylül ayından itibaren influenza aşısı için geniş kapsamlı aşılama çalışmalarının başlatılması gerektiğini ve bunun geçtiğimiz dönemlerde “riskli grup” diye tanımlanan gruplardan daha geniş bir aşılama faaliyeti olması, bunun için de aşının stoklanmış olması gerektiğini söyledi. ABD ve İngiltere’de bununla ilgili kamuyou bilgilendirmelerinin yapıldığını belirten Azap, Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın henüz böyle bir açıklaması olmadığını belirtti. Azap ayrıca, aşılama çalışmalarının sadece hastanelerde ve ASM’lerde değil, daha farklı yöntemlerle ve daha geniş çerçevede yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi. TTB

5. Ay Değerlendirmesi için tıklayınız.

Sunu için tıklayınız.

Profesörden Köşe Yazısı “ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK”

0

Yıllardır bu ülkenin başarılı çocukları Tıp seçsinler diye uğraştım..
Tıbbiyellerin moralleri bozulmasın mesleklerine daha sıkı sarılsınlar diye onbinlerce kilometre yaptım.. Onlarca fakültede onlarla bir araya geldim..

Çok büyük sorunlarımız vardı zaten. 
Hekimi hastasıyla karşı karşıya getiren ucube bir sağlık sistemi..
Her yıl artan öğrenci sayıları nedeniyle değil hastayı muayene edebilmek, kalabalıktan odasına bile girmeyen doktor  adayları..
Hergün yenileri açılan alt yapısı olmayan Tıp Fakülteleri..

Biz bunları tartışırken kendimizi virüse karşı bir savaşın içinde bulduk bir anda..
Cephede savaşan çıraklarım yapayalnız kaldılar, yorgun, çaresiz, evlerinden uzakta.. 

.
En yetkili kişiler hakkınız ödenmez dediler … ve sözlerini tuttular ödemediler..
Bir çok meslektaşımız düştü bu savaşta.. 
İnsanlar hiç umursamadılar.. cami açılışlarına, düğünlere, beach party lere devam ettiler..

Ben de çıraklarıma umut vermeye devam ettim.. 
”Dibe vurduk çocuklar.. bundan daha kötüsü olamaz buradan sıçrıycaz merak etmeyin”  dedim.. 

Ama nasıl bir ülkede yaşadığımı unutmuşum..

Yine akla hayale gelmeyecek bir şey yaptılar..  Hekimleri meslekten soğutacak.. işlerini yapmalarına engel olacak bir kanun teklifini MHP li milletvekili, Halk Sağlığı Profesörü Sefer Aycan eliyle Meclis Baskanligina sundular..

Salgında bir Halk Sağlığı hocasından beklenen davranış   ”Ben önce hekimim” diye siyasi görevlerini bir tarafa bırakıp diğer halk sağlıkçıların safında yer almasıdır. 
Bilgisi, birikimi buna yetmiyorsa gölge etmemesidir.. 
Ama akla gelecek son şey bir Halk Sağlıkçısının salgının ortasında, fırsat bu fırsat diye  ”Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk” kanun teklifini Meclise sunmasıdır..

Neden bu kadar kızdığımızı anlamak isteyenler lütfen 20 sayfalık bu teklife göz atsınlar..
.
İnanın bana bu  kanunu kime uygularanız uygulayın.. hakimler, gazeteciler, milletvekilleri, cumhurbaşkanları… hiçbirisi sürdüremez yaptığı işi..

Ama herşeye rağmen ben bir an şüphe etmedim:

Güzel günler göreceğiz çıraklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz
Güneşli günler..

***
Prof. Dr. Erbuğ Keskin

Milletvekilinin Hazırladığı Yasa Teklifine Sağlık Camiasından Büyük Tepki!

0

Bu içerikte kapsamlı bir şekilde konuya dair haberleri eleştirileri ve hukuk açısından tasarının değerlendirmesini okuyacaksınız.

Halk Sağlığı Uzmanı ve MHP Kahramanmaraş Milletvekili Dr. Sefer Aycan’ın hazırladığı yasa teklifine sağlık camiasından büyük tepki geldi. Türk Tabipleri Birliği ve Hekim Hakları Platformu başta olmak üzere, köşe yazarları, hekimler bu tasarıya tepkilerini ve eleştirilerini dile getirdi.

Öncelikle sosyal medyaya bakacak olursak;

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, son yirmi yılda üçüncü kez gündeme getirilen “Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk Kanun Teklifi” ile ilgili açıklama yaptı. Halk Sağlığı Uzmanı ve MHP Kahramanmaraş Milletvekili Dr. Sefer Aycan’ın verdiği teklifinin sağlık çalışanlarının cezalandırılmasını hedeflediği belirtilen açıklamada, kanun teklifinde hasta ve sağlık çalışanlarının değil, sigortacıların lehine düzenlemeler önerildiği belirtildi.

Dikkat çeken başlıklardan birtanesi ise icaba gelmeyen sağlık personelinin durumu oldu. İcapcı olarak çağrıldığı halde davete icabet etmeyen sağlık persneline 1 yıldan iki yıla kadar hapis istenirken, 50 bin liradan yüzbin liraya kadar’da para cezası öngörülüyor.

Yaklaşık 20 sayfadan oluşan Kanun Taslağını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunan Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Sefer Aycan’ın verdiği kanun teklifin öne çıkanlar; Hastanın dosyasını iyi hazırlamadın, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, 50 bin liradan 100 bin lira para cezası!

MHP Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan

Hastaya bir malzeme lazım oldu, hastanede yok, kalmamış, hasta yakınına “Şu malzeme lazım” dedin, “Hocam nerde var?” diye sordu, “Yolun karşısında şurada var” dedinse Milletvekili Sefer Aycan’ın “Doktor firmadan çıkar sağladı” tanımlamasıyla karşılaşacak ve 1 yıldan üç yıla hapis, üstüne 5 bin liradan 10 bin liraya kadar ağır para cezası!

Hastaya “şu hastaneye git bir film çek”, “şu eczaneden şu ilacı al” “Şu konuda en iyi doktor şu” diye tavsiye verdinse “bütün bunlar hep çıkar sağlamak için!” kastıyla verilen taslağa göre 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, 5 bin liradan 10 bin liraya varan ağır para cezası!

Bir hasta için arandın, telefonun çekmediği bir noktadaydın, banyodaydın, oğlun kaza geçirmişti cevap veremedin, sana ulaşamadılar! Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Sefer Aycan’ın kanun teklifine göre 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilirsin. Yetmedi dışarıda kalanlar 50 bin ile 100 bin lira para cezanı ödemeye çalışacaklar!


“SAĞLIK ÇALIŞANLARI CEZALANDIRILMAK İSTENİYOR”

TTB, açıklamasında teklifi eleştirilerek “Gerekçesinden maddelerine kadar, teklifin bütünündeki yaklaşım sağlık hizmetlerinde hastanın zarar görmesini önlemekten daha çok, ortaya çıkan zararın tazmini ve sağlık çalışanlarının cezalandırılması üzerinedir. Bu yönüyle, yasa teklifinin sağlık hizmetlerinin niteliğinin artırılmasına veya sağlık hizmetinin gereği gibi sunulmamasından kaynaklanan zararların azaltılmasına bir katkı sağlamayacağı görülmektedir” denildi.

“SİGORTACILAR LEHİNE DÜZENLEMELER ÖNERİLİYOR”

Hastaların veya sağlık çalışanlarının değil, sigortacıların ön plana çıkarıldığı savunulan açıklamada “Teklif’te, zorunlu olarak mesleki sorumluluk sigortası yaptırması gereken meslek gruplarının sayısı artırılmakta, sigortanın ödediği tazminatı belli şartlarda sigortalılardan alabilmesi düzenlenmekte; hastaların veya sağlık çalışanlarının değil sigortacıların lehine düzenlemeler önerilmektedir” ifadelerine yer verildi.

“HAPİS CEZALARI ÖNGÜRÜLÜYOR”

Sağlık hizmetlerinden doğan zararların, sağlık mesleği mensuplarının çalışma koşullarına hiç bakılmaksızın değerlendirileceğini belirten TTB Merkez Komitesi, bunun da teklifin bakış açısını gösterdiği belirtildi. Açıklamada, şu ifadeler kullanıldı; ”En küçük olaylarda dahi hapis cezaları öngörülen bu teklifte; tıp eğitimi olmayan hatta kimi zaman herhangi bir eğitimi dahi olmayan kişilerin, sağlık hizmetlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak yer almaları, bir takım ürünlere sağlıkla ilgili özellikler atfederek toplumun sağlık talebini istismar etmelerinin hiç yer almamış olması da Teklif’in bakış açısını göstermesi bakımından önemlidir”

“YASA ÖNYARGISIZ VE ORTAK AKILLA HAZIRLANMALI”

TTB, Sağlık hizmetlerinden doğan zararların ortaya çıkmasına neden olan sebepleri ele alarak bunları ortadan kaldırmaya odaklanan bir yasal düzenlemeye gereksinim bulunduğuna dikkat çekerek, “Böylesine önemli düzenlemeler ancak ortak akılla ve önyargısız bir çalışmayla mümkündür. TTB, her zaman olduğu gibi, sağlık çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve hastaların daha nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmeti ihtiyacının karşılanması için yapılacak düzenlemelere katkı sunmaya hazırdır” açıklamasını yaptı. HABER


Malpraktis yasa tasarısı hekimlere ceza mı ödül mü?

Yeniden Isıtılan Teklif; Malpraktis Kanunu

Türk Tabipleri Birliği ise bu kanun teklifini “ Yeniden Isıtılan Teklif: Malpraktis Kanunu” diye niteledi.

TTB yaptığı değerlendirmesinde, teklifin;

♦ Bütünündeki yaklaşımın hastanın zarar görmesini önlemekten uzak olduğunu,

♦ Daha çok, ortaya çıkan zararın tazmini ve sağlık çalışanlarının cezalandırılmasını düzenlediğini,

♦ Bu yönüyle, yasa teklifinin sağlık hizmetlerinin niteliğinin artırılmasına veya sağlık hizmetinin gereği gibi sunulmamasından kaynaklanan zararların azaltılmasına bir katkı sağlamayacağını,

♦ Teklifte zorunlu olarak mesleki sorumluluk sigortası yaptırması gereken meslek gruplarının sayısı artırılmakta olduğunu ve teklifin hastaların veya sağlık çalışanlarının değil sigortacıların lehine düzenlemeler içerdiğini ifade etti.

TTB ayrıca;

♦ “Hiçbir özerkliği bulunmayan ve bütünüyle Sağlık Bakanlığı tarafından kontrol edilen kurullar oluşturularak, bu kurullara mesleki uygulamaların kusurlu olup olmadığına ve meslek mensuplarının kusuru olup olmadığına ilişkin karar verme yetkisi tanınmaktadır. Sağlık hizmet organizasyonunu ve denetimini yapan Bakanlığın, kendisinin de sorumluluğu olabilecek olgularda kusur değerlendirmesi yapması, sistemden kaynaklanan kusurların gizlenmesine neden olabileceğinden sağlık meslek mensupları için büyük tehlikedir “ diyerek yasa teklifi ile getirilen “Tıbbi Kötü Uygulama İzleme ve Uzlaştırma Kurullarına” da dikkati çekiyor..

Sağlık sınıfına alındık, fakat cezalar bölümüne…

İstanbul Veteriner Hekimler Odası da web sayfalarında yaptıkları farklı açıklama ile:

♦ “Son dönemde ilk defa sağlık sınıfını kapsayan bir kanun teklifinde Veteriner hekimler yer aldı! Ama nasıl? Tıbbi hizmetlerin kötü uygulanmasından doğan sorumlulukları paylaştırmada, özü itibarıyla cezalandırmada…

♦ Söz konusu taslağın sadece kapsam kısmında tek bir kez olmak üzere “veteriner hekim” sıfatı geçiyor, kalan tüm metinde ise konu sadece beşeri hekim ve insan hastalar üzerinden tartışılıyor. Yine de cezai yaptırımlar her zaman olduğu gibi veteriner hekimleri de kapsıyor!

