Göz ardı edilen gerçek; Hekimlerin artan intihar oranları

Dün kulaktan kulağa yayıldı. Henüz teyit edememiştik, fısıltılar Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’nde pediatri asistanı olan Dr. Ece Ceyda Güdemek geride çalışma koşullarının ağırlığından da şikayet ettiği bir not bırakarak hayatına son verdiği yönündeydi.

Bugün o habere başka bir haber daha eklendi;

Batman’da, Bölge Devlet Hastanesi’nde yaklaşık 1,5 yıldır Kalp Damar Cerrahı olarak görev yapan 39 yaşındaki Uzman Dr. Ergin Karakuş, evinde damar yoluyla vücuduna enjekte ettiği ilaç ile intihar ederek yaşamına son verdi!

Uzman doktorun evinde, parçalanmış cep telefonu ve “Bıktım baş ağrılarından” yazan bir not bulundu.

Doktor Karakuş’un  ailesinden ayrı mecburi hizmetini yapmakta olduğu haberini aldık sonra..

Son yıllarda giderek artan bir oranda hekim intihar vakaları haberleri geliyor. Dr. Melike Erdem SABİM ihbar hattı baskısı ve uğradığı soruşturmalar sonrasında 30 Kasım 2012 günü çalıştığı hastanede hayatına son vererek aramızdan ayrılmıştı.

Şimdi sizlere bir tablo çizelim;

Ailenizin ve kendinizin binbir emeği ile en zorlu sınavlardan başarı ile geçip tıp fakültesine girmişsiniz. Mezun olduğunuzda, devlet hizmet yükümlülüğü adı altında sizi bir hastaneye gönderiyorlar; hastane şartlarının yetersiz, idarenin kusurlu olduğu bir sistemde çalışıyorsunuz. Çok fazla iş yükünüz var; hastalarınıza yeterince zaman ayıramıyorsunuz (çünkü sistem size 15 dakika müsaade ediyor), zaman ayırmak isterseniz eğer hastaları bekletme endişeniz oluyor. Zamanı kısaltsanız yeterince iyi hizmet veremediğinizin endişesi oluşuyor. İdari saçmalıklar ile de uğraşıyorsunuz. Sağlık sistemi ile ilgili bütün sıkıntıların halk tarafından muhatabı siz oluyorsunuz. Sürekli bir boğulmuşluk hissi ile yaşarken üstüne bir de şiddet ekleniyor. Sizi koruyan bir yasal düzenleme de yok.

Hasta haklarının olduğu ama sağlık çalışanı hakkının olmadığı, dile bile alınmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Bir hasta bize küfrettiğinde ya da tehdit ettiğinde en fazla bir tutanak tutabiliriz, ki onu da ya hastadır der yapmayız ya da onu yazacağıma poliklinik yoğunluğunu azaltayım diye düşünürüz. Eğer şiddet olduysa polise şikayette bulunduğumuzda polis hastadır hocam affedin ya da hocam bunlardan bir şey çıkmaz diye bizi ikna etmeye çalışır.

Dünyanın en zor sınavlarından biri olarak kabul edilen Tıpta Uzmanlık Sınavına giriyorsunuz ve başarılı olup bir eğitim programına başlıyorsunuz. Asistanlık ortamında nöbet ertesi dinlenmenize izin verilmeden 36 saat çalışıyorsunuz. Yasal izninizi almak isterseniz hocalarınız tarafından tehdit ediliyorsunuz. Mobbing görüyorsunuz ve bunca yoğunluğun arasında SABİM hattından gelen şikayetlere savunma hazırlıyorsunuz. (Bir tane şikayet örneği iliştirelim şuraya; acil ameliyata girdiği söylenen doktor bizi 35 dakika bekletti. Sıra ilerlemiyor.. ) Kendi yaşadıklarımdan örnek vereyim; asistanken ölüm tehditi de aldım ben.  Koca iki adam, bir kadına gelip ölüm tehditleri yağdırdılar. Sebep ne derseniz bakamadıkları, her tarafında yatak yaraları açılmış annelerini servisime yatırıp, günlerce takibini yapıp, durumunu iyileştirdikten sonra taburculuk önermem.  Kanama nedeniyle, hayat kurtarıcı adım olarak rahmini aldığım hastanın eşi ve kaynanası, bu kadını biz şimdi ne yapalım diyerek üzerime yürüdüler.

Hekimlerin topluma göre intihar nedeniyle ölüm oranlarının daha fazla olduğu 150 yıldan daha fazla bir süredir biliniyor. Erkek hekimler toplumdaki diğer erkeklere oranlar iki kat daha fazla intihar nedeniyle ölürken, kadın hekimlerde oran toplumdaki diğer kadınlara nazaran 2-3 kat daha fazla görülmekte.

Ne yazık ki, hekimler genel popülasyona kıyasla kanser ve kalp hastalığından küresel olarak daha düşük mortalite riski taşıyor olsalar da (muhtemelen öz bakım ve erken teşhis konusundaki bilgi ile ilişkili olarak), hekimlerde intihardan ölme riski son derece yüksektir.  Belki de daha da endişe verici olan; intihar, tıp öğrencileri arasında ölümün,  kazalardan sonra  en yaygın nedenidir.

İnsanları tıbba yönlendiren kişilik özellikleri (mükemmeliyetçilik, detaylara takıntı), onları aynı zamanda depresyona karşı savunmasız bırakabiliyor. Buna artan iş yükü, sabim şikayetlerini, stresi ve hastalar ile uğraşmanın duygusal etkilerini de eklerseniz ortaya çıkan tablo; TÜKENMİŞLİK oluyor. OHAL nedeniyle hekimlerin aile bütünlüğünün bozulması da depresyon durumunun şiddetini artıran ve daha da önemlisi belirtilerin tanınmasını zorlaştıran yalnızlığı da beraberinde getirdi. Ne hikmetse aile bütünlüğü diğer meslekler için esas iken hekimlerin  (”stratejik personel” etiketi adı altında) aile bütünlüğünün önemsiz olduğunu görüyoruz.

 

Ben bu yazıyı yazarken arkadaşlarım bir intihar haberi daha verdi; Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 4. sınıf tıp öğrencisi intihar etmiş.

Biz ne kadar öneri de sıralasak, bu konuyu ne kadar gündeme de getirsek nafile.. Sağlık sistemi hasta ve hekim iletişimini güçlendirecek şekilde tekrar düzenlenmeli.

Yoksa koca koca hastaneler ve tıp fakülteleri açmak ile hizmet olmuyor.

Öncelikle sağlık hizmetini veren herkesin  durumunu düzeltmek gerekiyor ve buna sağlık çalışanların ruh sağlığını da düşünerek başlamak gerekli..

Op. Dr. Kübra IRMAK
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here