Dicle Haber Ajansı’nın 8 Eylül 2016 tarihli “Kürt halkının temsilcisi Apo’dur” üst başlıklı haberinde, KESK, DİSK Başkanlarının yanı sıra İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez’in açıklamalarına da yer verilmiştir.

 

Bu haberde yer alan hatalar nedeniyle hem müvekkil hem de başkanlığını yürüttüğü İstanbul Tabip Odası hakkında ağır ithamlarda bulunulmuş ve müvekkil açıkça hedef haline getirilmiştir. Bu nedenle söz konusu haberdeki hataları düzeltmek ve bazı hususlara açıklık getirmek amacıyla Dicle Haber Ajansı’na düzeltme metni gönderilmiştir. Bu metin haber ajansı tarafından 23 Eylül 2016 tarihinde yayınlanmıştır.

 

Müvekkil Prof. Dr. Selçuk Erez’in açıklaması şöyledir;

 

“Habere konu açıklamama ülkenin bölünmez bütünlüğünden yana olduğumu belirterek başlamıştım. Bu düşüncemi tekrarlamak isterim. Bunun yolunun masaya oturulmasından, barış görüşmelerine hemen başlanmasından geçtiğini pek çok vesileyle belirtmiştim. Halen de bu fikirdeyim. Habere konu olan açıklamalarımdaki anafikir/asıl fikir de budur.

 

Ülkemizde yıllardır süren, binlerce insanımızı kaybetmemize neden olan çatışma ortamı eninde sonunda Kuzey İrlanda’da olduğu gibi masada sona erecektir. Asıl mesele, “masaya şimdi mi oturmalı, sonra mı oturmalı” sorusuna doğru cevabı verebilmektir. Binlerce kişinin ölmesini ve toplumdaki öfke ve nefretin daha da derinleşmesini istemiyorsak, keza hep birlikte, bir arada yaşamak istiyorsak bu soruyu “şimdi!” diye yanıtlarız. Çünkü barış talebi, bizim için konjonktürel değil her koşulda ve ısrarla savunulması gereken bir ilkedir.

 

Hekimlik mesleği doğası gereği insan hayatını her şeyin önüne koyar ve asıl olarak ölümlerin durmasını önceler. Ben de hem bunca yıllık hekim hem de hekimlerin meslek örgütünün başkanı olarak insanların ölmemesi için ne gerekirse yapılmasının bu ülkenin öncelikli meselesi olduğuna inanıyorum. Bir kez daha ve ısrarla Kürt sorununda çözüm için adımların atılmasını, barışın sağlanmasını ve daha fazla insanın ölmemesini istediğimi/ istediğimizi yineliyorum.

 

Nitekim, söz konusu haber için tarafıma yöneltilen sorulara da bu yaklaşım çerçevesinde cevaplar verdim.

 

Tam olarak “Kürtleri kim temsil eder?” diye soruldu. Cevaben “bunu saptamak bana değil Kürtlere düşer, buradaki ve Avrupa ülkelerindeki desteğe bakılırsa keza “çözüm süreci” olarak adlandırılan dönemde mevcut hükümetin yaklaşımına bakılırsa Abdullah Öcalan olabilir” dedim.

 

“Apo’nun durumunun bilinmemesi açlık grevlerine yol açtı, ne düşünüyorsunuz?” diye soruldu, cevaben “Bir tutuklu veya hükümlüden haber alamayan yakınlarının bu konuda sonuç almak için seçtikleri demokratik bir yoldur, eleştirmem” dedim.

 

Türklerin ve Kürtlerin bulundukları her yerde ve yaşamın her alanında barış talebinde ısrarlı olmaları ve ortak mücadelesiyle barışın gelebileceğini ifade ettim. Söylediklerim bunlardan ibarettir.

 

Konuya ilişkin genel yaklaşımım bilindiği halde bu haberi daha da çarpıtarak şahsıma suç isnat etmeye çalışanlar aynı zamanda başkanlığını yaptığım İstanbul Tabip Odası’na kayyum atanmasını talep edecek kadar pervasızlaşabilmekte, her dönem aday oldukları halde seçimlerini kaybettikleri Tabip Odası’na mevcut AKP iktidarının da desteği ile kayyum olarak gelmenin hayalini kurmaktadırlar.

 

Bu tablo aynı zamanda yaşadığımız toplumsal iklimin ne denli kutuplaştığının ve demokrasiyi içselleştiremeyenlerin gerçek yüzünün de bir göstergesidir.

 

Bu üsluba, bu karalamalara, bu nefrete “barış hemen şimdi” diyenler ilk kez maruz kalmıyor. Ama bu saldırılara, hedef göstermelere rağmen barış sözünden vazgeçmeyeceğiz.”

Bir Cevap Yazın