♦ Bizi sağlık çalışanı sınıfına alarak “onore” etmişler ama buna sevinsek mi, üzülsek mi bilemedik! Belli ki tasarı sigorta firmalarının uzun zamandır yürüttükleri çalışmanın meyvesi olarak ortaya çıkmış.” Diyerek değerlendirme de bulundular…

Görünen o ki; Malpraktis Yasa taslağından hekimlerin sivil toplum kuruluşları da memnun değil…

Yasa teklifinde, sağlık meslek mensuplarının çalışma koşullarına bakılmaksızın kusur araştırmasına gidilmesine rağmen tıp eğitimi olmayan kişilerin, bir takım ürünlere sağlıkla ilgili özellikler atfederek toplumun sağlık talebini istismar etmelerine hiç yer verilmemiş olması da teklifin ilginç bir boşluk tarafı…

Malpraktis Yasasına ihtiyaç var mı?

Hekimlere göre var, hukukçulara göre ise yok.

Hekimler; Ceza Kanununa göre değil yaptıkları işin özüne uygun bir yasa ile yargılanmak istiyor.

Mevcut yasalarda hekimler; ‘taksirle adam yaralamaya/öldürmeye” sebep vermekten yargılanıyor.  

Oysa hekimler kimseyi yaralamak, öldürmek için değil iyileştirmek için çaba harcıyor.

Komplikasyonlar, sağlığın doğal akışında yer alır. Mevcut durumda adil yargılama; Bilirkişi ve Adli Tıp Raporları ile çözümlenmeye çalışılsa da bu durumun tam anlamıyla randıman vermediği de bir gerçek..

Ve bu hususu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de doğruluyor.

AİHM kararında; Türk Hukukunda Adli Tıp Kararları Hakkında “Hak İhlali” var diyor..

♦ Evet, Malpraktis Yasasına ihtiyaç var elbette ama tek başına yeterli olacak mı diye de bakmak lazım…

Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası, hasta haklarının tek başına güvencesi olabilir mi?..

Mevcut durumda hasta zararları “Hekimlerin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası” ile karşılanmakta..

Bu sigorta; ülkemizde hasta haklarının güvencesi olarak görülmektedir…

Hekimin mesleki sorumluluk sigortası ile sağlık zararlarına çözüm aramak işin özüne uygun değildir.

Sağlık alt yapısının mevcut durumuna göre, bir sağlık çalışanı olan hekimin kusurlu davranışlarının öne çekildiği bir sigorta uygulaması hakkaniyetli olmamaktadır. Çünkü:

♦ Hekim, bireyin sağlık hakkının tek yöneticisi ve tek sorumlusu değildir,

♦ Hekim, sağlık hizmetinin bir parçası olarak devletin gözetim ve denetimi altındadır,

♦ Ayrıca uygulama da hekimin kusura dayalı sorumluluğunun kanıtlanmasında ortaya çıkan güçlükler dolayısıyla asıl kusur yerine hekimin aydınlatma yükümüne odaklanılması sonucunu doğurmaktadır. Yani esas yerine usul üstünden yürütülen bir süreç gibi…

Tazminat ödemelerinde ilke kusursuz sorumluluk olmalı… Sonrasında kusur sahibine rücu edilmeli…

Zararlar, sağlık hizmet sunumunun bir parçasıdır. Çünkü tıp sadece bilim değil, bir sanattır.

Amerika’da yapılan tartışmalar; hekimlerin kusurlu sorumluluk sistemi sürdükçe sorunların çözüme ulaşamayacağı tespitine dayanmıştır.”

Hasta zararlarını karşılamak için “Hastalık Sigortası” olmalı…

Hasta odaklı sağlık sisteminde 3 ayrı sağlık sigortası birlikte olmalı…

1. Tıbbi kötü uygulamaları için hekimler; “Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası” ile yasal tazminatlara karşı korunmalı,

2. “Hastalık risklerine” karşı kamu ve/veya özel sağlık sigortaları ile bireyler hastalık halleri için korunmalıdır.

İlk ikisi bizim ülkemizde yürürlüktedir.

3. “Hastalık Sigortası “ ile bahsetmeye çalıştığımız ise “tedavi risklerine” karşı korumadır. Dünya ülkeleri; “tedavi önlemleri ve müdahaleler sonucunda sigortalının bedeninde ortaya çıkan zararlarda” kusur ya da komplikasyondan kaynaklı olup olmadığına bakılmaksızın ödenmesini sağlayan “Hastalık Sigortası Poliçesi” üzerine çalışıyor.  Amaç hastanın ileri sürmediği ya da kanıtlayamayacağı için hekimin sorumluluğuna gidilemediği durumlarda bile ‘hasta sigortası’ ile hasta zararlarının ivedilikle karşılanmasıdır. Böylece hastaya özen daha sağlam temellere oturtulmalıdır.

Sonuç olarak;

♦ Öncelikle her ne olursa olsun meclise verilen yasa teklifi eleştirilse de, geçmiş iki sefer gibi kadük kalmamalıdır… Görüşmeler esnasında eksiklikleri giderilebilir.

♦ Malpraktis Yasası; haklı eleştirileri olanların, konuya taraf sivil toplum örgütlerinin, konu hakkında görüşü bulunanların geniş katılımıyla müzakere edilerek hasta da zarar oluşmasına neden olan sebepleri ortadan kaldıracak biçimde düzenlenmelidir.

Ayrıca Malpraktis Yasası da tek başına hasta ile hekim arasındaki uçurumun derinleşmesini önlemeyecektir. Oysa öncelikli amacımız hasta ile hekimi yakınlaştırmak ve aralarında güven problemi oluşturmamasını sağlamak olmalıdır..

♦ Tıp her zaman gelişimine devam eder ama eksik mevzuatlar sağlık hizmetlerinin çeşitlenmesine ve derinleşmesine engel olur.

♦ Bu gerçekten hareketle; “Hastalık Sigortası”  çalışmalarına odaklanılması, hasta odaklıyız demenin ilk koşulu olacaktır…

Yoksa ülkemiz tıbbı daha defansif hale gelebilir, ülkemizden hekim bazında beyin göçü olabilir, ülkemiz tıp alanında geri kalabilir…

Biz kanaatimizi paylaştık, kanaatler çoğaldıkça bereketli sonuçlar doğurabilir düşüncesiyle…

Saygılarımla… – KÖŞE YAZISI

Dr. Feza Şen
0 532 277 88 27


İstanbul Tabip Odası seçimlerine hazırlanan Hekim Hakları Platformu, ‘Malpraktis’ olarak bilinen ‘Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk’ hakkında hazırlanan kanun teklifine dair görüşünü açıkladı.

Prof. Dr. Adem Akçakaya başkanlığındaki platformun açıklaması şöyle:

“ACELEYE GELMESİN”

“Hekimliği ve hekimleri yakından ilgilendiren son derece hassas ve önemli bir konu hakkında yeterince hazırlık yapılmadan, konunun taraflarından görüş alınmadan ve etraflı bir çalışma yapılmadan söz konusu kanun teklifinin sunulduğu kanaatindeyiz. Hekimliğin ve hekimlerin lehine olan düzenlemelere, saha gerçeklerini ve hekimlerin hissiyatlarını bilen bir platform olarak her türlü katkıyı verme ve bu nevi çalışmaların içerisinde yer alma noktasında ön yargısız olarak hep var olduk ve bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Daha öncede bu tasarıya benzer çalışmalar yapılmış ve tasarılar hazırlanmıştı. Fakat bu güne kadar bu çalışmalar ne yazık ki hep kadük kaldı. Bu tür önemli ve spesifik hususların konsensusla, konunun tüm detaylarını inceleyerek, konunun taraflarının da görüşü alınarak, siyaset üstü bir yaklaşımla hazırlanması gerektiğini ve bu kapsamda her türlü çalışmaya destek olacağımızı bildirmek isteriz.”

“ORTAK AKLIN ÜRÜNÜ OLMALI”

1- Tabip Odaları, Meslek örgütleri, saha uygulamalarına hakim hukukçular, hukuk fakültelerinin tıp ile alakalı ceza-idare-tazminat hukuku alanından hocaların da hazır olacağı, ortak akıl ve çok paydaşlı yapılacak bir çalışmanın çok daha faydalı olacağını,

2- Tasarının eksik ve hatalı kısımlarının da bu suretle ikmal ve tasnif edilebileceğini,

3- Her ne kadar çalışmadan tüm sağlık meslek mensuplarına havi bir çalışma niyeti sezilse de çalışmanın dar bir çerçevede yalnızca hekim özelinde ve daha ziyade müeyyide maddeleri içermekte ve ayrıca kullanılan dil de rahatsız edici üsluptadır. Bu sebeple müspet bir dil ve yaklaşımla tekrar kaleme alınması gerektiğini,

4- Tanımlar kısmında davalarda bolca kullanılan bazı kavramların eksik kalmış olduğu ve tamamlanması gerektiğini,

5- Meri mevzuat ile çakışmalar olduğu, bir kısmının tekrar, bir kısmının aynı bir kısmının da daha farklı kaleme alındığı, bu durumda uygulamada karışıklık doğabileceğini,

6- Online muayenelerin Covid-19 salgınında yaygın uygulama alanı bulmasına rağmen dile getirilmediğini,

7- Uygulamada yaygın olan aydınlatılmış onam yerine kullanılan “bilgilendirilerek izin alma” ibaresinin kafa karışıklığı yaratacağını,

8- Vekil hekim kavramının uygulamada kullanılmayan bir kavram olması hasebiyle gereksiz kavram kargaşasına sebebiyet vereceğini, ve bu tanımlanmamış kelimenin kargaşa çıkaracağını,

9- Vekil hekime hastayı yazılı teslim etmenin pratik karşılığının olamayacağını, 

“BÜTÜN SORUMLULUK HEKİME YÜKLENEMEZ”

10- Malpraktisten, öncelikle çalışılan kurum ve kuruluşun sorumlu olması hali düzenlenmiş olmakla beraber devam eden maddelerde müşterek ve müteselsil sorumluluktan bahsedilmiş olmasının tenakuz teşkil ettiğini,

11- Hekimle birlikte çalışan sağlık personelinin sorumluluğunun hekime yüklenilemeyeceğini,

12- Tasarının oldukça fazla sayıda ceza maddelerine yer vermesi sebebiyle olumsuz bir tasarı olduğunu değerlendiriyoruz. Oysa Türk Ceza Kanunu tasarıda atıf yapılan birçok düzenlemeye zaten haizdir. Yeni bir suç tanımlanacak ise tipiklik önemli olduğundan yeniden kaleme alınması gerektiğini,

13- “Ağır para cezası” , cezalar bölümde yer almış ve hapis cezası ile aynı maddede yer almaktadır ancak itiraz için kabahatler kanununa atıf yapılmaktadır, oysa meri hukuk sistemimizde “idari para cezası” ve “ adli para cezası” farklı mantıkla düzenlenmektedir. Terminoloji hukuk sistematiğine uygun olmalıdır. İdari para cezası ile hapis cezasının aynı maddede yer almasının hukuk sistematiğimize uygun olmaması bir tarafa uygulamada da karışıklığa yol açacağını,

14- Ceza kısmında “hasta haklarına uymama” şeklinde bir suç tanımlanmış ancak hasta haklarının nelerden ibaret olduğu ve ne şekilde uyulmayacağı tanımlanmadığından “kanunilik” ilkesine aykırı olduğunu,

15- “Uzlaştırma üst kurulu” kurularak görevleri tanımlanmıştır. Kurul, tüm meslekler açısından malpraktis iddialarını inceleyecektir. Ancak Kurulun oluşumunda diğer meslek temsilcilerine yer verilmemiştir. En azından tıbbi uygulamayı yapan meslek mensubuyla aynı meslek ve akademik unvana sahip bir üye bulundurulacağının yazılmasının gerekli olduğu,

16- Üst uzlaştırma kurulu daha önce KHK ile konulmuş ancak çalışmadığı için kapatılmış idi. Bu nedenle kurulun sulh sağlaması ile ilgili fikre katılmakla beraber sisteminin iyi kurgulanması gerektiği,

17- Sigortayla ilgili maddeler de saha pratiğine uygun olarak yeniden kaleme alınmalıdır. Hekim mesleki mesuliyet sigortası (talep esaslı sigorta) çok sorunlu bir poliçe modelidir. Örneğin mesleki faaliyetin bırakılması sonrası sadece 2 yıl koruma sağladığı, üstelik bu korumanın son yıla ilişkin olduğu, geriye doğru ve ileriye doğru 10 yıllık koruma sağlamadan emekli olmanın risk oluşturacağı hususunun gözden kaçırıldığı.

18- Tıbbi hizmetlere ticari yön verilmesi başlıklı kısımda ticari tanıtımlara engel olacak genişlikte yer verilmemiştir. Uygulamada sosyal medya hesaplarında hastaların mahrem yerleri kapatılmadan ve kimliği gizlenmeden dahi yapılan ameliyatlar ile ilgili görseller paylaşılmaktadır. Bu düzenlemenin bu gibi etik dışı uygulamalara engel olma kabiliyetine haiz olmadığı,

19- Hangi maddelerin yönetmelikle detaylandırılacağı belirtilmemiş, sadece bir yönetmelik maddesi konulmuştur. Bu durumun da kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceği kanaat ve düşüncesindeyiz.
HABER


Malpraktis Yasa Teklifi Neler Getiriyor ve Eleştirilerimiz

lkemizde, özellikle 2010 yılından bu yana artan malpraktis davaları sebebiyle, sağlık çalışanları hastaları potansiyel birer davacı olarak görme noktasına gelmiştir. Aşağıda eleştirisi yapılan Malpraktis yasa teklifi ile standart sağlık hizmeti koşullarının yaratılıp yaratılamayacağı, sağlık çalışanlarının sayısının dünya standartlarına çıkarılıp çıkarılamayacağı, hekimin bakacağı hasta sayısının standart bir seviyeye düşürülüp düşürülemeyeceği konuları Tabip Odalarının katılımı ile tartışılması ve cevap aranması gereken sorulardır. Malpraktis Yasa Teklifi iş bu sorunlara çözüm olamıyorsa, sağlık kurum ve kuruluşlarının organizasyon eksikliği sebebiyle ödenen tazminatlar hekimlere rücu edilmeye devam mı edecek gibi soru ve sorunlara yasa teklifi içerisinde yanıt arayacağız.

Özellikle hekimler kendilerini ve dolayısı ile ailelerini malpraktis davalarından korumak için fazladan tedbirler almak durumunda kalmaktadırlar. Öyle ki hekimlerin uzmanlık derneklerinin ve Sağlık Bakanlığı’nın kılavuzlarına uygun tıbbi müdahaleleri sebebiyle dahi malpraktis davaları açılabilmekte (down sendromu) ve maalesef mahkeme sürecinde özellikle aydınlatma ve onam konusundaki standartları belirleyen hekimler olması gerekirken hukukçular olabilmektedir. Teklifte aydınlatma ve onam kısmında iş bu belirsizliklerin giderilmesi sağlık çalışanlarını rahatlatacaktır.

Malpraktis yasa teklifi olarak da adlandırabileceğimiz kanun teklifi Malpraktis davalarında sağlık çalışanlarının aleyhine olabilecek maddeleri göz önünde bulundurarak inceledik.

Kanun teklifi Milletvekili Profesör Doktor Sefer Aycan tarafından 21 Temmuz 2020’de Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk Kanun Teklifi adı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuş olup henüz kabul edilmemiştir.

7.maddenin 2.fıkrasında ‘Tıbbi hizmet verilen yerlerde her hastaya muayene protokolünün uygulanabileceği kadar süre ayrılabilmesi için gerekli tedbirler alınır.’ denilmektedir.

Eleştiri : Protokolün uygulanabilmesi için gerekli olan azami ve asgari sürelere uyulması koşulları sağlık kurumlarınca oluşturulamazsa ne olacak? Bu süreleri kim belirleyecek? Olumsuz sonuçlarından sağlık çalışanları da etkilenmeyecek mi? Sağlık Bakanlığı’nın ödeyeceği tazminatlar hekimlere rücu edilmeyecek mi? Bu maddeye “koşulların hazırlanmaması sebebiyle sağlık kurumlarının ödeyeceği tazminatlar, sağlık çalışanlarına rücu edilemez” ibaresinin eklenmesi yerinde olacaktır.

10.maddenin 1.fıkrasının 1.cümlesinde ‘Hasta ile ilgili tıbbi kayıtlar ilgili sağlık personelinin sorumluluğu altındadır.’ denilmiş olup 2.cümlesinde ise ‘Sağlık personeli, tıbbi hizmeti bir sağlık kurum ve kuruluşundan veriyorsa bu kayıtların muhafaza sorumluluğu hizmeti verdiği sağlık kurum ve kuruluşuna aittir.’ denilmektedir.

Eleştiri : Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında hasta ile ilgili tıbbi kayıtların alınması, işlenmesi sorumluluğu sağlık personelinde olmakla birlikte muhafaza sorumluluğunun sağlık kurum ve kuruluşlarındadır. Ancak maddenin tamamlanması için “hasta kayıtlarının iyi muhafaza edilmemesinden kaynaklanan tazminatlardan sağlık çalışanları sorumlu tutulamaz” şeklinde bir eklemeye ihtiyaç vardır. Zira malpraktis davalarında ispat yükü ebe/hemşire/hekim ve hastanededir. Dolayısıyla iyi muhafaza edilmeyen hasta kayıtları sebebiyle hekimler yaptıkları tıbbi müdahalelerin standartlara uygunluğunu ispat edememekte ve tazminat sorumlulukları doğmaktadır. Hekimlerin çalışma hayatları süresince birçok kurum ve kuruluşta çalıştıkları göz önünde bulundurulduğunda, binlerce hasta kaydının muhafazasındaki eksiklik sebebiyle ödenen tazminatlardan sorumlu tutulmaları hakkaniyetten uzaktır.

Aynı maddenin 4.fıkrasında Sağlık personeli ile hasta arasındaki mesleki ilişkiden doğan bilgiler gizlidir. Hastanın yazılı izni dışında, tıbbi hizmetlerin verilmesi sırasında öğrenilen sırlar ile hastanın kimliği, tıbbi amaçlı olsun veya olmasın toplantı ve yayınlarda açıklanamaz. Hasta ile ilgili tıbbi kayıtlar, test sonuçları, hatırlanan konuşmalar, olaylar ve tedavisi ile ilgili bütün bilgi ve belgeler hastanın yazılı izni olmadan açığa vurulamaz. Adli vakalar ve bildirimi zorunlu hastalıkların yetkili makamlara bildirilmesi gizliliğin ihlali sayılmaz.’ denilmiştir.

Eleştiri: Fakat Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 19.maddesine baktığımız zaman bilgi verilmesi caiz olmayan hallerin sayılmış olduğunu görüyoruz. ‘Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdirHastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır. Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.’ Teklifteki bu madde yönetmelikteki maddenin etkisini normlar hiyerarşisi gereği ortadan kaldıracaktır.

15.maddenin 1.fıkrasında ‘Her türlü tıbbi hizmet ve müdahale, hastanın bilgilendirilmesi ve izninin alınması şartıyla yapılabilir. Bilgilendirerek izin alma, yazılı veya sözlü olabilir.’ denilmektedir.

Eleştiri : Her ne kadar aydınlatmanın sözlü olabileceğini düşünüyor olsak da aydınlatma ve onam konusunda standart uygulamanın hekimler ile mahkemeler tarafından farklı algılandığı ve mahkemelerin ‘’aydınlattığına dair belgenin sunulması’’ gibi ara kararlar verdiği görülmektedir. Yine belirsizliklerden hekimleri korumak için maddeye “yazılı izin alınacak haller ve onam belgeleri ilgili sağlık kurum ve kuruluşu tarafından hazırlanır ve denetlenir” ibaresinin eklenmesi faydalı olacaktır.

Yine 15.maddenin 5.fıkrasında ‘Sağlık personeli, kanuni temsilcisinin veya yakınının izin vermemesinin hastanın sağlığı açısından olumsuz neticeler doğurabileceği kanaatinde ve bu durum hastanın hayatını tehdit ediyorsa, … , başka bir konsültan personelin bulunmadığı acil durumlarda, yapılan bütün tıbbi işlemleri hasta dosyasına kayıt ederek, gerekli gördüğü tıbbi müdahaleyi yapar.’ şeklindedir.

Eleştiri: Bu madde başlı başına Türk Medeni Kanunu ile çatışmaktadır. Türk Medeni Kanunu 346. maddede ‘Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.’ ve 487. maddede ‘Vesayet makamı, görevden alma ve uyarıda bulunmanın yanı sıra,  vesayet altındaki kişinin korunması için gerekli diğer önlemleri de almakla  yükümlüdür.’ denilmektedir.  Düzenlenen kanun maddesi velayet sahipleri ile çocuğun yüksek menfaatinin çatıştığına inanan hekim arasındaki fikir ayrılığında hekimin hiçbir mahkeme ya da savcılık kararı olmaksızın çocuğa velayet sahiplerinin rızası dışında müdahale edebilmesi imkânı yaratmaktadır. Bu durumda da Yine istenmeyen sonuçlardan hekimlerin sorumlu tutulması söz konusu olabilir ki bunu önlemek için “hekimin çocuğun üstün yararı gereği vereceği karar sebebiyle hekime sorumluluk yüklenemez.” ibaresi eklenmelidir.

18.maddenin 3.fıkrasında ‘Kamu kuruluşlarında vekil hekime usulüne uygun tebligat yapılması yeterlidir.’ Denilmiştir.

Eleştiri: Yine tebligatın, nöbet listelerinin imza karşılığı tebliğ edilmesi mi yoksa ilan edilmesi şeklinde mi olacağı net değildir. Bu tür havada kalan düzenlemelerin her zaman hekimler aleyhine sonuçlar doğurduğu unutulmamalıdır. Burada organizasyonun iyi tanımlanması gerekir.

Yine 18.maddenin 6.fıkrasında ‘Herhangi bir şekilde usulüne uygun devir yapılmamasından her iki taraf da sorumludur.’ denilmiştir.

Eleştiri: Usulüne uygun devir nedir? Hangi hallerde devir usulüne uygun olur ve hekim usulüne uygun devir yaptığını nasıl ispatlayabilecektir? Bu tarz düzenlemelerin bürokrasiyi ve hekimlerin kendilerini korumak adına defansif tıbba yönelişini artırmaz mı? Hekimlerin sorumlu tutulması ancak organizasyon sorumluluğuna değinilmemiş olması eksikliktir.

19.maddenin 5.fıkrasında Hekimden ayrılan hasta ile ilgili olarak müdavi hekime sonradan ulaşan her türlü tanı ve tetkik raporlar hastanın adresine tebligatın ispatını mümkün kılacak bir surette yollanır ve asılları hasta dosyasında saklanır.’’ denilmiştir.

Eleştiri:  Bu madde hekimin hastasının tetkiklerinin peşinde koşmasını ve bunları hastaya ispatı mümkün olacak şekilde yollamasını içermekte ki aslen tetkiklerini teslim alma ve hekimine gösterme sorumluluğu hastaya aitken bu sorumluluğu günde onlarca hastaya bakan hekimlere yüklemenin mantığını anlamakta zorlanıyoruz. Hekimlere hasta tetkiklerini takip etme, bunları hastaya gönderme ve gönderdiğini kanıtlama sorumluluğu verilmesinin sonucu hekimlerin malpraktis davalarında savaşacakları bir cephe daha açılacak demektir.

24.maddenin 2.fıkrasında ‘Sağlık kurum ve kuruluşlarında ortaya çıkan tıbbi kötü uygulamalardan birinci derecede sağlık kurum ve kuruluşları sorumludur.’’ denilmekle birlikte;

25.maddenin 2.fıkrasında ‘Sağlık personeli, tıbbi kötü uygulama durumlarında sağlık kurum ve kuruluşları ile müteselsilen sorumludur. ’denilmek suretiyle arka arkaya gelmiş olan iki maddenin birbiri ile çelişmesi durumu ortaya çıkmıştır.

25.maddenin 4.fıkrasında ‘Hekimin hukuki sorumluluğu, yükümlülüklerini yerine getirmesi bakımından kendisine yardımcı olan diğer sağlık personelinin hizmetlerini de kapsar. Hekimin ilgili sağlık personeline kusuru oranında rücu hakkı saklıdır.’ denilmektedir.

Eleştiri: Bu şekilde tüm yardımcı sağlık çalışanlarının sorumluluklarının hekime yüklenmesi ekip çalışması ve Güven İlkesi ile çatışmaktadırve hekimleri 30 yıla varabilen dava süreçlerine mahkûm edecektir. Zira hekim önce idareye açılacak olan davaya müdahil olarak katılacak ve dava 5-10 yıl sürecek, ardından idare hekime rücu edecek ve bu dava da yine 5-10 yıl sürecek, sonunda hekim de yardımcı sağlık personeline rücu edecek, bununla birlikte bir 5-10 yıl daha dava sürecek demektir. Maddeden hekimin ve diğer sağlık çalışanlarının yıllarca sürecek bir dava travmasına mahkûm edilmesinin sebebi anlaşılamamaktadır., Sağlık Kurum ve Kuruluşlularının niçin yardımcı sağlık personeline doğrudan rücu etmedikleri hukuken boşluktadır. Pratikte sağlık hizmetinin farklı meslek grupları ile takım halinde yürütüldüğü ve hizmet organizasyonunun da hastane yönetimi tarafından yapıldığı unutulmakta ve sağlık hizmetinin yürütülmesinden kaynaklı tazminatlar sadece hekimler üzerinden tazmin edilmeye çalışılmaktadır. Tazminat ödemek zorunda kalan hastane idareleri (Sağlık Bakanlığı, Üniversite İdaresi Özel Hastane İdareleri) ödemiş oldukları tazminatın tamamını haksız olarak hekime rücu etmektedirler. Oysa sağlık hizmeti tek başına hekim tarafından yürütülen bir hizmet olmayıp yapısı gereği, tüm sağlık personelinin koşulsuz mesleğinin gerektirdiği standartlara uygun davranacağının kabulünü gerektiren ve içerisinde GÜVEN barındıran büyük bir organizasyondur.”[1] Her sağlık çalışanının bir görev tanımı mevcuttur ve görev tanımları kapsamında sorumlukları bulunur. Zira, sağlık çalışanlarının seçimi ve liyakate uygun seçilip seçilmediğinin sorumluluğu idarelerde olmalıdır. Hekimin üzerine aynı ekipte çalıştığı her sağlık personelinin sorumluluğunu yüklemeye çalışmak hakkaniyete aykırıdır. Yargıtay kararlarında da “………. disiplinler arası bir ekip çalışmasında, herkes diğerlerinin doğru hareket ettiğine güvenmek zorunda olduğundan, grupta çalışanlardan her biri sadece kendi faaliyet tipine ait meslek kurallarına uyulmasından sorumludur” denilmektedir. Ekip olarak yapılan işlerde hizmetin iyi yürümesini sağlayan şey kişilerin ekip arkadaşlarının sorumluluğuna uygun davranacağı inancıdır. Ekip çalışması güven ve liyakat gerektirir ki bu sebeple ödenen tazminatlar rücu edilmemelidir, idareler üzerinde bırakılmalıdır.

25.maddenin 5.fıkrasında ’Hekimin, hastayı tıbbi hizmet için başka bir sağlık personeline veya kurum ve kuruluşuna göndermesi durumunda, gönderdiği sağlık personeli veya kurum veya kuruluşun verebileceği zararlardan sorumluluğu, bunları seçmekte göstereceği özen yükümlülüğü ile sınırlıdır.’’ denilmektedir.

Eleştiri: Bir hekimin hastasını başka bir kurum ve kuruluşa göndermesindeki tek sebep gönderildiği hastanedeki imkân ve yeterliliklerin daha çok olması ve mevcut hastanede bu imkanların yetersiz kalmasıdır. Burada hekime başka bir hastanede meydana gelebilecek zararlardan bir şekilde sorumluluk yüklenilmeye çalışılmasının amacı anlaşılmamaktadır.

34.maddede ‘’Bu Kanun’un 4’üncü maddesinde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, üç aydan altı aya kadar hapis ve on bin liradan otuz bin liraya kadar ağır para cezası verilir.’’ denilmektedir. Bahsi geçen bu Kanun’un 4.maddesi ise ‘’Sağlık personelleri, insan hayatına, sağlığına, hastanın kişiliğine, iç hukuktan ve milletlerarası hukuktan doğan haklarına saygı ve mesleklerinin gerektirdiği azami dikkat ve ihtimamı göstermekle yükümlüdür.’’ şeklindedir.

Eleştiri: Bu maddede mevcut olan problem bazı durumlarda aslında hekim her ne kadar istese de mevcut sağlık sistemi ve gün içerisinde hekimin bakmakla mükellef kılındığı hasta sayısı baz alındığında hekimin iç hukuk veyahut daha çok milletlerarası hukuktan doğan hasta haklarına gereken özeni gösterememe durumları sıkça doğmaktadır. (Fakat değinildiği üzere bu durumun sebebi hekimler değil mevcut sağlık sisteminin bütünüdür. Bu durumu değiştirebilecek olan kişiler hekimler değil bizzat kanun koyucular ile yürütme organlarıdır. Bu sebeple böyle bir madde aslında hiçbir suçları olmayan hekimlerin Örneğin günde 100’e yakın hastaya bakan bir hekimin Uluslar arası bir sözleşmede mevcut rakamlarla belirtilen makul süreyi bir hastaya ayırmasının imkan, ihtimali bulunmamaktadır. Buna rağmen sorumlu tutulacak kişiler bu madde uyarınca hekimler olacaktır.

37.maddede ‘’Mücbir sebepler olmadıkça, acil durumlarda hastaya ilk yardım hizmetini vermeyen ve icapçı olarak çağrıldığı halde davete icabet etmeyen veya tıbbi hizmet vermeyen sağlık personeline, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde bir yıldan iki yıla kadar hapis ve elli bin liradan yüz bin liraya kadar ağır para cezası verilir.’’ denilmektedir.

Eleştiri: Bu madde teklif edilen 7.maddenin 2.fıkrası çelişmektedir. ‘Tıbbi hizmet verilen yerlerde her hastaya muayene protokolünün uygulanabileceği kadar süre ayrılabilmesi için gerekli tedbirler alınır.’ Şeklindeki düzenlemelerle sağlık kurum ve kuruluşlara uygun koşulları yaratma ve hasta sayısına göre sağlık çalışanı bulundurma sorumluluğu getirirken, bu madde ile peşinen yapılamayacağı kabullenilmektedir. Hekimlerin angaryası olarak tanımlanabilecek icap nöbet sisteminin devam edeceği, sistemdeki aksaklıklardan hekimlerin sorumlu tutulacağı anlaşılmaktadır. Yine bu maddede ‘keyfi olarak’ şeklinde bir ayrım yapılmaksızın mücbir sebep harici hastaya ilk yardım hizmeti vermediği veya davete icabet etmediği her koşulda hekimin kendisine hapis cezası ve yanında ağır para cezası verileceği düzenlenmiştir

Kurul oluşturulmasının hekimlere olumsuz etkisi ise Tıbbi Kötü Uygulama müracaatlarını inceleme, karara bağlama ve kusur oranlarının belirlenmesi yetkisinin bu idari Kurullara verilmiş olması sebebiyle karara bağlayan kurum ile kusur oranlarını belirleyen kurumun tek çatı altında birleştirilmesidir.

Sonuç olarak Malpraktis yasa teklifi olarak da adlandırabileceğimiz kanun teklifi sağlık çalışanlarının özellikle hekimlerin beklentisinden çok uzaktadır. Mevcut yasal düzenlemelerde var olan belirsizlikler giderilmemiş ve özellikle hastanelerin organizasyon sorumluluğunun sonuçları hekime yüklenmektedir. Dikkat çekilen noktaların tekrar gözden geçirilmesi ve Türk Tabipler Birliğinin katkısı istenmelidir.

Hekimlerin özgür bir şekilde hastalarına hizmet sunmasının güvencesini de içeren düzenlemelerin yapılması dileğiyle.

HANYALOĞLU-ACAR HUKUK BÜROSU

AV. AYŞE ACAR YÜCEL

STJ. AV. ÖZGE MUHTEREM ULUDÜZ

KAYNAK


Milletvekili Aycan gelen tepkiler üzerine kendini şöyle savundu

MERAK MEDRESESİ – NEYİN TERCİHİ?

0

Tercih, kerameti kendinden menkul bir kelime. Bu hüsnükabul gösterdiğimiz sözcüğün kökenine indiğimizde, dilimize Arapça’dan kazandırılmış olduğunu görüyoruz. Ruchan kelimesinden mütevellid tercih, ağır basanı yeğlemek anlamına gelmektedir. Yani özünde, önünüzdeki seçenekler içerisinden, sizce ağır basanı öne çekmek diyebiliriz.

Kelime kökenlerini öğrenmenin kimileri için sadece bir merak olarak görülmesi ya da bu durumun hiç umursanmaması da bir tercihtir. Ama hayatı sınavlarla sınanan ve bu imtihanların ardından “yarınlarını” kurabilmeleri için önlerine bir tercih kılavuzu konan çoğu genç arkadaşımız için “merak”, harlanması gereken bir duygudur.

Meraklanmak, sizin ya da zihninizin dahası kabınızın yani bedeninizin en güzel hasletlerinden biridir. Ve yarınından bihaber yaşayan biz insanları zinde tutan söz gelimi birçok duygumuzdan biridir. Meraklanabilmek bir maharet olmadığı gibi bu işin bir mahiri de yoktur. Yani çırak olmak isteseniz de çıraklık yapabileceğiniz bir müessesi yoktur.

Merakınızı içinizdeki bir tohum gibi düşünürseniz ve onu büyütebilmek için güneşe, toprağa ve suya ihtiyacı olduğunu bilirseniz önünüzde başka bir engel kalmayacaktır.

Merak beslemek ve onu büyütebilmek.

Her canlının ihtiyacı olduğu üzere, merakımızın da güneşe, toprağa ve suya ihtiyacı vardı. Madem alegorik olarak bir tohuma benzettik merakı; toprağı zihne, güneşi kalbe ve suyu eğitime benzetebiliriz.

Zihin mahsulümüzden en iyi verimi alabilmek için; toprağımızı doğru bir akılla tanzim etmeli, güneşimizi doğru bir açıdan ve doğru bir zamanda almalı ve en önemlisi suyumuzu günlük ve ölçülü bir biçimde vermeliyiz. Bunlarda oluşacak eksiklik tohumunuzun, fidana dönmesini ve belki de büyüyüp ağaç olmasını engelleyecektir.

Zihin toprağımızı ve diğer etmenleri etkileyen en önemli unsur ailemizdir. Bir diğer en önemli unsur ise çevredir. Bu ikisini dengeli bir şekilde tutup, doğru bir akılla yönetebilirsek ekeceğimiz tohumun akıbetinden endişe etmemize mahal verecek büyük bir yükten kurtulmuş oluruz.

Doğru akıldan beklenecek asgari ölçüler nelerdir?

En önemlisi varlığından haberdar olup, diğer varlıkların da var olduğunun bilincinde olmaktır. İnsancıl olmanın yanında dünyacıl da olabilmeli ve yanlış olduğuna kanaat getirdiğin tüm her şeyden uzak durmalısın ki zihin toprağında heyelana mahal verilmemeli. Düzenli aralıklarla “muhakemeli” bir şekilde sürmelisin ki toprağın hava almalı, tohumun rahat kök salabilmeli.

Kalp güneşinden nasıl yararlanılmalı?

Merak tohumunuz, toprağın altındayken kalpten gelen sıcak ışınlardan da beslenir. Buradaki mukavemet ölçünüzü vicdan perdenizle ayarlayabilmelisiniz. Peki perdenizin kumaşında ne olmalı? En önemlisi ahlak ve illa edep! Muhasebeli ve muktesit bir kalp güneşi, tohumunuzu zinde tutacaktır ve nüvenizin muhtevasına iyi gelecektir.

İlim kuyusundan su çekmek!

Neyin tercihi? En önemli sorularımızdan biriydi ve yazımızın tercihe bakan yönü burasıydı. Merak tohumumuz daima içimizde olmalı ve onu ölçülü bir şekilde sulamaya devam etmeliyiz. Ve suyu, ilim kuyusundan çekmeliyiz ki günü geldiğinde meyveye duracak olan ağacımızdan en iyi şekilde istifade edelim.

Günümüz teknolojisi, ilimi ve fenni bilimi birçok alt başlığa ayırmış olsa da eskimeyecek olan bir şey varsa, o da okumaktır. Sadece okumak olmamalı; beslediğimiz merakımızla bu okumaları gerçekleştiriyor olmalıyız. Yarın hangi sanatın, zanaatın ya da mesleğin emekçisi olacağımız bir tercihtir. Ve önemli olan sizce ağır basan bu işi, nasıl yapıyor olduğunuz ve niçin yapıyor olduğunuzdur. Hedefiniz günü kurtarmak ya da gününüzü gün etmek olmamalı! Aksine gün sonundaki muhasebenizi, çetele tutmalısınız. Ve tuttuğunuz çeteleyle gününüze ne kattığınıza ve ne katacağınıza bakmalısınız. Ne dün hükmünce yaşamalı ne de yarının şüphesine yaklaşmalı!

Merak Medresesi

Dengeli olmak ve mihenk taşınızı doğru yere oturtmak size kalmıştır. Yapacağınız üniversite tercihi, meslek tercihi ya da diğer tercihler olsun, “Merak Medresesi’nden” mezun büyüklerinizden tedris ve nasihatlar almanız ümidiyle! İlla mektepli aramayın, herkesin yolu düşmemiş olabilir;kimi zaman alaylısı da makbuldür.

GRİP AŞISI NE ZAMAN YAPTIRILMALI? KİMLER YAPTIRMALI? COVID19’a KARŞI KORUR MU?

0

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı 8 Ağustos corona virüsü tablosuna göre Türkiye’de hayatını kaybedenlerin sayısı 5 bin 829’a yükselirken, toplam hasta sayısı 239 bin 622’e çıktı.

Tatil beldelerindeki yoğunluk sebebiyle corona virüsü vaka sayısının tekrar yükselişe geçmesi endişeleri artırdı. Okulların açılacak olması ve sonbahar aylarında grip vakalarında beklenen artış ise tabloyu daha da endişe verici bir noktaya getirdi. Eylül-Ekim aylarına dikkat çeken uzmanlar corona virüsü ve grip bulgulanın birbirine yakın olması nedeniyle vatandaşların çok dikkatli olmaları gerektiğini söylüyor ve grip aşısı yaptırmanın önemine vurgu yapıyor.

Aile Hekimleri Federasyonu (AHEF) Covid-19 pandemisi sürecinde neden grip aşısı yapılması gerektiği hakkında önemli bilgiler verdi.

GRİP VE COVID-19’UN ORTAK BELİRTİLERİ

Sonbahar, kış ve ilkbahar başına kadar olan dönemde kendini gösteren grip, her yıl 5 milyon kişiyi etkisi altına alıyor ve 650 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açıyor. ‘Yıldızlardan gelen gizli kuvvetin’ (enfluenza’nın İtalyanca anlamı) yani gribin daha bilindik adıyla paçavra hastalığının belirtileri ise Çin’den dünyaya yayılan, şu ana kadar yaklaşık 19 milyon insanın yakalandığı, 700 bin insanın öldüğü Covid-19 ile neredeyse aynı ve ayırt etmek çok zor. Ateş ,titreme, kuru öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı ve tıkanıklığı, baş ağrısı, halsizlik, ishal ve kusma her ikisinde de görülen belirtiler.

AYNI ANDA İKİ DÜŞMAN

Grip ve Covid -19 için riskli grupların da hemen hemen aynı olduğunu beliten uzmanlar, Covid -19’a yakalanan hastaların aynı anda grip virüsüne de yakalanabileceğini söylüyor. Bunun da aynı anda iki düşmanla savaşmak anlamına geldiğini belirten uzmanlar grip aşısının önemine vurgu çekiyor.

GRİP AŞISI NE ZAMAN YAPTIRILMALI?

​Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) her yıl Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyeleri ile içeriği hazırlanan grip aşısının Ekim-Kasım aylarında yapılmasını öneriyor. Aşılanmayanlar kişilerin ise Mart ayının sonuna kadar aşılanabileceğine dikkat çekiyor ve aşının koruyuculuğunun yaklaşık 6-8 ay sürdüğünü vurguluyor.

​Grip aşısının sadece enfeksiyon riskini azaltmakla kalmadığını, aynı zamanda enfetke olanlarda hastalığın şiddetini de azalttığını belirten aile hekimleri, aşının faydalarını şu şekilde açıklıyor:
Bu sayede Covid-19 ve griple aynı anda savaşmanız halinde size avantaj sağlayacak, hem de grip daha hafif bir seyir süreceğinden, hastalık nedeniyle sağlık kuruluşlarına olan başvuruları azaltacak yani sağlık sistemine binen yükü hafifleyecektir.

Tabi grip nedenli  sağlık kuruluşlarına olan ziyaretlerin azalması sağlık kuruluşlarından kaynaklanacak bulaş riskini de azaltacaktır.

​GRİP KİMLER İÇİN YÜKSEK RİSK TAŞIYOR?

*5 yaşından küçük çocuklar,
*65 yaş ve üstü yetişkinler,
*Sağlık çalışanları,
*Hamile veya doğum sonrası 2 haftaya kadar olan kadınlar,
*Huzurevleri ve uzun süreli bakım tesisleri sakinleri,
*Astımı olanlar,
*Nörolojik ve nörogelişimsel durumlar (beyin, omurilik ve periferik sinir ve kas bozuklukları, örneğin serebral palsi, epilepsi, felç, zihinsel engel, orta ila şiddetli gelişimsel gecikme, kas distrofisi ve omurilik yaralanması dahil),
*Kronik akciğer hastalığı (örneğin, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, kistik fibroz),
*Kalp hastalığı (örn. Konjenital kalp hastalığı, konjestif kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı),
*Kan bozuklukları (örneğin, orak hücre hastalığı),
*Endokrin bozuklukları (örn. Diabetes mellitus),
*Böbrek hastalıkları,
*Karaciğer hastalıkları olanlar,
*Metabolik bozukluklar (örneğin kalıtsal metabolik bozukluklar ve mitokondriyalbozukluklar),
*Hastalık (örn., HIV, AIDS, kanser) veya ilaç (ör., Kemoterapi veya radyasyon tedavisi, kronik glukokortikoidler) nedeniyle zayıflamış bağışıklık sistemi,
*Uzun süreli aspirin tedavisi gören 19 yaşından küçük çocuklar,
*Aşırı obezitesi olan kişiler (vücut kitle indeksi [BMI] ≥40)

SAĞLIK BAKANLIĞI HAZIRLIK YAPMALI

Aile Hekimleri, özellikle bu gibi hastalıklara sahip kişilerin böylesi zorlu bir süreçte grip aşısı ile aşılanmasını öneriyor ve gerekli görüyor. Sağlık Bakanlığı’nın da konunun önemine istinaden şimdiden gerekli hazırlıkları yapması konusunda da aile hekimleri uyarıyor.

Haber Kaynağı

Dünya Sağlık Örgütü Türkiye’den Sadece Onu Davet Etti

0

2019 yılının son aylarında Çin’in Hubei şehrinde ortaya çıkıp, kısa zamanda tüm dünyayı etkisi altına alan ve neredeyse hayatı durduracak seviyeye getiren Covid 19 salgınının hızı yavaşlasa da ne yazık ki salgın devam ediyor.

Birçok ülkenin sağlık sistemini çökme noktasına getiren bu salgın ile ilgili başta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) olmak üzere çoğu ülkede gerek salgından korunma gerekse de salgının tedavisi ile ilgili çalışmalar hızla devam etmekte. Covid 19 savaşında tüm ülkelere önderlik yapan DSÖ, Coronavirüsün bulaşmasını önlemek ve yayılımını azaltmak amacı ile koruyucu önlemler geliştirilmesi için ‘World Health Organization (WHO) Technical Advisory Group (TAG) on Personal Protective Equipment (PPE) for COVID’ adında bir tavsiye kurulu oluşturdu.

Ülkemizden bu gruba danışman olarak davet edilen tek üye Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Kliniği Doktor Öğretim Üyesi Ayşe Ayzıt Kılınç oldu.

Kendisini kutluyor başarılarının devamını diliyoruz.

Covid19’dan Hayatını Kaybeden Doktorun Adı Dersliğe Verildi

0

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 1987 yılı mezunlarından, İstanbul Florence Nightingale Hastanesi nöroloji uzmanı meslektaşımız Dr. İbrahim Örnek’i COVİD-19 nedeniyle kaybetmenin büyük üzüntüsü içindeyiz. Değerli meslektaşımızın başta ailesi olmak üzere yakınlarının derin acısını paylaşıyor, tüm hekim, sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz.

COVİD-19 nedeniyle bugüne kadar Türkiye’den 27 hekim hayatını kaybetti.

Dr. İbrahim Örnek için İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde kendi ismine derslik açıldı.

Açılan dersliğin bilgilendirme panosunda Dr. Örnek’in fotoğrafıyla birlikte şu bilgilere yer verildi:

* İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu (1988).

* Uzmanlık eğitimini İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı’nda aldı. (1990-1996)

* Temmuz 2020’de salgınla mücadele ederken COVID-19’a yakalanarak hayatını kaybetti.

Yüksek Puan Alıp Tıp, Mühendislik gibi Bölümler Arasında Kalanlara Tavsiyeler!

0

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak görev yapan Op. Dr. Muhammed Altınışık, Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) yüksek puan alıp bölüm tercihinde kararsız kalan adaylar için sosyal medya hesabından bir değerlendirme yaptı ve bazı tavsiyelerde bulundu.

Meslek seçiminde öncelikle etkili olan faktörleri sıralayan Altınışık, şunları paylaştı;

“İlk 10 bine girip tıp, mühendislik, işletme gibi bölümler arasında kalanlara yönelik olarak, kendi açımdan hekimlik mesleğine bakış

Meslek seçiminde etkili olan temel faktörler:
a. Kabiliyetler
b. İlgi alanları
c. Değerler
d. Piyasa şartlarıdır.

Maalesef Türkiye’de temel alınan tek parametre; piyasa şartlarıdır. Halbuki istediğiniz meslek açısından kabiliyetli ve ilgili iseniz, bu meslek değer yargılarınıza da uygun ise, piyasa şartları, buradaki en önemsiz parametredir. Ki ilk 10 bine giren kardeşlerim hangi bölümü yazarsa yazsın, çok absürt bir durum olmadıkça geçimini sağlayacak bir iş bulur. Bu nedenle floodumu, “ilginiz, kabiliyetiniz ve değer yargılarınız” açısından hekimliğe bakabilmeniz için, piyasa şartlarına çok değinmeden yazacağım;

1. Hekimlik; öğretmenlik, aşçılık, kaporta ustalığı, polislik, terzilik, garsonluk gibi bir “hizmet sektörü” mesleğidir. Bu hizmet indirekt değil, direkt-doğrudan insana hizmettir. Bu tür sektörlerde çalışanlardan da güler yüz, fedakarlık, saygı; kısaca “hizmet” beklenir. Hizmette bir kusur olduğu zaman da, (hizmet alıcısı ve hizmet veren arasındaki karakter, saygı, sevgi, korku durumuna göre) iki taraf arasında; hiç sesini çıkaramamaktan tutun da, şiddet görmeye kadar değişen spektrumda bir ilişki biçimi ortaya çıkar (Garson-müşteriyi hayal edin).

Maalesef, bu spektrumda hekimlik, “fiziksel ve psikolojik şiddete uğrama” noktasına doğru, hızlı bir şekilde evrilmektedir:( İnsanlar, garsondan tuz isteyen müşteriler gibi (bunu bir hak olarak görerek) hekimden rapor, film, ilaç istemektedir. İstedikleri olmadığında da bunu bir hizmet kusuru olarak kabul etmekte ve psikolojik ve fiziksel şiddete başvurmaktadırlar. Öte yandan maalesef beklentileri, ulaşılması imkansız noktalardadır. Ameliyat sonrası gözleri açılan bir hasta, sevinç yerine “ama çok kaşınıyor” demektedir.

2. Hizmet sektöründe en zirveye de çıksanız, yaptığınız iş ve pozisyon değişmez, sadece ücretiniz ve duruma göre saygınlığınız artar, dolayısı ile tahammül etmeniz kolaylaşır ve tatmin duygunuz artar. Somer şef, sonuçta yine akşam gelen misafirleri memnun etmek zorunda olan bir şeftir, tek fark hizmetini pahalı satar. Hekimlikte de zirveye çıksanız, (profesör, özelde meşhur bir hekim vs), yine hastalara hizmet eden, güler yüz gösteren, nazlarını çeken bir hizmetkarsınızdır. Özelde çalışan, iyi kazanan bir hekim oldunuz diyelim; karşılığında 24 saat boyunca ulaşılabilirsinizdir, telefonunuz herkes tarafından bilinir, herkes sizi tanır, alışverişte, sokakta hizmet kesintisiz devam eder, her gün gerekli-gereksiz sorulara cevap vermek zorundasınızdır. Sürekli bir “hizmet, güler yüz ve ilgi” halinde olmanız gerekir, beklenir.

3. Hizmet sektörleri; müşterilerini memnun etmek isteyen popülist siyasetçiler, idareciler veya iş adamlarının, müşterilerin önüne attığı ilk sektördür. “Müşteri memnuniyeti” esastır çünkü. “Alo şikayet hatları” genelde müşteri lehine, sizin aleyhinize çalışır. Garsonlara genelde “kötü müşteri ile baş etme tüyoları” ders olarak verilir, kötü müşteri için ise kötü olmak bir haktır:) Bu durum hekimlikte de böyledir. Bu nedenle çok ciddi ve sağlam bir psikoloji ister.

4. Hizmet sektöründe çalışmak için üstün bir zekaya gerek yoktur, hatta bu bir dezavantajdır. Aynı işleri iyi yapmaktan, insanları memnun etmekten zevk alan, orta zekalı bir insan için hekimlik çok idealdir. Fakat sürekli inovatif işler yapan, kendini tekrar etmekten sıkılan, üst zekalı insanlar için hekimlik (daha sonra, geç de olsa kendinize uygun bir alan yaratamazsanız) cehenneme dönüşebilir. Dostlar bu flood bitmez, burada ara verelim:)

Muhammed Altınışı[email protected]

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ‘Yılın İntörnü’ Seçilen Doktora Ödül

0

Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) olarak, derneğimizin kuruluş amaçları içerisinde de yer alan    

  • Tıp öğrencilerinin acil tıp uzmanlığını seçmelerini desteklemek,    
  • Tüm hekimlerin ve tıp öğrencilerinin temel acil tıp konularında eğitim almalarını teşvik etmek ve eğitim standartlarını belirlemek,  

Bu amacımıza uygun olarak 2007  yılından beri düzenli olarak vermekte olduğumuz “Acil Servis Stajında Yılın En Başarılı İntern Doktor ” ödülümüze İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa  Tıp Fakültesi’nden Dr. Rabia CAN layık görüldü.

Covid – 19 Pandemisi koşullarından dolayı,  13.07.2020 tarihinde Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sait GÖNEN Bey’in makam odasında, Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Metin KAFADAR ve Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Emine Elif GÜZEL MEYDANLI Hanım’ın katılımlarıyla yapılan küçük bir törenle plaketimizi ve belgemizi Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar CANDER ve Prof. Dr. Mustafa Sait GÖNEN birlikte verdiler.

Ayrıca intern doktora ATUDER Başkanı  Prof. Dr. Başar CANDER, Acil Dahiliye kitabını imzalayarak hediye etti.

Maske ve Dezenfektan Kullanımı

0

Herkes için birincil hedef virüsten korunmak ancak sağlık personeli gibi yüksek riskli meslek grupları bu dönem tüm gün dezenfekte olmuş cilt ve maskeler ile çalışmak zorunda.

Karma Grup Medikal Olarak, Biyosidal ve Uluslararası tüm gerekli olan belgelere sahip ürünler ile sizleri daha korunaklı bir gün sağlamak için çalışmaktayız.

Sizlere dezenfektan ve maske kullanımın yararları hakkında bilgi vermek istiyoruz.

Dünya genelinde insanlığın yoğun bir iş temposu ve mecburi olarak içinde bulundukları sosyal çevre salgın hastalıklardan korunma olasılığını en aza indirgemiştir. Özellikle uluslar arası seyahatlerin sıklaşmasından sonra hastalıkların ülkeler arası hızla yayılmasına neden olduğunu yaşayarak öğrenmiştik. Günümüz koşullarında bu tip virüs ve bakteri kaynaklı salgın hala devam etmektedir. Salgın Hastalıklara karşı kişilerin alması gereken en etkili önlem ise kişisel temizliğe hususiyetle dikkat edilmesi gerekir.Özellikle gün içinde el yıkama sayı artırarak iş, güç arasında sık sık el yıkanmalıdır. Antibakteriyel ve antiseptik maddelerle başta eller olmak üzere yaşam alanımızda sıklıkla kullandığımız eşyaların da bu şekilde dezenfekte edilmesi gerekir. Çalışma masası, yataş çarşafları, telefon, çanta vb tüm eşyaların dezenfekte edilerek kullanılması gerekir. Çünkü Ellerin temizlenmesinin ardından hala dezenfekte olmamış masayı kullanmak veya yatakta yatmak çok da işe yarayan bir korunma yöntemi değildir.

Şimdi ise neden maske takmalıyız sorusunun cevabını örnekler ile beraber cevaplayalım.


1-Maskeyi zorunlu hale getiren ülkelerde virüsün yayılma oranı düşüyor.

2-Toplumun yüzde 80’inin sosyal mesafe ile birlikte ortalama koruyuculuğa sahip maske takması, ölüm oranını yüzde 45’e kadar düşürüyor.

3-Sadece yüzde 20 koruma sağlayan maskeler bile ölüm oranını yüzde 24 ila yüzde 65 düşürebiliyor.

4-Tek bir öksürük ile etrafa 3 bin damlacık yayılıyor. Damlacıklar, havada bir süre asılı kalabiliyor veya rüzgarla ilerleyebiliyor. Yüzeylere yapışabiliyor, Maske bu damlacıkların havaya karışmasını, yüzeylere bulaşmasını önlüyor.

5-Çin’deki bir araştırmada; 318 vakanın 317’sinde coronavirus en çok kapalı mekanlarda yayıldı.

6-Özellikle, toplu taşımada, restoranda, sinemada ve alışverişte maske takmak bu nedenle hayati önemde.

7-Maske tipi koruma açısından çok önemlidir, Tıbbi maske kullanıyorsanız günde 2 saat periyotlarda değiştirmeniz gerekiyor.bu süreç N95 Maskelerde Ventil ve Katman Farkı sebebiyle daha uzun sürelidir.

8-Piyasada Satılan bir çok bez maske, nano maske , kumaş maske gibi hiç bir koruyuculuğu bulundurmayan ürünler bu konuda en büyük tehditlerdendir.

9-Satın aldığınız maskelerde Uluslararası tüm belgeleri tam olduğuna tatmin olduktan sonra almanızı kesinlikle tavsiye ederiz.

10-Maskeler yıkanmaz, yıkandıktan sonra kumaş direncini kaybedeceğinden koruyuculuğunu kaybeder.

Bu zorlu süreçte tüm vatandaşlarımıza 3 Kural; ( MASKE – DEZENFEKTAN – SOSYAL MESAFE ) Kurallarına uymasını rica ve temenni eder Sağlıklı Günler Dileriz.

Muhammed Mücahit Suyabatmaz

KARMA GRUP MEDİKAL

Dünya’da 23 Doktora Verilen FAPSC Ödüllerinden Biri Türk Doktora da Verildi

0

Dünya’da 23 doktora verilmesi kararlaştırılan ve kısa adı FAPSC olan Asya Pasifik Kardiyoloji Cemiyeti ödülü, bu yıl Türk Doktor Sercan Okutucu’ya verildi. Covid-19 pandemisi nedeniyle online olarak gerçekleştirilen törende ödüle layık görülen Doç. Dr. Okutucu, ödülü Türk hekimleri adına aldığını belirterek, Dünya’da 23 doktor arasına bir Türk Doktor olarak girmenin gurur verici olduğunu söyledi.

Covid-19 pandemisi nedeniyle, online olarak gerçekleşen törende ödülünü alan Doç. Dr. Okutucu, “Gönül isterdi ki meslektaşlarımla yan yana bu törene katılabileyim. Fakat böylesi de güzel oldu, kendi evlerimizden online platform üzerinden farklı ülkelerden meslektaşlarımla kalp hastalıkları ve Covid-19 deneyimlerimizi paylaşabildik. Ülkemizde ve dünya genelinde kalp ve damar hastalıkları önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu alanda çalışmaya, araştırmaya ve insanlara yararlı olmaya devam edeceğim. Kendi birikimlerimi ve hocalarımdan öğrendiklerimi genç nesillere aktaracağım. Ailem ve bana emeği geçen hocalarıma teşekkür ederim” ifadelerine yer verdi.

Okutucu, 2006 Yılında girdiği Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda da Türkiye Birincisi olmuştu.

Haber

Genç Türk Hekim Omurilik Hastalarına Umut Olmak için MIT’de Araştırma Yapıyor

0

Dr. Mehmet KanıkMassachusetts Teknoloji Enstitüsü‘nde (MIT) sürdürdüğü ve Science dergisine kapak olan fiber kas teknolojisi projesine ilişkin yaptığı açıklamada, kasların insan vücudunda en önemli yapılardan biri ve inanılmaz bir nimet olduğunu, kol ve bacak kaslarının insana karmaşık, hassas ve güç gerektiren işleri gerçekleştirme olanağı verdiğini söyledi.

Gözler ve yüzdeki kasların, insanların kendini ifade edebilmesi için hayati önemde olduğunu vurgulayan Kanık, şunları kaydetti:

“Sevdiğiniz bir insanın size gülümsediğini düşünün; o gülümsemenin altında sizi duygulandırmak için çalışan yüz binlerce kas fiberi bulunmakta. Ya da daha genel olarak Messi futbol oynarken, bizi kaslarını mükemmel kullanması ile nasıl hayran bıraktığını düşünün. Bütün bu çeşitli ve karmaşık aktivitelerin altında kasların mükemmel yapısı ve uyum içerisinde çalışması bulunmakta. Benim üzerinde çalıştığım konu ise yaratılış olarak bu denli karmaşık ve fonksiyonel olan kaslardan ilham alarak yapay bir kas meydana getirmek.

Yapay kas üretirken sentetik polimer malzemelerden faydalanıyoruz. Belirli termomekanik özelliklere sahip malzemeleri birleştirerek çoklu yapıya sahip, ısı, elektrik, ışık ya da farklı sitimulasyon kaynakları ile aynı insan kaslarında olduğu gibi kasılıp gevşeyen ve bu hareketini algılayan geri besleme mekanizmasına sahip kompozit fiber kaslar geliştiriyoruz.”

“Hastaların finansal yükünü en az yüzde 50 azaltacağını öngörüyoruz”

Mehmet Kanık, klasik omurilik hastalıkları tedavisinde kullanılan medikal gereçlerin yüksek fiyatına dikkati çekerek, Amerikan sağlık sisteminde bu ameliyatlarda kullanılan tek bir vidanın 400 ila 1.800 dolar fiyat aralığında satıldığını bildirdi.

Paslanmaz çubukların tanesinin 3 bin dolara satıldığını aktaran Kanık, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Tek aşama lumbar ya da anterior cervical füzyon ameliyatı 65 bin ila 100 bin dolar arasında değişmekte. Bunlar astronomik rakamlar. Bir de indirekt harcamalar var; fizik tedavi, evde bakım, ilaçlar gibi… Sonuç olarak, sadece Amerika’da yıllık 10 milyar dolar omurilik implantlarına harcanıyor. Bu ameliyatlar ve implantlar, bu kadar pahalı olmasına rağmen hastaların yüzde 26’sı tekrar ameliyat olmak için hastaneye başvuruyor. Ben ve takımım bu olağanüstü durumun hem insani hem de finansal yönlerine yeni keşfettiğimiz bu fiber tabanlı yapay kas ile çözüm getirmeye çalışıyoruz. Yeni geliştirdiğimiz implantlar, şu anda bulunan implantlara göre çok daha dayanıklı ve insan biyomekaniğine uyumlu olmakla beraber çok daha ucuz olacağını ve hastaların şu anki olumsuz finansal yükünü en az yüzde 50 oranda azaltacağını öngörüyoruz.”

HABER

Maalesef İki Doktor Daha COVID19 Nedeniyle Hayatını Kaybetti!

0

Diyarbakır’da Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak çalışan 69 yaşındaki Dr. Halil Yücel Kutun, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Dr. Kutun, 1976 Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu idi.


Maalesef bir acı haber de Kahramanmaraş’tan geldi, Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nde Psikiyatri Uzmanı olarak görev yapan 35 yaşındaki Dr. Mustafa Özlü #COVID19 nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Dr. Özlü,1985 yılında Osmaniye’de doğdu. 2010 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi.  2013-2017 yılları arasında psikiyatri uzmanlık eğitimini tamamladı.

2017 yılından beri Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nde psikiyatri uzmanı olarak çalışmaktaydı. Dr. Mustafa Özlü, evli ve 2, 4 yaşlarında iki çocuk babası idi.

Tıp Fakültesi Tercih Etmeyi Düşünen Adaylar için Özel Online Program

0

Bugünün hekimleri ve tıp fakültesi öğrencileri olarak geleceğin tıbbıyelilerine ışık tutabilmek adına İstanbul Tıp Fakültesi Tanıtım ve Oryantasyon Kulübü Akademedikal 2020 programını düzenliyor. Tıp fakültesi tercih etmeyi düşünen aday öğrenciler için bir günlük tıp eğitimi deneyimini online yaşatmayı vadeden program teorik ve uygulamalı derslerle hazırlanmış olup aday öğrencilerin hekimlik yolculuğuna başlamadan önce karar vermelerine yardımcı olmayı hedefliyor.

11 Temmuz Perşembe günü başlayacak olan Programı izleyebilmek için aşağıdaki linkten formu doldurarak kayıt yaptırmanız gerekmektedir.
Başvuru için : https://forms.gle/A22e838u2UntczFE7
@istanbultiptanitim

Hekim Hakları Derneği Başkanı “HEKİMLERİN SORUNLARINI ÇÖZECEĞİZ”

0

16 Ağustos tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek olan İstanbul Tabip Odası seçimlerine adaylığını açıklayan Hekim Hakları Derneği Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Adem Akçakaya, önemli açıklamalarda bulundu. Hekim Hakları Platformu adına yaklaşık 1 yıldır seçim çalışması yürüten Akçakaya, “2004 yılından bu yana seçimleri arkadaşlarımızın oy kullanmaya gelmemeleri nedeniyle kazanamıyoruz ve delege çıkaramıyoruz. Bu sefer farklı olacak, iddialıyız” dedi.

Mevcut tabip odasının aksine sadece meslek sorunlarıyla ilgilenmeyi vaat eden Akçakaya, “Sağlık sisteminde hekimlerin sorunları çözülmeden tam başarı sağlanamaz. Çünkü şu an kaybedilen itibar, mesleğimizdeki sorunlar, sağlık sistemindeki problemler, hekimlerin durumu ile birebir ilişkilidir. Hekimler sağlık sisteminin dinamosudur. Hekim olmadan sistem çöker” dedi.

HEKİMLERİN SORUNLARINI ÇÖZECEĞİZ

Çözümsüzlüğün diyalogla çözüleceğini savunan Akçakaya, “İdarenin, iktidarın iyi yaptığı şeylerde birlikte olalım, yapamadıklarında diyalog içinde olalım. Bizim siyasetle işimiz olmamalı, mesleğe ne katarız buna bakacağız” diye konuştu.

Türkiye’nin son 15 yılda sağlık alanında önemli atılımlar yaptığını da hatırlatan Prof. Akçakaya, “Sağlık yatırımlarının başarılı olduğunu Covid süreci de destekledi. Ancak hekim ve sağlık çalışanları açısından özlük haklarında çok ciddi kayıp ve eşitsizlikler var. Aynı işi yapan kişiler hem maaşlarında hem de emekli olduklarında adaletsizlikler yaşıyor. Bizim isteğimiz bunları düzeltecek güçlü bir meslek odası oluşturmak. Etkin bir tabip odası için her kesimin temsil edilmesini sağlamalıyız. Hekimlerin adil, liyakata dayalı, emeğinin karşılığını aldığı, huzur içinde çalışabileceği bir ortam oluşturmak meslek odalarının temel görevidir. Biz bunun için göreve talibiz ” şeklinde konuştu.

İSTANBUL VE ANKARA KRİTİK ÖNEMDE

Yapısal anlamda da değişikliğe gidileceğini kaydeden Akçakaya, “1 oy farkla seçim kazanan kişiler tüm yetkiyi elinde bulundurarak diğerlerini dışlıyor. 35 bin hekimin bulunduğu camiada 4-5 bin oyla yönetim seçiliyor. İstanbul ve Ankarayı kazanan 60-70 kadar delege göndererek Türk Tabipleri Birliği’nde de söz sahibi oluyor. Katılımcı, çoğulcu, siyasetten uzak, herkesin sesini duyurabileceği bir yönetim vaat ediyoruz. Şu anki yapı marjinal söylemlerle dikkat çekiyor. Kişisel olarak herkes istediği şeyi savunabilir ama bunları konuşmak meslek örgütlerinin işi değil. “Yapılmayanı yapmaya, çözülmeyeni çözmeye geliyoruz” diyerek yola çıktık. Bu meslek için yapılması gereken birçok şey var ama hiçbiri yapılmıyor. Biz gerçekten meslektaşlarımızın mağduriyetleri ve sağlık sisteminin sorunlarıyla ilgileniyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

HEKİMLERE AÇIK ÇAĞRI

Yönetimin çoğulcu bir katılımla seçilmesi gerektiğini savunan Prof.Akçakaya, 16 Ağustos’ta Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek seçimlere tüm hekimlerin katılması yönünde çağrıda bulundu.
Yeni Şafak

Bir Garip Mezuniyet !

0

Biz Kocaeli Tıp öğrencileri olarak bu sene online bir törenle mezun edildik. Ancak bu tören hiç umduğumuz gibi olmadı.

Mezuniyetin online yapılacağı bize çok geç haber verildi. Fikrimiz sorulmadı. Biz açık alanda diğer üniversiteler gibi sosyal mesafeye uyarak bir tören yapmak istedik. Bunun için çeşitli alternatif teklifler sunduk. Ancak tüm tekliflere kulak tıkandı ve söylediklerimiz yok sayılarak online mezuniyette karar kılındı.

Daha sonra online mezuniyet zorunlu tutuldu. Bu mezuniyetimiz için beyaz önlük giymemiz söylendi. Yayını ailelere Youtube aracılı izletebileceğimizi söylediler. Biz de elimizdekiyle yetinmek umuduyla sabah hazırlanıp ekran karşısına geçtik. Yayın başladığında hepimizin görüntüleri açıktı. 250 kişi beyaz önlükle bekliyorduk. Daha sonra görüntülerin hepsi kapatıldı, seslerimiz zaten kapalıydı. Dönem birincisi arkadaşımız konuşurken onu da göremedik. Chatten yazdık kameralarımızı açın diye açmadılar. Mezunların isimleri dahi okunmadı.

Son olarak en azından yemin edeceğiz diye heveslendik ancak o esnada bile kamera ve mikrofonlarımız kapalıydı. Kimse yemini tekrarlayamadı. Yeminin ardından bir veda konuşması bile yapılmadan törenimiz bitmiştir denildi ve program kapatıldı.

Kısacası tören boyunca aileler ve biz siyah bir ekran izlemek zorunda kaldık. Bu tören bizim değildi. Yeminimizi edemediğimiz için #Yeminsizdoktorlar olarak böyle bir video çekmek istedik.

Türk bilim insanları: MRG teknolojisinde kanserli dokuların tespiti için sensör geliştirdi

0

Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Kocatürk’ün ABD Georgia Teknoloji Enstitüsünden Prof. Dr Levent Değertekin ile geliştirdiği sensör, Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) teknolojisinin kanserin teşhis ve tedavisinde kullanılmasının önünü açıyor.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Özgür Kocatürk ve Levent Değertekin’in, MRG teknolojisinin kanserli dokuların tespitinde kullanılabilmesi için geliştirdiği sensörün patenti de alındı.

Sensör sayesinde artık MRG esnasında vücut içindeki metal parçalar görüntülenebiliyor ve bunların aşırı ısınmasının da önüne geçilebiliyor. Doktor tarafından kullanılan kataterin üzerine bir kılıfla kolayca yerleştirilebilen bu sensörlerin daha da geliştirilmesi için ABD Ulusal Sağlık Enstitülerinden (NIH) Boğaziçi’nde kullanılmak üzere yaklaşık 1 milyon 600 bin liralık destek alındı.

İlk prototipleri hazırlanan projeyle ilgili bilgi veren Özgür Kocatürk, radyolojide kanserli dokunun tespitinde X Işını Tabanlı Bilgisayarlı Tomografi teknolojisinin kullanıldığını, biyopsi işlemi sırasında da genellikle ultrason görüntüleme yönteminin tercih edildiğini anlattı.

Bu teknolojide vücuttaki yumuşak doku ve kanserli bölgenin görünmediğini belirten Kocatürk, şöyle devam etti:

“Bu nedenle doktorlar biyopsi esnasında birçok kez, kanserli dokuya denk gelmek için örnek almak zorunda kalıyor. Çünkü tam yerini görüntüleyemiyorlar. Örneğin prostatta bir şüphe varsa ultrason görüntüleme cihazlarında kanserli doku görünmediği için birçok kez biyopsi iğnesinin kullanılması gerekiyor. Bu uygulama organda kanser varsa bunu tespit etme şansınızı arttırıyor. Ancak hem doku zarar görebiliyor hem de kanseri diğer dokulara da yayma riski ortaya çıkıyor. Öte yandan MRG altında yapılırsa yumuşak dokuyu ve dolayısıyla kanserli bölümü net bir şekilde görme şansı veriyor.”

Önümüzdeki dönemde testleri yapılacak

Kocatürk, geliştirdikleri akusto-optik tabanlı sensörle kullanılan medikal cihazların MRG altındaki konumunu belirlemek için taşınması gereken radyo sinyalleri uzun ve ısınma riski taşıyan kablolar yerine, fiber optik kablolar ile MR cihazına iletilerek görüntülemenin sağlandığını kaydetti.

Akusto-optik tabanlı sensörü özel bir kılıfın içine koyduklarını, doktorların bu kılıfı ameliyathane ortamında operasyona bağlı olarak kullanmayı hedefledikleri medikal cihazın üzerine kolayca yerleştirebildiğini ifade eden Kacatürk, kılıfın prototiplerinin hazır olduğunu, iki ayrı uluslararası patent aldıklarını, önümüzdeki dönemde de ABD’de hayvanlar üzerinde testlerin yapılacağını anlattı.

Süreç ilerlediğinde klinikte kullanım için gerekli olan FDA onayı için başvuruların gerçekleşeceğini dile getiren Kocatürk, “Birkaç yıl içerisinde makul bir maliyetle üretilebilecek bu sensörlerin pek çok girişimsel radyoloji uygulamasında kullanılmasını hedefliyoruz. Bu sayede başta prostat, meme, karaciğer olmak üzere farklı kanser türlerinin tanısı ve tedavisinde MRG’nin avantajlarının kullanılması için büyük bir adım atılmış olacak. Bu doğru tanı ve tedaviyle daha çok insanın hayatını kurtarmak demek.” değerlendirmesinde bulundu.

Sağlık Bakanı: Hastanelerimiz normale dönüyor, ikinci dalga beklemiyoruz!

0

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Kovid-19’la mücadele ile ilgili, “Normal şartlara dönmediğimizi, planlı bir şekilde normal şartlara dönmeye çalıştığımızı unutmamalıyız.” uyarısında bulundu.

Koca, açıklamasında, “Tedbirlere uymak eğitim şartlarının normalleşmesi anlamına geliyor. Yeni takvim başladığında öğrencilere güvenli şartları hazırlamış olmalıyız.” dedi.

“1 Haziran’dan itibaren tedbirlere uyulmazsa, hastalığın daha fazla yayılma imkanına kavuşacağı açıktır.” ifadelerini kullanan Koca, “Maske yüzde yüz olmasa da uyum gösterilen bir tedbirdir. Bu tedbiri ihmal eden veya maskesini kuralına uygun şekilde takmayan vatandaşlarımızdan ricam, konunun ciddiyetini hatırlamalarıdır.” şeklinde konuştu. 

Koca, “Normalleşme süreci eski alışkanlıklarımıza dönüş değildir. Tedbirlere uymazsak başa dönebiliriz.” ifadelerini kullandı.

“İkinci dalga beklemiyoruz”

“Maske ve 1,5 metre mesafe, birlikte uyulması gereken tedbirlerdir. İkisinden biri tek başına koruyucu olmayabilir.” uyarısında bulunan Koca, “Mevcut şartlarda sizlerin, salgın ve tedbirler konusundaki ferasetini de dayanak kabul ederek diyebiliriz ki ikinci dalga beklemiyoruz.” dedi.

“Kovid-19 tedavisi tamamlananların sayısı 130 bin 852 oldu”

Bakan Koca, Türkiye’de son 24 saatte 867 kişiye Kovid-19 tanısı konulduğunu, 24 kişinin hayatını kaybettiğini ve toplam vaka sayısının 166 bin 422, can kaybının ise 4 bin 609 olduğunu açıkladı.

Koca, son 24 saatte 931 kişinin daha iyileşmesiyle Kovid-19 tedavisi tamamlananların sayısının 130 bin 852 olduğunu kaydetti.

“Hastanelerimiz artık olağan hizmetlerine geçmeye başlıyor”

Kovid-19 tedbirleri ile ilgili, AVM gibi kalabalık ortamlara gidildiğinde 3 saatten fazla kalınmaması uyarısında bulunan Koca, “Hastanelerimiz artık olağan hizmetlerine geçmeye başlıyor, polikliniklerimiz her zamanki hastalıklar ve hastalarla daha çok ilgilenecek, ertelenmiş tedaviler için randevu verecekler.” dedi.

“Kara görünmüştür ama deniz durulmuş değildir”

Sağlık Bakanı Koca, “Kara görünmüştür ama deniz durulmuş değildir. Yakalanmaktan kaçınacağımız olası dalgalar var.” ifadelerini kullandı.

Son vakanın tespit ve tedavisine kadar riskin devam edeceğini belirten Koca, “Son vakayı en kısa zamanda görmek tedbirlere uymakla mümkündür.” şeklinde konuştu.

65 yaş ve üzerindekilerin sokağa çıkma kısıtlaması

Sağlık Bakanı Koca, 65 yaş ve üzerindekilerin daha fazla sokağa çıkmasına yönelik bir düzenleme üzerinde çalışıldığını bildirdi.

“Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması ile ilgili karar alınmadı”

Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamasıyla ilgili genel karar alınmadığını belirten Koca, Kovid-19 vakalarına göre il bazında uygulanabileceğini söyledi.

Toplu taşımada Kovid-19 tedbirleri

Baka Koca, Toplu taşımada Kovid-19 tedbirleri ile ilgili de “Şehir içinde koltuk sayısından fazla kişi araca alınmayacak.” dedi.

“Zorunlu olmadıkça sağlık kuruluşlarına gitmeyelim”

Bakan Koca, “Gerekli olduğunda sağlık kuruluşlarına müracaat edelim, bunu MHRS üzerinden yapalım. Zorunlu olmadıkça sağlık kuruluşlarına gitmeyelim.” uyarısında bulundu.

25 MAYIS “DÜNYA TİROİD GÜNÜ”! Uzmanlar Tiroid Hastalıkları İle İlgili Merak Edilen Soruları Cevaplıyor! VİDEO

0

TİROİD HASTALIKLARI HER YAŞTAN İNSANDA GÖRÜLÜYOR

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) Tiroid Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Ersin Akarsu, 25 Mayıs “Dünya Tiroid Günü” kapsamında yaptığı açıklamada, her yaştaki insanı ilgilendiren tiroid hastalıklarının milyonlarca kişi için değişik sağlık problemlerine yol açtığına dikkati çekti.

Türkiye’de de oldukça yoğun tiroid hastası olduğunu ve çok başarılı tedaviler uygulandığını belirten Prof. Dr. Akarsu, hastalık hakkında bilgiler verdi.

Prof. Dr. Akarsu, tiroid bezinin metabolizma hızının ana kontrol ögesi olan tiroid hormonlarını üretip depoladığını, bu hormonların tüm vücut dokularının ve organlarının doğru çalışması için gerektiğini vurgulayarak, tiroid fonksiyon bozukluğunun tüm dünyada, özellikle kadınlarda çok yaygın olduğunu, ayrıca bu tür sorunların daha erken yaşta ortaya çıktığını anlattı. Yakın zamanda doğum yapmak, menopoz sırasında ortaya çıkan hormonal değişiklikler gibi bazı dönemlerin kadınları tiroid sorunlarına karşı daha duyarlı hale getirdiğini aktaran Prof. Dr. Akarsu, tiroid fonksiyon bozukluğu riskinin yüksek olduğu durumları şöyle sıraladı:

“Ailenizde tiroid sorunları varsa (hipotiroidi ve hipertiroidi, tiroid kanserleri), Tip 1 diyabet gibi bir otoimmün hastalığınız varsa (hipotiroidi ve hipertiroidi), 60 yaş üstündeyseniz (hipotiroidi ve hipertiroidi), kişisel öykünüzde tiroid hastalığı varsa veya tiroid ameliyatı geçirdiyseniz, Down veya Turner sendromunuz varsa (hipotiroidi), kişisel öykünüzde lityum kullanımı mevcut ise (hipotiroidi), ilaçlarla aşırı miktarda iyot almışsanız (hipertiroidi ve hipotiroidi), radyasyon tedavileri görmüş veya boyun bölgenize ışınlama (radyoterapi) yapılmışsa, beyaz ırk ve Asyalılar diğer ırklardan üç kat daha fazla risk altındadır.”

İYOT EKSİKLİĞİNİN ETKİSİ

Prof. Dr. Ersin Akarsu, dünyada yaklaşık 1,6 milyar insanın risk altında bulunduğu iyot eksikliğinin, dünyanın en sık görülen hastalıklarından olduğunu, iyotun hipotiroidi (yetersiz tiroid bezi çalışması) ve hipertiroidinin (fazla tiroid bezi çalışması) gelişiminde önemli bir faktör olduğunu vurguladı.

İyotun tiroid hormonu üretiminde, fetüsün ve yeni doğan bebeğin gelişiminde temel bir unsur olduğunu belirten Prof. Dr. Akarsu, şöyle devam etti:

“Yaşamın tüm evrelerinde sağlık açısından vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Vücudumuz iyot üretemediğinden, sağlıklı bir beslenmeyle düzenli olarak tedarik edilmelidir. Dünya Sağlık Örgütünün bir raporuna göre, iyot eksikliği dünya genelinde yaklaşık 54 ülkede görülmektedir. Ülkemizde de iyot eksikliği ciddi bir halk sağlığı problemi olup 1998-2000’de başlayan sofra tuzlarının zorunlu iyotlanması ve iyotlu tuz tüketimiyle özellikle şehir merkezlerinde bu sorunun önüne geçilmiştir.”

KORONAVİRÜS SALGININDA TİROİD HASTALARI İÇİN ÖNERİLER

Prof. Dr. Ersin Akarsu, tiroid hastalığı olan kişilerde koronavirüs enfeksiyonu riskinin arttığına veya seyrinin kötüleştiğine dair veri bulunmadığına işaret ederek, “Tiroid hastalıkları için kullanılan ilaçlar, bağışıklık sistemini zayıflatmaz. Virüsten korunmak için yapılan genel öneriler, tüm tiroid hastaları için de geçerlidir.” uyarısında bulundu. Tiroid bezinin az çalıştığı hipotiroidi hastalarının, tiroid hormonu alanların kontrollerinin bu dönemde ileri tarihlere ertelenebileceğini, ancak ilaç dozunun değiştirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Akarsu, şunları söyledi:

“Tiroid bezinin çok çalıştığı hipertiroidi hastalarında antitiroid ilaç (metimazol, propiltiyourasil) kullananlarda zamanında ölçüm yapılarak ilaç dozu ayarlamak gerekebilir. Uzun süre ölçüm yaptırmadan antitiroid ilaçları kullanmak doğru değildir. İlacınızın dozunu kendiniz değiştirmeyin. Kesin kararı hekiminiz verecektir, hekiminizi arayarak öğrenebilirsiniz. Tiroid bezinin fazla çalışması nedeniyle antitiroid ilaç (metimazol, propiltiyourasil) kullanan hastalarımız; boğaz ağrısı, ateş yüksekliği, gribal enfeksiyon gibi bulgularınız olursa ilacınızı kesin ve en yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Yukarıda bahsedilen şikayetleriniz yoksa ilaçlarınızı kesmeyin.”

TOPLUMU BİLGİLENDİRMEK İÇİN BİLGİLENDİRİCİ VİDEOLAR HAZIRLANDI

Halen yaşamakta olduğumuz ve Ülkemizi de etkileyen Koranavirüs salgını dolayısıylabu yıl 25 Mayıs Dünya Tiroid Gününde hastalarla yüz yüze toplantılar düzenleyemediklerini ifade eden Prof. Dr. Akarsu, “Bunun yerine hastalarımızı ve toplumumuzu bilgilendirmek amacıyla, Ülkemizin çeşitli şehirlerinde görev yapan TEMD Tiroid Çalışma Grubu üyeleri içinden 16 arkadaşımızla birlikte guatr, tiroid nodülü, tiroid kanseri, hipertiroidi ve hipotiroidi, gebelerde tiroid hastalığı, tiroid ilaçlarının kullanımı, tiroid fonksiyon bozukları, iyot eksikliği ve yeterli iyot almanın önemine dikkat çeken, bu arada Koronavirus salgını döneminde çeşitli tiroid hastalıklarının takip tedavisi için bazı faydalı bilgileri de içeren video kayıtları yaptık. Bu video kayıtlarını gerek Derneğimizin www.temd.org.tr web sayfasında gerekse diğer bazı internet kanalları yoluyla yayınlıyoruz. Yaptığımız bu çalışmanın hastalarımız için faydalı olacağını umuyoruz.“ dedi.

1,061,813BeğenenlerBeğen
235,793TakipçilerTakip Et
46,133TakipçilerTakip Et
4,570AbonelerAbone

Yeni

Tıklayın

Trend